Yeni yeşiller büyük seviyor
Ekonomik çöküntünün yarattığı fırtına sadece emeklilik ödemelerini değil yeşil ekonomiyle ilgili naif görüşleri de dümdüz ediyor; pahalı yeşil yatırımlara yönelik kamu desteği azalıyor. Ayrıca onları finanse edecek devlet bütçesi de ağır hasar görmüş durumda. Aniden düşen petrol ve diğer fosil yakıt fiyatları da yeşil akımın rekabet etmesini güçleştiriyor. Yaklaşan enerji devriminin hayallerini destekleyen ve "temiz teknolojili" yeşil enerji alanında çalışan şirketlerin halka arzları da duvara tosladı. Ekonomiyle ilgili bütün kötü haberlerde, yeşil akımın yeni bir tarafına odaklanılıyor. Yeşil teknoloji hakkındaki eski görüş, enerjinin çok sayıda küçük, merkezi olmayan kaynaklara ve pazar gücünü kullanan yeşil ekonomiye dayanıyordu. Yeşillerin yeni yoluysa yönetmelik ve devletin karşılıksız desteğinden geçiyor. Buna göre, enerji sektöründe çoğunlukla geçerli olduğu üzere, ekonomik krizleri atlatma çaresi olarak daha büyüğün daha iyi olduğu mantığı benimseniyor. Anlaşılan o ki, piyasa, yeşil teknolojilerin benimsenmesini sağlamada güvenilir bir güç değil. Devletin bankacılık ve ekonominin diğer sektörlerinde rolü artarken, yeni yeşil anlayış kâra giden yolda piyasa güçlerine ihtiyatlı yaklaşacak. Google "Yenilenebilir Enerji - Karbon" planıyla yenilenebilir enerjiye yeteri kadar para ayrılması durumunda bu enerji kaynaklarının kirli kömürün yerini alacağı hayalini kurmuştu. Kömür fiyatları Temmuz ayına göre yarıya indiği ve kömür santrali inşasında kullanılan beton ve çeliğin fiyatı düştüğü için bu strateji başarılı olacak gibi görünmüyor. Ancak yenilenebilir enerji yanlıları mevzuatı etkilemede çok daha başarılı: ABD'nin çoğu eyaletinde yeni kömür santrallerinin inşası için onay almak neredeyse imkânsız. Eski ve verimsiz birimleri değiştirecek olsanız bile... Ayrıca eyaletlerin yarısı elektrik şirketlerini, maliyeti dikkate almaksızın giderek artan miktarda yenilenebilir elektrik almaya zorluyor. Barack Obama bu tür uygulamaları ülke geneline yaymayı planlıyor.
Yeşil ekonomistlerin gözdesi karbon piyasası da güçsüz ekonominin kayıp listesinde yer alabilir. Teorik olarak piyasa, küresel ısınmaya yol açan yüksek karbonlu yakıtlara karşı caydırıcı olabilecek bir pazar fiyatı belirliyordu. Son yıllarda Avrupa ülkeleri karbondioksit emisyonuna bir üst sınır koydu ve şirketlerin emisyon kredisi ticareti yapmasına izin verdi. Ancak "cap and trade" diye bilinen bu sistem yeşil enerjiye pek yaramadı. Avrupa'da geçen yılki emisyon kredileri, enerji şirketlerini kömür yerine doğalgaz kullanmaya ikna etmeye yetecek miktarın yarısı bile değildi. Hatta bu piyasa güçleri sıfır emisyonlu yeşil enerjiyi Avrupa'nın elektrik enerjisi sistemiyle bütünleştirmekte çok daha etkisiz kaldı. Yeşil enerji yükselişe geçti, ama bunun sebebi karbon piyasası değil. Avrupalı hükümetler başta rüzgâr olmak üzere yenilenebilir enerjiye doğrudan kaynak aktarıyor. Rüzgârdan da pahalı olan güneş enerjisi Almanya'da ve Japonya'da başarı kazandı. Her iki ülke de gün ışığından çok, düzenleyici sübvansiyonlarıyla biliniyor.
Washington'dan Pekin'e kadar hükümetler, yeşil olmanın pazarı kontrol etmekten geçtiği mantığına dayanarak, daha geniş bir ekolojik bilançoyla her ülkenin ekonomisini yönetmeyi kolaylaştıracak "yeşil gayri safi milli hasıla" değerleri yaratmanın hayallerini kurdu. Fakat siyasetçiler, biraz gerçek yeşili ölçmenin zorluğundan, biraz da getireceği şeffaflıktan korktukları için bu planlarından vazgeçti. Büyümeyi baltalayan, emek ve yatırıma dayalı vergiler yerine, kirletenin ödediği yeşil vergi reformu hayalleri her tarafta rafa kalktı; çünkü modern bir devleti yönetmek için pek güvenilir bulunmuyordu.
Yeşil akımdaki bir diğer değişiklik de ölçek olacak. Kendi kendine yeterlilik ve yerellik ideallerini benimseyen radikal yeşilciler ağır sanayiyle hep sorun yaşadı. Eski yeşil düşüncenin kusursuz örneği her çatıda bulunan minik güneş panelleriydi. Bu paneller yerel hatlarla evlere hatta elektrikli taşıtlara bağlanıyordu. Fakat "küçük güzeldir" anlayışı geçerliliğini yitiriyor. İnsanlar, ne kadar küçük olursa olsun, sanayi tesislerinin yakınında oturmak istemiyor, çatılarını garip renkli silikonla kaplanmış görmeye de pek hevesli değiller. New York şehri elektrik şirketi, yerel şebekeyi dengelemek için birkaç küçük gaz ateşlemeli türbin inşa etmeye çalıştığında, civarda oturanlar inatla karşı çıktı. Rüzgâr gücüne yatırım yapanlar da dev kulelerin göründüğü yerlerde benzer tepkilerle karşılaştı. Bu nedenle şimdi en büyük rüzgâr enerjisi alanları denizdeki rüzgâr parkları. Kaynak olarak büyük miktarlarda kesik akımlı rüzgâr ve güneş enerjisi kullanılan bir gelecek, bu yüzden küçüğe değil, büyük bir sanayiye geçit verecek. Şebekenin, rüzgârın esmediği zamanlarda da iş görmesi için (pilleri düşünün) depolama kabiliyetine ihtiyacı var. Böyle bir dünyada büyük işletmeler küçük ölçekli yeşil enerji sağlayıcılardan daha başarılı olacak gibi görünüyor.
Ekonomiye yeşil harcamalarla gaz verme planları da meyve vermeyecek. 'Yeşillikler' konusunda ciddiyet verimlilikte yatıyor; yani sadece enerjinin değil emek ve sermayenin de verimli kullanımında ciddi davranmakta. Çatılara panel takılması gibi, yarattıkları istihdam nedeniyle değerli bulunan bazı yeşil projeler, yüksek emek maliyetinden ötürü ekonomik olarak şüpheli. En kârlı yeşil firmalarsa az sayıda donanımlı işçiye ihtiyaç duyuyor. Tam ölçekli bir yeşil ekonomiye geçiş sonuçta milyonlarca kişiye istihdam yaratabilir. Ancak bu, mevcut kriz sona ermeden mümkün değil. Yeşil, çoğu insanın düşlediğinden çok daha farklı görünecek.
(Stanford Law School'da profesör olan Vıctor, Enerji ve Sürdürülebilir Kalkınma Programı'nın da yöneticisidir.)



















