Stratejik ortak İspanya
Geçen hafta, Cenevre'deki Birleşmiş Milletler (BM) Sarayı'nın restore edilen İnsan Hakları ve Medeniyetler İttifakı Salonu, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ve İspanya Kralı Juan Carlos tarafından açıldı. Dekorasyonu ve görkemli kubbesi Mallorca'lı tanınmış ressam Miquel Barcelo'nun imzasını taşıyan salon, ünlü devlet adamlarının yanı sıra Medeniyetler İttifakı Projesi'nin mimarı İspanya Başbakanı Jose Luis Zapatero ile Eş Başkanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı bir kez daha bir araya getirdi. Anımsanacağı gibi, Başbakan Zapatero, Eylül ayında İstanbul'a bir iftar ziyaretinde bulunmuştu.
Ocak ayında 1. Forum'la Madrid'de uygulamaya giren Medeniyetler İttifakı'nın, Türkiye ile İspanya arasındaki üst düzey temasların 2008'deki artışına önemli katkı sağladığı ortada. Ancak bu ittifak, ikili ilişkilerde son yıllarda gözlenen gelişmenin nedeninden çok sonucu. Nitekim 2008, iki ülke arasında diplomatik ilişki kurulmasının 225. yıldönümünün çeşitli kültürel etkinliklerle kutlandığı bir yıl.
Bundan 225 yıl önce 25 Nisan 1783'te, İspanya temsilcisi Bouligny, Bab-ı Ali'ye "Barış, Dostluk ve Ticaret" antlaşmasının onay belgelerini sundu. 1571 İnebahtı Savaşı'ndan itibaren hukuken "savaş halinde" bulunan İspanya ve Osmanlı İmparatorluğu arasında diplomatik ilişkiler, işte bu belgelerin sunulmasıyla başladı. Bouligny, İspanya'nın İstanbul'daki ilk temsilciliğini açtı ve ilk yerleşik büyükelçisi oldu. Bu olayın 225 yıl sonra kutlanması, aslında iki ülke arasında son 10-15 yıl içinde her alanda hızla gelişen ikili ilişkilerin varmış olduğu düzeyi simgeliyor.
Bu yıl, Türk-İspanyol ilişkilerinin "stratejik" nitelik kazandığının yüksek sesle vurgulandığına tanık oluyor, İspanya'nın AB üyeliğimize verdiği desteği her vesileyle yinelediğini görüyoruz. Son olarak, 20 Ekim'de bir çalışma ziyareti için Ankara'ya gelen Dışişleri Bakanı Miguel Angel Moratinos, İspanya'nın Türkiye'nin AB üyeliğine verdiği desteğin altını son derece net bir ifadeyle çizmişti: "İspanya, Türkiye'nin AB'ye girişini hep destekledi, bugün de destekliyor, her zaman da destekleyecek." Diplomat kökenli Bakan ayrıca, Başbakan Zapatero gibi, AB üyesi bir Türkiye'nin uluslararası alanda sözü geçen bir aktör olmaya çalışan Brüksel'e stratejik güç katacağını vurgulamıştı. Türkiye'nin AB üyeliğinin gerekliliğinin genelde politikacılarımızın kullandığı bu argümanla dile getirilmesi, İspanyol basınında Zapatero hükümetinin Ankara'nın Brüksel nezdinde en güçlü savunucusu olduğu yorumlarına yol açmıştı. Moratinos, bu yorumları destekler şekilde İspanya'nın 2010'un ilk yarısında üstleneceği AB dönem başkanlığının önceliklerinden birinin, Türkiye ile müzakere sürecinde artık "geriye dönüşü olmayan" bir sürece girilmesi, başka bir deyişle "ucu açıklığın" kaldırılması olduğunun altını çizmişti.
