KAPAK KONUSU ARŞİVİ
Tuncay Güney'in öteki gölgeleri
- Diğer Kapak Konusu Haberleri
- Uzun yaşayanların farkı
- İlişkili Haberler
- Gözaltından döndüler
- "Gerçekle fantezi arasında"
- Hedefteki gizli tanıklar
- Poyrazköy silahlarının çapı
- İki adalet arasında
- Kundakçı'nın "PKK'lılar JİTEM'i kullandı mı" kuşkusu
- Elit getto
- Ergenekon 'da şartlı fırsat
- GAL örneği ve Ergenekon
- Ergenekon Ergenekon'a karşı
- Sinyal bozucu
- Ergenekon Kitaplığı
- Yeni bir Türkiye mi?
- "Devletin tepesinde uyum izliyorum"
- "Davaya, askerin yargılanması diye bakılmamalı"
- İmtihan
- Ergenekon'un görünen yüzü
- Vietnam sandıkları açılıyor
- Tuncay Güney kimdir?
- Tuncay Güney'in haritası
- "Ergenekon" 30 yıldır sanık
Bir gece önce başlayan kum fırtınası nefes almayı iyice zorlaştırıyor. Çölden havalanıp şehre çöreklenen kumlar insanların birbirini görmesini engellemekle kalmıyor, gerçeklerin de üstünü örtüyor sanki. Kahire, ilk kez gelen biri tarafından tek kelimeyle özetlenebilir: Kaos. Ancak biz, bir enformasyon/dezenformasyon kaosu içinde yolumuzu bulmak ve toz bulutu arasından sıyrılıp yeni bir Tuncay Güney sorusunun cevabını vermek durumundayız. Daha ilk görüşmemizde, ülkenin en etkili gazetelerinden birinin istihbarat servisi müdürü "Bu dava bizi aşar. Burası Türkiye değil, başınıza her türlü iş gelebilir, dikkatli olun" dese de...
Haziran 2007'de İstanbul Ümraniye'de bir gecekonduya yapılan baskınla başlayan Ergenekon davası sürecinin hâlâ en önemli isimlerinden biri olan Güney'in izini Mısır'da sürmemizin nedeni, ilk kez Newsweek Türkiye'ye konuşan annesinin "Köklerimiz Mısır'a uzanıyor" (9 Kasım 2008 / Sayı 2) demesi değil. Birkaç habere ve kitaba yansısa da hâlâ aydınlatılmayan, Mısır, İsrail, Türkiye ve Kanada dörtgeninde şekillenen bir başka iddianın peşindeyiz. Mısırlı savcı Hisham Badawi, Ocak 2007'de Kahire Havaalanı'nda tutuklanan ve Mısır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) tarafından "MOSSAD (İsrail Gizli Servisi) adına casusluk yapmak suçundan" 15 yıl hapis cezasına çarptırılan Mısır ve Kanada çift pasaportlu Mohamed Essam Ghoneim ElAttar'a Türkiye ve Kanada'da üç ismin yardımcı olduğunu ve onu MOSSAD ajanı olarak devşirdiklerini ileri sürüyor. Son ikisinin hem Türkiye hem İsrail pasaportu taşıdığı düşünülen Daniel Levi, Kemal Kosba ve Tuncay Bubay aynı davada gıyabında 15'er yıl hapis cezası aldılar. Sadece Mısırlı yetkililere göre değil, Güney'i yakından tanıyan başka isimlere göre de bu üç isimden en az biri (bazılarına göre üçü de) Tuncay Güney'den başkası değil.
Peki aradan iki sene geçmesine ve yeri sabit olmasına rağmen Güney neden kendi adıyla bu davada bir soruşturma ya da yargılamaya maruz kalmadı? Ergenekon davasının 2 bin 500 sayfadan fazla tutan iddianamesinde 492 yerde adı geçen, savcıların "şüpheli firari" olarak değerlendirdiği Güney'in bu davada ne sanık ne de tanık olmasından daha gizemli bir soru bu. Ancak "ElAttar Davası"nın dosyası incelenip haber için konuşan yetkililerin vurguladığı "İsrail gölgesi" dikkate alındığında kum fırtınasında ufku görmek biraz daha kolaylaşıyor.
