Bazı renkler silik çıktı

Frankfurt Kitap Fuarı'na "Bütün Renkleriyle Türkiye" sloganıyla katıldığımızı biliyorsunuz. İşte bilmedikleriniz.

Hafif hafif yükselen müzik çevredeki insanları çekiyor. Bu öyle bir melodi ki kulak vermemek mümkün değil. Kaynağı için iki alternatif var: Üst kattaki Türkiye ya da tam altındaki Ermenistan pavyonları. Biraz sonra alçalan müziğe eşlik eden korkunç bir kadın çığlığı kaplıyor alt salonu. Eğer oraya yönelen gözler ve ayaklar bir Türk'e ya da Ermeni'ye aitse "mesele" hemen anlaşılıyor. Ermeni gençler, 1915'te Anadolu'da uğradıklarını iddia ettikleri soykırımı anlatan bir tiyatroyu, yıllardır Türkler'e mi, Ermeniler'e mi ait olduğu tartışılan dramatik Sarı Gelin türküsü eşliğinde sahneliyorlar. Seyredenler arasında, hemen bitişik pavyonda eserlerini sergileyen Kürtler ve önceki gün Kürt standında çıkan Kürdistan haritası kavgasının tekrar edilmemesi için etrafa konuşlanan Alman güvenlik görevlileri de bulunuyor.

Türkiye, 60. Frankfurt Kitap Fuarı'nın Onur Konuğu olarak görünüşte kültürel, ama aslında çok siyasi bir süreci geride bıraktı. 100'e yakın yayınevi, 350'den fazla yazar, 300 civarında sanatçıyla bir anlamda Frankfurt'a çıkarma yaptı, 4 bin metrekarelik bir alanda 250'yi aşkın etkinlik gerçekleştirdi. Sonuçta, çoğunluğun da paylaştığı gibi bugüne kadar en yoğun ilgiyi gören onur konuğu ülke oldu Türkiye. Yola çıkarken oluşturulan "Türkiye'nin Bütün Renkleri" sloganı da, AKP'li Kültür Bakanlığı'nın Türkiye'yi temsilen fuara götürdüğü 'İslamcı' ve 'laik' yazarlar ile yayınevleri arasında gözettiği yarı yarıya denklemiyle vücut bulmuş gibi oldu. Ama adını vermeyen bir yayıncının da söylediği gibi, "Kültür Bakanlığı fuara katılımı organize ederken 'içerideki' dengeleri gözetti ama bu kaygıyla asıl dışarıda sonuç alacak hamleleri yapamadı."

Süreç, 2006'da Türkiye'nin Frankfurt Kitap Fuarı yönetimi tarafından 2008 Yılı Onur Konuğu seçilmesiyle başladı. O yıl Türk yayıncılar, iki standa, ayrı renklere bölünmüştü. Daha çok "İslami olmayan" yayıncıların buluştuğu Türkiye Yayıncılar Birliği (TYB) ile AKP'li Kültür Bakanlığı'nın resmi standı ayrıydı. Fuardan önce görüştüğümüz, Frankfurt'a gidecek yazar ve yayıncılara da karar veren Frankfurt Kitap Fuarı Komitesi'nden Müge Gürsoy Sökmen, "Konuk ülke olunca durum değişti" diyor. Ülke edebiyatını tanıtma ve lobi imkânı bulunan bir ortamda kavgaya yer olmadığı için TYB toplanarak "tek bir Türkiye standıyla" gitme kararı aldı. Diğer yazar ve yayıncı örgütleri bu karara uydu. Ancak aralarında Nihat Behram, Tahsin Yücel, Leyla Erbil, Füsun Akatlı'nın da bulunduğu bazı yazarlar AKP'li bakanlığın himayesindeki organizasyona katılmayı reddettiler. Açıkça dile getirilmese de endişe edilen şey, İslamcı yazar ve yayınevlerinin korunup gözetilmesiydi. Oysa Sökmen, yetkililerin en baştan "programın içeriğine karar vermek, bağımsız çalışmak" yolundaki isteklerini kabul ettiğini söylüyor: "Baskı yapsalardı, Ahmet Bey'i değil Ayşe Hanım'ı götürün deselerdi o zaman biterdi bu iş."

Ancak fuara katılanlar arasında buna inanmayan yayıncılar var. Bunların arasında ismini vermek istemeyen, sektörde etkili biri "Evet, bakanlık işleyişe karışmamış ama 'dengeli' olun demiş. Buradaki yayınevlerinin anatomisinden 'denge'nin ne demek olduğunu görüyoruz" diyor. Yine sektörün büyüklerinden birinin sahibi, Türkiye bölümündeki bazı yayınevlerini ilk defa duyduğunu söylüyor. Saydığı isimler, İslami kanattan. Bu ikisine karşı çıkanlar, isimlerini de vererek konuşanlar. Özgür Yayınları Danışmanı Adnan Özer, "İslamcı - laik yayıncı farkı hissedilmedi burada. İlk defa Türkiye bu kadar geniş fikir ve görüşleri biraraya topladı. Kavga dövüş de olmadı" diyor. Everest Yayınları Yönetmeni Sırma Köksal da "dengesiz bir dağılım olmadığı" görüşünde. "Biz hep laik yayıncıları görüyorduk daha önce, şimdi İslami yayınevlerini de görmeye başladık. Bu iyi" diyen Köksal ayrıca, söz konusu İslami yayınevlerinin Türkiye'yi Avrupa'da temsil edecek kadar iyi ürünleri olduğunu savunuyor.