Zapatero Hükümeti'nin Türkiye'ye karşı izlediği "stratejik" yakınlık politikası diğer AB ülkelerinde gözlenenden farklı. Onların aksine, Zapatero'nun partisiyle sınırlı olmadığını; başka bir deyişle devlet politikası olduğunu bu vesileyle belirtmekte yarar var. Nitekim ana muhalefet partisi PP de (Partido Popular) Türkiye'nin AB üyeliğini kuvvetle destekliyor. PP Genel Başkanı Mariano Rajoy, Başbakan Erdoğan'la Ocak ayında Madrid'de yaptığı son görüşmede bu desteği açıkça dile getirmişti. Kaldı ki Avrupa Parlamentosu'nda Türkiye'ye mesafeli davranan Hıristiyan-Demokrat PPE grubuna mensup bulunan PP'li parlamenterlerin, öteden beri, hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde Türkiye lehine tutum aldıkları da sır değil.
İspanya'nın, Türkiye'nin AB üyeliğini böylesine desteklemesinin nedenlerini İspanyol dış politikasında aramak gerekiyor. İspanya, her şeyden önce dünyada ve bölgesinde statükonun korunmasına yönelik ilkeli bir dış politika yürütüyor. Bu politikanın temelini "Avrupalılık," başka bir deyişle AB üyeliği oluşturuyor. Ancak Avrupalılık tek başına İspanya'yı tanımlayan bir kavram değil. İspanya, aynı zamanda bir Akdeniz ülkesi. Akdeniz bölgesine hâkim olan üç tek tanrılı dinin tarih içinde bir arada yaşadığı ve kültürünü etkilediği bir ülke.
İspanya'yı "Akdenizlilik" gibi kavrayan bir başka kavram da "Hispaniklik." İspanya, tarihi ve kültürel bağlarının bulunduğu eski sömürgeleri olan Latin Amerika ülkeleriyle yakın ilişki içinde. "Hispaniklik" bir yerde "Türklük" gibi sınır aşan bir kavram ama Frankist dönemin hiç de demokratik olmayan ve emperyalist temele dayanan "Hispanidad" kavramından çok farklı. İspanya, dış politikasının temel eksenini oluşturan Avrupa ile Akdeniz ve Latin Amerika ülkeleri arasında bir köprü rolü üstleniyor. AB içinde, özellikle kurumsal konularda kurucu ülkelere oranla sözü henüz pek fazla geçmiyor belki ama, politikasının Akdeniz ve Latin Amerika eksenleriyle oldukça etkili oluyor.
İspanya gibi bölgesinde statükonun korunmasına yönelik bir politika izleyen Türkiye, bir Akdeniz ülkesi olduğu gibi kültürel bağlarının bulunduğu Kafkas ve Orta Asya Cumhuriyetleri ile de yakın ilişkiler içinde. Son Kafkas krizindeki politikasıyla da bölgesel bir aktör olma yolunda ilerlediğini ortaya koyuyor. O bakımdan, yüzyıllardan beri ilişkilerinde sorun yaşamayan İspanya ile Türkiye'nin mükemmel bir stratejik ortak olabilecekleri açıkça görülüyor. Ortak alan Akdeniz'in yanı sıra, birbirlerinin kültürel alanlarına karşılıklı olarak girme olanağı böyle bir ortaklığın her iki ülke açısından ne denli yararlı olacağına işaret ediyor.
Bugün Türk-İspanyol stratejik ortaklığını sınırlayan tek faktör, Türkiye'nin henüz AB üyesi olmaması. Nitekim AB üyesi bir Türkiye'nin İspanya ile sadece Latin Amerika'dan Orta Asya'ya kadar değil, AB içinde de birçok konuda çok daha sıkı işbirliği yapmaları mümkün. Bu nedenle, Madrid'in Ankara'yı bir an önce AB içinde görmek istemesi doğal. Türkiye İspanya'nın bu dostluğuna mümkün olduğunca cevap veriyor. Nitekim Dışişleri Bakanı Moratinos'un son ziyaretinde, stratejik ilişkilerin temelini atacak üst düzeyde bir toplantının önümüzdeki Nisan ayında yapılması kararlaştırıldı. Ancak Türkiye'nin her şeyi karşı taraftan ve dostlarından beklemeyi bir tarafa bırakarak dış politikasına yeni bir boyut katacak olan AB üyeliği hedefine yönelik çalışmalarına ivme kazandırması da önem taşıyor.
(Türkiye'nin eski Madrid Büyükelçilik Müsteşarı Özçer, "Çoğul İspanya" kitabının yazarı)




