31 yaşındaki ElAttar, Kanada'dan havalanan uçağa bindiğinde başına geleceklerin farkında değildi. Mısır İstihbarat Servisi'nin adamları ElAttar hakkında yeterli bilgiyi topladıklarını düşünmüş olacaklar ki, 1 Ocak 2007'de Kahire Havaalanı'na iner inmez gözaltına alındı. El Ahram gibi Mısır'ın önemli yayın organlarına yansıyan bilgilere göre, İslam dünyasına bilim adamı yetiştiren Kahire'deki ünlü üniversite El Ezher'de pozitif bilimler okuyan ElAttar, dördüncü sınıfta okulu bırakıp 2001 Ağustosu'nda turist vizesiyle Türkiye'ye geldi. ElAttar, iki yıl önce Mısır polisine verdiği, basına da yansıyan ifadesinde, ergenlik döneminde tecavüze uğradığını ve sonra eşcinsel bir hayat sürmeye başladığını anlattı. Müslüman ElAttar'ın Hıristiyanlığa yakınlık duyması hayatını daha da zorlaştırmıştı. İşleri iyice kötüleştirense, kiraladığı arabayla kaza yapmasının ardından ödemesi gereken bir cezayı ödemeyince, mahkemenin üç yıl hapis cezası vermesiydi. Bu ceza bardağı taşıran damla olmuş, kendi tercihlerine daha uygun bir gelecek arayışı içinde, ülkesini terk etmeye karar vermişti.
El Ahram'a göre ElAttar ifadesinde, Türkiye'ye ayak bastıktan sonra bir Iraklı'yla tanıştığını ve bu kişinin, kendisine iş bulma, ikâmet ve çalışma izni konularında yardım edeceğini söyleyerek İsrail büyükelçiliğine götürdüğünü söylüyor. Büyükelçiliğe gidildiğinde ElAttar, ismi Janet olduğu söylenen İsrailli bir kızla tanıştırıldı ve kız kısa bir sohbetin ardından onu Daniel Levi adlı biriyle baş başa bıraktı. Levi ona "Nil'den Fırat'a kadar uzanacak İsrail devletini kurmak üzere yardımına ihtiyaç olduğunu, İsrail'in değişik milletlerden Araplar'a ulaşmasını sağlarsa hayallerini daha kolay gerçekleştireceğini" söyledi. ElAttar'dan, MOSSAD ajanı olmaya uygun olup olmadıklarını öğrenmek için izlediği kişilerin fotoğraflarını çekmesini ve mali durumlarıyla ilgili bilgi toplamasını isteyen Levi'nin yukarıdaki cümlesi yabancı değil. Tuncay Güney'le 2006'da Toronto'da tanışan gazeteci Faruk Arslan, "Ergenekon ve Karakutusu" adlı kitabında Güney'in, çevresindeki insanlar kendine saygı duysun diye sık sık MOSSAD ajanı olduğunu vurguladığını ve bir söyleşilerinde şöyle dediğini aktarıyor: "Nil'den Fırat'a Büyük İsrail projesi bizim ekmek teknemiz." Levi'nin ElAttar'dan Mısırlı, Iraklı, Suriyeli, Ürdünlü, Libyalı ve Lübnanlı Araplarla yakınlaşmasını istediği, onun da bu ülkelerden insanların bir araya geldikleri yerlere sık sık giderek bu talimatı yerine getirdiği ifadelerden anlaşılıyor. Bazı Mısır gazetelerine göre Mısır istihbaratı şüpheli ElAttar'ı Türkiye'de takip etmeye başladı.
lAttar Ocak 2007'de yakalandıktan bir ay sonra, Mısır DGM Savcısı Hisham Badawi, onu ve üç kişiyi (Daniel Levi, Kemal Kosba, Tuncay Bubay) İsrail adına casusluk yapmakla suçladı. Mısır Devlet Haber Ajansı'na göre Kosba ve Bubay, aynı zamanda Türk vatandaşıydı. İddiaya göre bu üç İsrailli ElAttar'ı MOSSAD ajanı yapmışlar, önce Türkiye'de, daha sonra da Kanada'da yaşayan Mısırlı ve diğer Araplar'la ilgili bilgi toplamışlardı.
