Manşet Haberi
Manşet Haberi
Galeri

İnançlılar inanmadığı için mi halifelik kalktı?

"Mustafa" belgeseliyle tekrar gündeme gelen tartışmalı konu hakkında "Halifeliğin Kaldırılması" kitabı farklı tezler öne sürüyor.

Mustafa Kemal, İstanbul hükümetine karşı yeni hükümeti kurmak üzere Aralık 1919'da geldiği Ankara'da hayatının en sıkıntılı günlerini geçirmekteydi. Kurmaylarıyla yerleştiği eski Ziraat Mektebi'nden Anadolu'nun çeşitli illerine yolladığı, temsilcilerini seçerek Ankara'ya göndermeleri yolundaki çağrılar cevapsız kalıyor, umudu iyice kırılıyordu. Üstelik her an bir baskınla derdest edilme riski vardı. Birkaç ay önce Padişah'ın Vahideddin "İstanbul'a dön" çağrısını geri çevirmiş, askerlik görevinden istifa etmiş ve İstanbul Hükümeti tarafından idama mahkûm edilmişti. Ama asıl sorun 'ülkenin dini'yle ilgili yaklaşımıydı. Yetkiyi ele aldığında halifeliği kaldıracağı biliniyor, bu dindar çevreleri rahatsız ediyordu. Üstelik Şeyhülislam, o ve arkadaşlarının öldürülmesi için fetva vermişti.

On gün önce vizyona giren Can Dündar'ın "Mustafa" belgeselinde Mustafa Kemal'in hilâfet ve din kurumuyla ilişkisi özetle böyle aktarılıyor. Belgesele bakılırsa o günlerde bir gece Mustafa Kemal strateji değişikliğine giderek başlatmayı düşündüğü savaşın hilâfete karşı değil, Müslümanlar'ı ezmeye çalışan Batılılar'a karşı verileceğini söylüyor. Din adamlarından bunu destekleyen fetvalar alınıyor ve hatta Ankara'daki Meclis'in açılışı perşembeden kutsal Cuma gününe bu yüzden çekiliyordu. Bu strateji değişikliği de devrimin önünü açıyordu.

Hilâfet, Türk okuru için hâlâ tehlikeli ve hakkında fazla yazılmamış bir kurum. Bu yüzden Atatürk'ün ve Cumhuriyet'in bu kurumla ilişkisini çok net öğrenebilmiş değiliz. Ancak 1990'lara kadar göz ardı edilip hakkında bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda eser yayımlanan hilâfet meselesi 90'lardan itibaren daha ciddi çalışmalara konu oldu. Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Ali Satan'ın yeni çalışması bunlardan biri. Satan, araştırmasını yaparken Türk-İngiliz arşiv ve matbu kaynaklarını kullanmış. En fazla veriyi de 1,5 yıl boyunca Londra'daki İngiltere Dışişleri Bakanlığı belgelerini incelerken temin etmiş. Kitabın sonuç bölümünde yani hilâfet makamının ilgasının anlatıldığı satırlarda hem Mustafa belgeselini destekleyen hem de eksik bir çalışma olduğunu gösteren tezler var.

Satan'ın kitabı da, Anadolu'daki Milli Mücadele hareketinin "halifeyi esaretten kurtarma" unsurunu meşruiyet sebeplerinden biri olarak kullandığını söylüyor. Çalışmaya göre zaferden sonra ise Mustafa Kemal, bir sır olarak sakladığı inkılâpları gerçekleştirmek için iradesini ortaya koydu. TBMM, I. ve II. Grupların ittifakıyla saltanatı ilga etti. İngiliz zırhlısı ile ülkeyi terk eden Sultan Vahideddin'in yerine TBMM'de Şehzâde Abdülmecid Efendi halife seçildi. Abdülmecid Efendi'ye sultan olarak değil yalnız halife olarak biat edildi ve Abdülmecid Efendi kılıç kuşanmadı. Satan'a göre İstanbul'dan henüz işgal kuvvetleri çekilmeden İstanbul'daki bir şehzâdeyi halife yapmak çok stratejik bir karardı. Osmanlı hanedanından sultan olmayan ilk ve son halife Abdülmecid Efendi'ydi. Halifenin görev, yetki ve sorumlulukları da hukuki bir çerçeveyle çizilmemişti. Bunu Mustafa Kemal Paşa özellikle istemiyordu çünkü yapmayı düşündüğü inkılâplara halifelik makamının engel olacağını düşünüyordu.

