Manşet Haberi
Manşet Haberi
Galeri

Nabokov yazmadan okumuştuk

İlk "Lolita" öyküsü aslında 1891'de İstanbul'da yayımlanmıştı.
Nabizâde Nazım’ın Hasba’sı, en son 1961’de yayımlandı.

Kıbrıs sahillerinden İstanbul'a doğru seyreden bir vapurdayız. Evli, çocuklu ve kültürlü Behzad, Beyrut'tan İstanbul'a dönmektedir. Güvertede daha sonra akrabası olduğunu öğrendiği Galip beye rastlar. Galip beyin yanına koşa koşa sevimli bir kız çocuğu gelir, adı Şahinde'dir ve henüz 12 yaşındadır; Galip beyle Aliye hanımın tek çocuklarıdır. Behzad'ın deyişiyle "Şahinde'cik epeyice tahsil görmüş, terbiyeli, biraz da oynak, afacan bir yavrucak"tır. Galip beyle Behzad güvertede konuşurken Şahinde sık sık yanlarına gelip bir şeyler sorar. Nihayet olan olur. Behzad, "mini mini" kızdan hoşlanmaya başlar. Kız da Behzad'dan. Yanlarına geldikçe Behzad'a sorular sormakta, Behzad ise kızcağıza farklı bir hisle dokunmaya çalışmaktadır. İkisi arasında bir yakınlık peydah olur. Behzad, Şahinde'ye "Hasba" adını takar.

1891'de İstanbul'da Arap harfleriyle basılan 23 sayfalık "Hasba" adlı hikâyenin yazarı Nabizâde Nâzım. Hasba, Türkçe'de 'fettan küçük kızlara' yakıştırılan bir kelime, yani 'lolita'nın neredeyse tam karşılığı. Ancak Nabizâde Nâzım'ın Hasba'sıyla Vladimir Nabokov'un Lolita'sı arasındaki benzerlikler bundan ibaret değil. Lolita'ya (Dolores Haze) aşık olan Humbert Humbert gibi Behzad da 40'lı yaşlarının başında, olgun bir erkek. İlk karşılaşma yaşandığında, tıpkı Lolita gibi Şahinde de (Hasba) tam 12 yaşında.

1955'ten bu yana bütün dünyayı meşgul eden Lolita efsanesine tam anlamıyla uyan ve Nabokov'dan 65 yıl önce, İstanbul'da geçen bu öyküyü keşfeden, romancı İbrahim Yıldırım oldu. Hasba, 1961'de Ankara'da, Dün-Bugün Yayınevi tarafından tekrar yayımlanmıştı. Varlık dergisinin Haziran 2004 sayısına "Edebiyat Komiseri" mahlasıyla bunları yazan ve benim konuyu o dönem hazırlamakta olduğum kitap dergisine taşımamı sağlayan Yıldırım şöyle diyor: "Konu aynı: Küçük bir kızla, orta yaşlı bir adamın sanrılı, sancılı aşkı. Bu öykünün kahramanı olan mini mini Şahinde, dünyanın ilk Lolita'sı olmasın!"

Nitekim iki öyküde temel izlek de çok benziyordu. Sadece Nabokov'a göre daha dikkatli kelimeler seçen Nabizâde Nâzım, Humbert Humbert'in cinsel arzularını, daha çok Behzad'ın kalbine yerleştirmişti: "Gönlü gemi azıya almış sert başlı bir hayvan gibi delicesine alabildiğine koşmaktaydı... Evladı makaamındaki (yerindeki) Hasba'nın aşıkı oldu gitti." Küçük sevgilisine Hasba adını uygun gören Behzad, onun lepiska saçlarını okşamaktan geri durmuyordu. Hasba da Behzad'ın elini öpüyor, mini mini parmaklarıyla yaşlı aşığının gözyaşlarını siliyordu. İlişki tıpkı Lolita romanındaki gibi çok sancılıydı. Behzad, Hasba'yla rüyasında bile uğraşıyor, dahası kız, bu rüyalardan birinde Behzad'ı dövüyordu. Öte yandan yaşlı aşık, kızın peşini hiç bırakmıyor, yatılı okuduğu okulun çevresinde kendini göstermemeye çalışarak dolaşıyordu. Birkaç defa akrabalığını öne sürerek onu ziyaret de etti: "Hasba, her defasında Behzad'ın getirdiği hediyeleri memnuniyetle alır, ellerini öperdi."

Tüm hikâyede küçük Hasba'sının cazibesine ve hissettirdiği sıcaklığa kapılan Behzad'ı tıpkı Humbert Humbert gibi acı çeken bir aşk esiri olarak görürüyoruz. Hasba, Lolita gibi yaşlı aşığıyla acımasızca oynuyor. Şahinde'nin son oyunu, acımasızlığı ise, 16 yaşında evlenirken (Lolita da aynı yaşta başkasıyla evlenir) nikâh şahitliğini Behzad'ın yapması için ısrar etmesi ve onu ikna etmesi oluyor.

Eserleri benzese de iki yazarın kaderi aynı olmadı. Lolita, Nabokov'u ünlü etti, ona para kazandırdı. Nabizâde Nazım ise o kadar şanslı değildi. Türk romanında realizmin öncüleri arasında gösterilen ama bizim sadece "Zehra" ve "Karabibik" adlı hikâyelerini Türkçe'den okuyabildiğimiz bir gölge yazar olarak kaldı. 30 yaşında kemik kanserinden öldü ve mezarının yeri bile bilinmiyor şimdi.

sayı: 1

Yorumlar
Member Comments

 

Ordu'da özgün şehir dokusu ve çevrenin korunması için mücadele eden Enis Ayar, "İki ünlü mimar sırf rant uğruna Ordu'nun en kötü iki binasını yapmış" diyor. ...

 
 

Anaokulu çocuğunuzun birey olarak topluma karıştığı ilk ortam. Sürecin seyri ise sizin elinizde.

 
The Peek
 
 

Eyyvah Eyvah; "Türkler ne olsa" parodileriyle, ergen esprilerinden yılmış komedi severlere hitap ediyor. Ama onların sayısı da 1 milyon bile değilmiş. ...

 
 
 
 

Geleneksel "ABD 'soykırım' diyecek mi" dönemi başladı. Bunun baş mimarları ve Türkiye'nin uluslararası alanda en çok çekindiği insanlarla tanışmanın da vaktidir. ...