ElAttar'ın ilk avukatı Muhammed Ragab ElAssal 24 Şubat'taki ilk duruşmadan bir hafta önce davayı bıraktığını açıkladı: "Önce itiraflarını baskı altında verdiğini düşündüm, ama ifadesini okuduktan sonra kazanılması imkânsız bir mücadeleye girmenin anlamsız olduğunu fark ettim. Şüphelinin bu işlerin içinde olduğu ortada ve asla bir vatan hainini savunmam." Newsweek Türkiye'ye konuşan avukat, ElAttar'ın casus olduğundan emin olduğunu ancak ne kadar önemli bir casus olduğunu ve irtibatta olduğu kişilere tam olarak ne tür bilgiler aktardığını kimsenin bilmediğini savunuyor. "Davada adı geçen diğer üç kişinin durumu ise gerçekten garip" diyor ElAssal, "bence bunlar aynı kişi, ama müvekkilim bunu gerçekten bilemezdi. Çünkü elindeki bilgiyi bazen buradaki, bazen şuradaki birine aktarıyordu."
ElAttar'ın MOSSAD ajanlarıyla irtibatı Türkiye'de başladı ama bitmedi. Genç Mısırlı, korktuğu için BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne (BMMYK) iltica talebiyle başvurmaya gitmeden önce Hıristiyan oldu ve Mohamed olan ismini Joseph Ramsy ElAttar olarak değiştirdi. Avukat ElAssal, ElAttar'ı Hıristiyan olmaya ve mültecilik başvurusu için Mısır'da dini baskıya uğradığını ve ayrıca eşcinsel olduğunu söylemeye ikna eden kişinin de Daniel Levi olduğunu iddia ediyor.
Kanada'daki Globe and Mail gazetesi, ElAttar'ın itiraflarından yola çıkarak Ankara'daki İsrail büyükelçiliğinden isimlerin onu kitaplar hakkında rapor hazırlamak da dahil olmak üzere bir dizi teste tâbi tuttuğunu, Türkiye'deki Katolik din önderleriyle tanıştırdıklarını yazıyor. Ardından artık Ankara'daki görevinin bittiği ve MOSSAD ajanı olarak ikinci görev yerinin Kanada'nın Vancouver şehri olduğu söylendi. Bunu söyleyen de Daniel Levi'ydi.
Sebep ve etkileyen kişiler ne olursa olsun, Kanada ElAttar'ın 2001 sonundaki mültecilik başvurusunu kabul etti. Mısırlı yetkililerin elindeki dosyada belirtildiği üzere 2002 ortasında Vancouver'a ayak bastı ElAttar. Dosyadaki ayrıntılar, Vancouver'da genç adamı gören Kanadalılar'ın anlattıklarıyla örtüşüyor. Globe and Mail'e konuşan AnneTose Sims, "William" olarak tanıdığı genç Mısırlı'nın anlattığı hikâyeden hemen şüphelenmiş. ElAttar koluna haç dövmesi yaptırdığını ve bu yüzden Müslüman babasının onu eve kilitlediğini, pencereden atlayıp ailesinin BMW'siyle Kahire Havaalanı'na gittiğini anlatmış.
Dava dosyasında yer alan bilgiye göre ElAttar Vancouver'da Kemal Kosba isimli ikinci bir İsrailli'yle irtibata geçti. Kosba, ElAttar'a kendisini daha önce tespit edilmiş olan "Ee, Jack Baba nasıl" parolasını söylerek tanıttı. Kosba, ElAttar'a Vancouver'da bir lokantada iş bulmada yardım etti. Bu lokantada çalıştığı süre boyunca ElAttar dördü Mısırlı toplam 12 Arap hakkında rapor hazırladı. Daha sonra Kosba ona birçok Mısırlı'nın yaşadığı Toronto'ya gitmesi gerektiğini söyledi. Ortadan kaybolan ElAttar, altıyedi ay sonra Toronto'da ortaya çıktı. Bir fastfood lokantasında çalışmaya başlayan ElAttar burada Tuncay Bubay'la tanıştı. Bubay'ın onu Toronto'daki Canadian Imperial Bank of Commerce'de (CIBC) müşteri hizmetleri bölümüne yerleştirdiği iddia ediliyor ama bunu Bubay'ın yapmadığını söyleyenler de var. ElAttar yeni işi sayesinde MOSSAD'a ajan olabilecek pek çok kişiyle tanışabilecek ve Mısırlılar ile diğer Araplar'ın hesap hareketlerini takip edebilecekti.