Bununla birlikte Satan, Mustafa Kemal Paşa'nın hilâfet makamının ilgasını daha geç bir tarihte yapmayı planladığını, gelişen olayların bu inkılâbı öne aldığını (3 Mart 1924) söylüyor. Bunlardan ilki, Cumhuriyet'in ilanı ile halifeyi devlet başkanı yapmak düşüncesinde olanların basın-yayın yoluyla muhalefete geçmeleriydi. İkincisi, İslam dünyasında halifelikten beklentilerin artması, halifelik hukukunun belirlenmesi için taleplerin Ankara'ya ve Türk kamuoyuna ulaşmasıydı. Üçüncüsü ise İstanbul'da bir İslam şurası veya kongresi toplama fikrinin gündeme gelmesiydi. Şimdiye kadar araştırmacıların dikkatini çekmeyen bu konu, Ankara'yı çok rahatsız etmişti. Çünkü bütün İslam ülke ve topluluklarından temsilcilerin katılması öngörülen İslam kongresinin İstanbul'da toplanıp bir takım dini, siyasi kararlar alması TBMM'nin konumuna zarar verecek, en azından onu gölgeleyecekti. Belki kongre kararları ile TBMM kararları çatışabilecekti. Dolayısıyla milli devlet olma, başka ülkelerin içişlerine karışmama prensipleriyle milletler camiasında kendine yeni yer arayan Türkiye'nin bu tür maceralara girmesi beklenemezdi. "Bütün bu gelişmeler Mustafa Kemal Paşa'nın, halifelik makamının kaldırılmasını öne almasına sebep oldu" diyor Satan.

Mustafa Kemal Paşa, hilâfetin ilgası sürecinde toplumun değişik kesimlerini ikna yoluna gitti. Gazetecilerle günler süren toplantıların yanı sıra bu fikirlerini bizzat halka da anlattı. Böylece halifeliğin dini açıdan gerekli olup olmadığı sorusu da önem kazandı. Satan'a bakılırsa bu süreçte beklenmedik bir destek gördü: "Meşrutiyetten bu yana beklenenin aksine, özellikle İslamcı aydınların halifelik makamından çok hükümetin ve Meclis'in önemli olduğunu vurgulamaları ilgaya giden yolun hukuki altyapısını oluşturdu. Başka bir deyişle, hilâfetin ilgasına giden yolun taşlarını 'modernist İslamcılar' döşedi. Buna göre hilâfetin ilgasını isteyen ve destekleyen ulema ve mutasavvıflardan pek çok kimsenin siyaseten değil, inanarak hilâfetin ilgasını müdafaa ettikleri söylenebilir. Bu da doğabilecek tepkileri önlemede önemli bir husus oldu."

Belgeselde, Mustafa Kemal'in "Çocukken din hocası Kaymak Hafız'dan yediği dayağın intikamını hilâfeti yok ederek aldığı" söyleniyor. Ama kaynaklar, sürecin bu kadar çocuksu olmadığını gösteriyor.

Halifeliğin Kaldırılması, Yrd. Doç. Dr. Ali Satan, Gökkubbe Yayınları, 268 sayfa.

sayı: 3

Yorumlar
Member Comments

 

Ordu'da özgün şehir dokusu ve çevrenin korunması için mücadele eden Enis Ayar, "İki ünlü mimar sırf rant uğruna Ordu'nun en kötü iki binasını yapmış" diyor. ...

 
 

Anaokulu çocuğunuzun birey olarak topluma karıştığı ilk ortam. Sürecin seyri ise sizin elinizde.

 
The Peek
 
 

Eyyvah Eyvah; "Türkler ne olsa" parodileriyle, ergen esprilerinden yılmış komedi severlere hitap ediyor. Ama onların sayısı da 1 milyon bile değilmiş. ...

 
 
 
 

Geleneksel "ABD 'soykırım' diyecek mi" dönemi başladı. Bunun baş mimarları ve Türkiye'nin uluslararası alanda en çok çekindiği insanlarla tanışmanın da vaktidir. ...