Değişim fırsatı
Değerli okur,
Türkiye, hayallerin para ettiği bir ülke sayılmaz. Neden böyle söylediğimi açıklamaya çalışacağım. Ama birkaç sayfa sonra baş başa kalacağınız "Barack Obama Nasıl Başardı" başlıklı dosya, durumu benden iyi açıklayabilir.
Barack Obama, belki de dünyanın en çok ilgi gösterdiği ABD seçiminden başkan olarak çıktı. Türkiye'deyse ABD başkanlık seçimine dair gözlemler dünyanın büyük bölümüyle benzerlikler ve bazı farklılıklar içeriyor. Benzerlikler arasında, başta elbette Demokrat aday Obama'ya gösterilen ilginin son ABD seçimlerini öncekilerden daha ilginç kılması geliyor. Seçim ertesinde yazılı ve görsel basında siyaset bilimcilerden gazete yöneticilerine, emekli diplomatlardan köşe yazarlarına dile getirilen yorumların büyük bölümü, Obama'nın bir hayali gerçekleştirdiği yönünde. Buna göre siyahi azınlıktan bir adayın ABD'de ilk kez başkan seçilmesinin, daha eşitlikçi, daha az çatışma yaşanan, özgürlük ve demokrasinin daha fazla destekleneceği bir dünyanın habercisi olduğu konuşuluyor. Gözlenebilen bir başka tutum da, "değişime" cesaret gösteren Amerikan halkına imrenme.
Öte yandan, özetle yazdığım bu yorumların arka planında Türkiye'nin dünyaya göre içerdiği farklılıklar var. Bunlar, yalnız Türkiye değil bulunduğu bölge açısından da yeni başkanın düşünmesi gereken şeylerdir.
Evvela Türkiye'de "bir hayalin gerçek olduğuna" dair yorum yapanlar büyük ölçüde ABD ya da Avrupa'da eğitim görmüş, ülkedeki genel çoğunluktan daha fazla dünya ile ilgilenen kimseler. Ve aralarında siyasetçilerin, sivil - asker bürokratların sayısı az. Dolayısıyla Türkiye'de insanların ABD seçimlerine, Obama'ya ve yeni ABD Başkanı hakkındaki idealist yorumlara ilgisi pek de yüksek sayılmaz. Halkın ve siyasetçilerin bu tür konulara dair düşünceleri daha pragmatist motiflerden hareketle gelişir burada. Tümden haksız da sayılmayız. Obama işe koyulduğunda işinin ne denli zor olduğunu görecek. Ama o güne kadar hem kendisi hem de Amerikalılar seçimlerinin fiyakasıyla ruhlarındaki yaraları tamir etme fırsatı bulacak.
Türkiye'deyse geçen Eylül'de "hangi aday" sorusunun yöneltildiği bir uluslararası ankete Türkiye'den verilen cevaplar, Obama'nın Cumhuriyetçi Parti adayı John McCain'e tercih edildiğini ama Obama'ya gösterilen ilgi bakımından ülkemizin dünya sıralamasında en sonlarda geldiğini gösterdi. Bu ilginç ve kesinlikle eleştirmediğim bir özellik. Öte yandan Kürt meselesi ve terör örgütü PKK ile mücadeleden ekonomik sorunlara, Avrupa Birliği sürecinde yaşanan hayalkırıklığından yerel siyasi meselelere, Ermeni soykırımı iddialarının yarattığı bezginlikten devletin vatandaşla ilişkilerinde bir türlü kurtulamadığı otoriter yaklaşımlara kadar, Türkiye'de insanları hayallerinden uzaklaştıran pek çok mesele var.
Geçen hafta açıklanan bir ankete göre, Türkiye'de "gelecek senenin 2008'den kötü olacağına" inananların oranı yüzde 55'in üzerinde. Ne karamsarlık!
ABD Başkanı seçilen ilk siyahi olarak "bir hayali gerçekleştirdiği" söylenen Obama'nın, Türkiye'nin sorunlarıyla ilgili yarar mı zarar mı getireceği tartışması da, daha özgür, daha küresel, daha çatışmasız bir dünya hayallerinin yerini almakta gecikmedi: 1915'te Anadolu'da yaşananlara ilişkin Ermeni tezlerinin tanınacağı yönünde Obama'nın diasporaya verdiği sözlerden "Türkiye'nin stratejik önemine bakarak dönmesi" beklentilerin başında geliyor. PKK ile mücadelede ABD Başkanı Bush'un döneminden miras kalan hayalkırıklığı içindeki Türkiye kamuoyu, artık daha da temkinli. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Obama'nın zaferinden sonraki ilk beyanatında sonuçtan "dünya demokrasisi, barış ve hele hele Ortadoğu'da barış için umut" olarak bahsederken, "Artık siyah, beyaz fark yok" dedi. Ama ardından, kadim sorunlarla ilgili ABD'de seçim döneminde verilen sözlerin sonra değişebileceğini vurguladı; bir kez daha.
Bu vurgu büyük ölçüde Soğuk Savaş döneminden kalma, daha çok ABD'li Cumhuriyetçiler'in tatmin ettiği "Türkiye'nin strateji önemi efsanesine" odaklı bir tutumu işaret ediyor. Ama on yıllardır aynı dertlerle uğraştığımıza göre biliyoruz ki, bizi sorunlarımızı çözmeye de teşvik etmiyor. Tamam, dünyanın Obama'nın zafer sarhoşluğuna katılmak, milli özelliklerimiz icabı pek çoğumuza abartılı geliyor olabilir. Hayallere takatimiz yok; ona da tamam. Ama Obama'nın haykırarak Beyaz Saray'a yürüdüğü "değişim" sloganı, başarısının altındaki nedenler, öyküsünden dünya ve Türkiye'nin hissesine düşecekler üzerine hiç düşünmeden bu tarihi sayfayı çevirip yine Vakit gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez'in taciz hikayelerine mi gömmeliyiz başımızı? Kronik sorunlarımızı gelecek nesillere ertelemeye devam mı edeceğiz? Obama'nın şimdiden tüm dünyada pek çok siyasi liderin boyalarını dökmeye başladığını görmezden mi geleceğiz? Yanıtlarda "evet"ler çoğunluktaysa, bunun gerçekçilik olduğundan kuşkuluyum. Küresel, gerçek bir değişim fırsatına tutunma fırsatını kaçırıyor da olabiliriz.




