ynı yıllarda Tuncay Güney cephesinde de ilginç gelişmeler yaşandı. ElAttar Türkiye'ye gelmeden beş ay önce, 2 Mart 2001'de, o zamanlar 29 yaşında olan gazeteci Tuncay Güney'in evine baskın yapıldı. Güney, dolandırıcılık suçundan gözaltına alındı. Sebebi, ElAttar'ınki gibi olmasa da yine bir otomobil davasıydı. Bir vatandaş, bir cip alım satımıyla ilgili olarak iki polis tarafından dolandırıldığı iddiasıyla Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurmuştu. Konu araştırıldığında, kendilerini polis olarak tanıtan bu kişilerin Güney ve eniştesi olduğu ortaya çıktı. İstanbul Gayrettepe'deki Asayiş Şube Müdürlüğü'nde sorgulanan Güney, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'ne teslim edildi. Güney'in ev ve ofisinde yapılan aramalarda, bugün Ergenekon davasında kanıt olarak sunulan altı çuval belge, iki ruhsatsız tabanca, 36 fişek ve 115 sahte diploma ile pek çok farklı doküman delil olarak alındı.
Güney'i sorgulayan, dönemin İstanbul Organize Suçlar Şubesi Müdürü Adil Serdar Saçan'dı. Güney, 2001'deki dolandırıcılık operasyonu için "Bu gözaltı, Ergenekon'un faaliyetlerini anlatan elimdeki dosyalara ulaşmak için polis müdürü Saçan'ın komplosuydu" diyor. İçinde suikastlar, uyuşturucu kaçakçılığı, darbe planları, üst düzey yetkilileri kanunsuz dinleme ve fişlemelere dair detaylı iddia ve bilgiler bulunan bu dosyalar, Ergenekon'un yasadışı faaliyetlerine dair en geniş arşiv niteliğinde. Ancak o dönemde Ergenekon ile ilgili bir soruşturma açılmadı. Hakkındaki tüm iddialara rağmen, Güney 2001'deki bu davada ablasının ödediği kefaletle serbest bırakıldı. Süren dava nedeniyle yurtdışına çıkış yasağı olmasına rağmen ABD'ye gitti.
Güney, kendi ifadesiyle 2001'de ABD'deydi. 2000 yılında bu ülkeye yapılan bir basın gezisine katıldığında aldığı 10 yıllık ABD vizesi bulunan Güney durumu şöyle açıklıyor: "Türkiye'de kalmam Saçan ve Ergenekon'un çıkarına olmadığından, Adnan Akfırat (İşçi Partisi Merkez Karar Kurulu üyesi) ve bir emniyet yetkilisi çıkışımı kolaylaştırdı." Güney, 2008 Ekimi'nde 32. Gün programına yaptığı canlı bağlantıda ise "Adnan Akfırat Bey 'İstanbul Havaalanı Şube Müdürü'ne git dedi. Havaalanında görüştük. 500 dolar pasaportun içine koyduk, Türkiye'den çıktım" diye konuştu. Bu bilgi de doğrulanmadı. Yargılanırken nasıl olup da yurt dışına çıkabilir, sorusunu yönelttiğimiz dönemin MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür ise "Bilemem. Bir teşkilatın yardımıyla olabilir" diyordu.
