"Boğucu, yıkıcı, öldürücü bir ortamda büyüdüm"

Bir dönem PKK'nın iki numaralı ismi olan Şemdin Sakık'ın cezaevinde yazdığı ama yayımlanamayan kitabından bölümler ilk kez Newsweek Türkiye'de.

Uzun yıllar Abdullah Öcalan'ın arkasında PKK'da ikinci adam olarak bilinen "Parmaksız Zeki" kod adlı Şemdik Sakık, 1998'de Türk Özel Kuvvetleri tarafından Kuzey Irak'ta düzenlenen "Yarasa Operasyonu" ile yakalandı ve Türkiye'ye getirildi. Yargılanarak ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Sakık, 10 yıldır tutuklu bulunduğu Diyarbakır Cezaevi'nde, örgüte nasıl katıldığını ve dağda neler yaşadığını anlatan bir kitap yazdı. Ancak Adalet Bakanlığı, kitabı sakıncalı bularak yayımlanmasına izin vermedi. O kitaptaki bazı bölümler, önümüzdeki günlerde başka bir kitabın içeriğinde piyasaya çıkacak. 80'li yıllardan beri cezaevlerinde çalışmalar yürüten, HEGEM (Hayat boyu Eğitim ve Gelişim Derneği) Başkanı sosyal bilimci Adem Solak, Aralık ayında yayımlanacak "Türkiye'nin Suç Haritası" isimli kitabının "Terörizm" başlıklı bölümünde Sakık'ın yazdıklarına yer verdi. İşte Sakık'ın kaleminden, geçmişine ilişkin çarpıcı ayrıntılar.

Öldürücü bir ortamda büyüdüm

Aile, kabile ve aşiretlerin hem kendi içlerinde hem de birbirleriyle çatıştıkları boğucu, yıkıcı, öldürücü bir ortamda büyüdüm. Şefkat ve sevgi görmediğim, kucaklanmadığım, okşanmadığım, çoğunlukla dışlandığım. Bölgemiz coğrafyasının, kültürünün prototipi sayılabilecek bir aile ortamı. Huzursuzluğun, kavganın, haksızlığın eksik olmadığı; güçlünün mecalsizi ezdiği, dayağın sıradanlaştığı, tek geçerli değerin şiddet olduğu bir ortam.

Görünürde sakin ve uysaldım

Güçlü olmayanın dikkate alınmadığı, dışlandığı, horlandığı, en temel haklarından mahrum bırakıldığı gerçeğini bizzat yaşayarak öğrendim. Görünürde sakin ve uysaldım, siliktim, içe kapalıydım ama özünde iç dünyam kutuplar kadar fırtınalı, anaforlarla doluydu. Çünkü, bana atılan her tekme, her laf, her kem bakış göle atılan taş gibi dalgalarıma yenilerini ekliyordu.

Şiddeti tek çözüm gördüm

Hâlâ, neden dağlara çıktığımı tam olarak anlamış değilim. Aile ortamında uğradığım haksızlık ve ayrımcılıktan kaçış, haksızlık yaptıklarına inandığım herkesten intikam alma arayışı, ezilmişliğin acısını çıkarma istemi, şiddetin her şeye kadir olduğuna olan inanç, tahsilime devam etme imkânı bulamama ve buna tepki, sistemin dışına itilmişliğimi hissetmem ve "ben de varım" diyebilme arzusu, toplumda bir yer edinme dileği, yoksulluk… 1980 askeri darbesi sonrasında gelişen operasyonlar sonucunda on binlerin tutuklanması, neredeyse her köylünün meydan dayağından geçirilmesi, tutukluların ağır işkencelere tabi tutulması, çok ağır cezalara çarptırılmaları, sadece şiddet yöntemiyle sorunların çözülebileceğine inanmam. Aslında; dağa çıkarken düşünülmüş, planlanmış bir karar süreci yaşamadım.

Sadece annem uyardı

Beni uyaran tek bir kişi vardı: Annem! Annelik hislerinin duyarlılığıyla "Oğlum, ne köyde kalmak, ne şehre gitmek, ne de dağa çıkmak sana bir yarar getirir. Git, git, git! Gidebildiğin kadar uzaklara git. Hiç kimsenin tanımayacağı uzak diyarlara. Git ve bir daha dönme! Bir yerlere yerleş kal. Yüreğim parelense de, hasretinden ölsem de, yine de dönme buralara. Buralar senin için değil, yaşadığım zulmü bir de sen yaşama" dedi. Gerdanındaki beş altını koparıp elime sıkıştırdı ve beni gönderdi.

Silaha yapıştığımda kalemimi düşürdüm

Çıktığım dağlarda neler yitirdiğimi bir ben bilirim. Kelime dağarcığım öyle yoksullaştı ki, duygu ve düşüncelerimi dillendiremez oldum. Silaha yapıştığım günden itibaren kalemimi düşürdüm, dilimi yuttum. Neyim varsa hepsi birden yok olup gitti; geçmişim, bugünüm, geleceğim, sağlığım, kişiliğim, umutlarım, hayallerim; ailem, akrabam ve dostlarım.

Kimse sorunun kaynağına inmedi

Kırsal alandan şehre göç etmek zorunda kalan kimi köylüler çullarını bile alamadan, kimi köylüler ancak sırtlarında taşıyabildikleri kadar, bilinmeze uzanan yollara düştüler. Gittiği şehirde, zenginlerin şatafatlı yaşamlarına tanık olan köylü, zengin-yoksul arasındaki uçurumu görünce, köyünde değil göç ettiği bu kentlerde yoksulluğunun farkına vardı; yoksulluk illetini kıyaslama yaparak öğrendi. Zenginlere duyulan tepki yaşam çaresizliğiyle birleşip öfkeye; öfke düşmanlığa, düşmanlık şiddete dönüştü. Şiddet örgütleri bu öfke potansiyelini değerlendirmede gecikmediler: Sınırlı bir propaganda çabasıyla bu kitlenin her bir neferini birer savaşçı ve tetikçi haline getirmede, birer piyon olarak kullanmada zorlanmadılar. Suç oranında patlama yaşandıktan sonra sorunun farkına varıldı. Çözüm yolları ve araçları tartışılmaya başlandı. Ama hiç kimse sorunun kaynağına inmedi, suç patlamasının köy boşaltmalardan beslendiğini, bu kaynağın kurutulması gerektiğini söylemedi.

Derleyen: Aslı Ortakmaç

sayı: 5

Yorumlar
Member Comments

 
 
 

Geçen Temmuz'a kadar Rusya Devlet Başkanı'nın insan hakları danışmanlığını yapan Ella Pamfilova'yla röportaj...

 
 

Avrupa ve ABD'de yüksek kakao içerikli çikolata tüketimi yüzde 43 oranında arttı. Önceleri en pahalı ürün gamında sütlü çikolatalar yer ...

 

The Peek
 
 

Yılın en büyük güncel sanat etkinliğindeki provokasyona karşı koymak kolay değil.

 
 
 
 

Neden Andorra'lılar, Sardinya'lılar ya da Okinawa'lılar dünyadaki herkesten daha uzun yaşıyor?