Çok tartışılmayan, ama aslında Frankfurt Kitap Fuarı'nın özünü içeren konu da bu. Bu fuar yayınevlerinin birbirleriyle yayın alışverişinde bulunması, yazar ve kitap pazarlamaları içindir. Bu yüzden de yayınevleri fuar başlamadan çok önce diğer ülke yayınevleriyle irtibata geçip fuar için randevulaşır. Oysa yayıncılar arasında konuşulanlar, Türkiye'den gelen yayınevlerinin bazılarının bundan haberi bile olmadığını gösteriyor. Adını vermeyen bir editör, "Bakanlık fuara getirdiği yayıncıların dil bilip bilmediğine baksın. Kim, ne kadar görüşme yapmış onu ölçüt alsın" diyor. Özer de, yayıncıların çoğunun her şeyi devletten beklediğini söylüyor: "Küresel dünya, Frankfurt'a gelmeden ilişkileri kurmanı gerektiriyor. O yüzden beklentiler karşılanmadı." Kaknüs Yayınları, gözle görülür bir şekilde bu anlamda aktif yayıncılardandı. Yayınevi editörü Seda Darcan Çiftçi, 40'tan fazla yabancı yayıncıyla irtibat kurduklarını söylüyor. Ona göre, bunların 10'una kitap satma aşamasındalar. Bu başarılarında temel nedenin "ön çalışma" olduğunu vurguluyor Çiftçi. Son bir yıl içinde, Frankfurt Fuarı yönetiminin düzenlediği iki editör gezisine katılmışlar. Fuarın web sitesi üzerinden de 100'den fazla yabancı yayıncıyla irtibat kurmuşlar. Yayınladıkları kitapları tanıtan İngilizce broşürleri ilgili yayınevlerine önceden göndermişler. Darcan'a göre fuara katılanların bir kısmının siyasi, ideolojik farklı beklentileri vardı: "Oysa biz tamamen yayıncı olarak baktık. Yayınevlerinin kitap haklarını pazarlama konusunda bilinçlenmesi lazım." Köksal, yaptığı 10 görüşme sonrasında üç kitaplarını, Fransa, Almanya ve İngiltere'ye satmak üzere olduklarını belirtiyor. Can Yayınları Genel Müdürü Can Öz ise dünyanın hatırı sayılır yayınevleriyle 10'dan fazla görüşme yaptıklarını, beşinden sonuç beklediklerini söylüyor.

Organizasyon şirketinin profesyonel olmayışından, standların gösterişsiz ve küçüklüğünden, Türkiye bölümüne geçen misafirleri karşılayan hostes kızların edebiyatla uzaktan yakından ilgisi olmadığından, tamamen Türkiye'ye ayrılan Forum salonunun iyi değerlendirilememesinden yakınanlar da var. Özer ise daha temel bir sıkıntıdan bahsediyor: "Orada tanıtacağınız şeyleri iyi seçmeniz lazımdı. Daha önce tanınan şeylerin üzerine gitmezsiniz. Yüzlerce konu, yüzlerce yazar kalabalıkta kayboldu."

Organizasyon sıkıntıları bir yana, Türkiye'nin çok da iyi hazırlanmadığı bu süreci siyaseten kolay atlatmasında başrol Nobelli yazarındaydı. Orhan Pamuk adı, zaten 2 milyonu aşkın Türk'ün yaşadığı Almanya'da Türkiye'nin konuk ülkeliğine karşı ilgiyi katladı. Bu heyecan arasında sıkıntılar unutuldu. Ama orası Türkler'in siyasi bir ağırlığa da sahip olduğu Almanya. Alt kattan gelen müzik, başka bir ülkede daha büyük sıkıntı yaratabilir; kendi renklerine gösterdiğin adaleti başka renklere de göstermezsen.

sayı: 1

Yorumlar
Member Comments

 
 
 

Geçen Temmuz'a kadar Rusya Devlet Başkanı'nın insan hakları danışmanlığını yapan Ella Pamfilova'yla röportaj...

 
 

Hosted Villas'taki köşkümde yüzme havuzu, iki teras, çatıda güneşlenme alanı, gül bahçesi ve ayrıca konsiyerj ve şoför bulunuyor. ...

 
The Peek
 
 

Film, coplarla dövülen, göz yaşartıcı gaza maruz kalan silahsız Filistinli protestocuları gösteriyor.

 
 
 
 

Neden artık tam demokrasi içinde yerini almalı? Ve neden askerler kadar siviller de bu konuda dersine çalışmalı?