Kamuoyunu meşgul eden bu sorular, akıllara Güney'in ima ettiği gizli servis bağlantılarını getiriyor. Güney'in MOSSAD'la ilgili ilk açıklamalarına 2001 Martı'nda verdiği ifadede rastlanıyor. Güney bu ifadelerde, Veli Küçük'ün kendisine Gülbahar Ateş isimli bir kadından bahsettiğini, onun için MOSSAD ajanı dediğini savunuyor: "Ona karşı temkinli olalım, dedi. Kadın cezaevindeyken kendisine mektup yazmış, hastaneye çıkması gerekiyormuş. Veli Paşa'dan yardım almış. Daha sonra cezaevinden bu kadın çıktığında Veli Paşa bana 'Onu bul' dedi. Bulamadım. Sonra 'Ben ulaştım, konuşuyorum' dedi. MOSSAD ajanıdır, İsrailli'dir, temkinli olalım dedi." Güney bu tarihten sonra sık sık, özellikle de Kanada yıllarında MOSSAD ve İsrail adını kullandı. 20052007 arasında Güney'in Kanada'da yazı yazdığı Kürt gazetesi Yeni Hayat'ın sahibi Süleyman Güney, "Ergenekon ilk çıktığında bir gün gazeteye ailesinin İsrail ile bağlarını anlatan bir belgeyle geldi. Orijinal görünmediğinden yayımlamadık" diyor. Faruk Arslan ise 2006 Ekim ayında sonsaniye.net adlı web sitesine "MOSSAD'a çalışma ve Masonluk Teklifi" başlıklı bir yazı yazdı. Arslan, bir gün Güney'in kendisine "Yazılarını tercüme etmekten anam ağladı" dediğini, "bunları kime rapor edeceksin" diye sorduğunda ise "MOSSAD'a" cevabını aldığını söylüyor. Güney daha sonra Arslan'a "MOSSAD, 'Bize çalışmak ister mi' diye sordu" demiş.
sayı: 18
Güney, ElAttar'ın da Türkiye'de olduğu 2001 yılını (Tam olarak hangi tarihte ABD'ye gittiği bilinmiyor) Türkiye'de geçirdi. ElAttar'ın Vancouver'a ulaştığı 2002 başında ise o New York'taydı. O dönemde, kimi aracılar sayesinde Howard Williams adında bir Evangelist'e ulaştı. Güney'i Türkiye'deyken tanıyan ve kimliğinin gizli tutulmasını talep eden bir kişi, onun Türkiye'deki son yıllarında Kitabı Mukaddes Yayınevi'yle yakın ilişkide olduğunu iddia ederek muhtemel aracıları işaret ediyordu.
Güney'e ABD'de bulunduğu süre içinde ve sonrasında en çok yardımcı olan kişiyse Mardin Dargeçit doğumlu Yakup Can. Can, Güney ile tanışmasını Newsweek'ten Semin Gümüşel'e şöyle anlatmıştı: "Bir gün, Williams birader beni aradı ve 'Yanımızda çok donanımlı, soruları olan bir genç var. Size yönlendirebilir miyim' diye sordu." Can, Güney'i ilk gördüğünde çok kötü durumda olduğunu anlatıyor. Can ve Güney, uzun süre Eski Ahit üzerine çalışmışlar. Can, Güney'in 2004'te din değiştirmeye karar vererek vaftiz olduğunu belirtiyor. Oturma izni ve vatandaşlık gibi konulardaki sorunlardan dolayı ABD'de kalması imkânsız hale gelen Güney'i Kanada sınırına kadar kendi aracıyla götüren de o. Ancak tarihi hatırlamıyor.
Tuncay Güney'in New York'ta yaklaşık altı ay kaldıktan sonra (2002 ortalarında ElAttar'ın Vancouver'da bulunduğu dönemde) Kanada'ya geçtiğini söylüyor Faruk Arslan. Ancak Güney'in Vancouver'a ayak basıp basmadığı ya da tekrar ABD'ye dönüp dönmediği konusunda bir bilgi yok. Toronto'da Güney'le konuşan Kanada gazetesi The Star'ın muhabiri Cathal Kelly, Güney'in kendisine "Ergenekon bağlantılı bir generalin New York'a gelmesi üzerine New York'u terk etmek zorunda kaldığını ve 2004'te Toronto'ya geldiğini söylediğini" aktarıyor. Kendisine hangi tarihlerde New York ve Toronto'ya ulaştığını sorduğumuz Güney ise sadece "Sekiz yıldır yurtdışındayım" cevabını vermekle yetindi. Elbette bütün bunlar Güney'in Kemal Kosba adıyla Vancouver'da ElAttar'a ulaşıp ulaşmadığını açıklamıyor.
l Attar'ın sorgusu OcakŞubat 2007'de gerçekleştirildi. Attar sorgudan önce ne avukatıyla, ne ailesiyle ne de Kanada büyükelçiliğinden biriyle görüştürüldü. Globe and Mail gazetesinin davadan önce incelediği ve bir kısmını açıkladığı sorgu kayıtları, ElAttar'ın İsrail adına casusluk yaptığını kabul ettiğini gösteriyor. ElAttar, para karşılığında Türkiye ve Kanada'da yaşayan Arap ve Mısırlılar hakkında nasıl bilgi topladığını, istihbarat elemanı olduğu söylenen üç İsrailli'den Kanada'da göçmen olarak bulunan Arapları para ve seks kullanarak ajan yapması yolunda talimat aldığını söylüyor.
Savcılara göre ElAttar, Arap eşcinselleri ve mali sıkıntı içinde olanları hedef seçti. Toronto'daki CIBC'de çalışırken aralarında bir Suudi prensin de bulunduğu Araplar'ın hesaplarını inceleyip İsrail ajanlarına bildirdi. Ayrıca eşcinsel olduğunu ve 2002'de Kanada'ya geldikten sonra en az dört kez evlenip boşandığını itiraf etti.
ElAttar'la birlikte Daniel Levi, Kemal Kosba ve Tuncay Bubay, 24 Şubat 2007'de Kahire'deki DGM'de yapılan ilk duruşmada İsrail gizli servisi adına çalışmakla suçlandı. ElAttar'ın yakalanana kadar İsrailliler'den Araplar hakkında verdiği her bilgi karşılığında 500 dolar olmak üzere yaklaşık 56 bin dolar aldığı iddia edildi. Savcı Badawi, diğer üç suçlunun Kanada ve Türkiye'de olduğunu söyledi.
Suçlamalar, büyük kahverengi bir zarfın içinden çıktı. Bu zarfın içinde ayrıca Mısır güvenlik güçlerinin ElAttar'la ilgili hazırladığı 300 sayfalık bir dosya ve deliller de vardı. Zira ElAttar, Kanada'da bulunduğu süre boyunca Mısır gizli servisi tarafından sürekli takip edilmiş, hatta fotoğraflanmıştı.
ElAssal'ın çekilmesi nedeniyle avukatsız kalan ElAttar'ı bu ilk duruşmada İbrahim Ali Mahmoud ElBassiouny savundu. Mahkeme, yeni avukata dosyayı inceleme zamanı tanımak için 27 Şubat 2007'ye ertelendi. Mahkeme çıkışında ElAttar gazetecilere "Mısır'a ihanet etmedim" diye bağırırken ElBassiouny, müvekkiline yönelik suçlamaların "uydurma" olduğunu, ElAttar'ın itiraflarının gözaltında baskılardan kaynaklandığını söyledi.
ElAttar'ın, 1973'teki savaşta İsrail'e karşı savaşan Mısır Hava Kuvvetleri'nden emekli subay babası, "Ailemizin iyi bir şöhreti ve itibarı vardı. Artık o benim oğlum değil" açıklamasını yaptı. ElAttar davasıyla ilgili ülkelerden de pek ses çıkmadı. Kanada Dışişleri Bakanlığı, ElAttar'ın çift pasaportu olup olmadığını uzun süre doğrulamadı. Toronto Star'a konuşan Kanada Güvenlik ve İstihbarat Teşkilatı (CSIS) sözcüsü Barbara Campion, olayla ilgilenip ilgilenmediklerini söylemek istemedi: "Biz operasyonel konuları hiç yorumlamayız, belli kişilerle ilgilenip ilgilenmediğimizi asla teyid etmeyiz." İsrail yetkilileri ise ElAttar diye birini ilk kez duyduklarını açıkladılar. "Tek bildiğimiz medyadan duyduklarımız" dedi, dönemin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mark Regev. Mısır'ın, "MOSSAD ajanı yakaladık", şeklindeki iddialarını hiçbir temeli olmayan uydurma açıklamalar olarak niteleyerek yalanladılar. Mısır'ın, ElAttar davasını dikkati iç meselelerden çekmek için kullandığını söylediler. Mısır Meclisi'ndeki Arap İşleri Komitesi Başkanı Saad ElGamal ise Daily Star Egypt'e "Başka meselelerin üstünü örtmek için neden yeni meseleler yaratalım. Bu laflar dikkatleri davadan uzaklaştırmayı hedefler. Bu davada bir MOSSAD ajanı İsrail adına casusluk yaparken yakalandı" diye konuştu.
28 Şubat'taki ikinci duruşmada ElAttar ve avukatı, ifadelerin işkence altında alındığını söyledi. "Haftalarca tek başıma kaldığım bir hücrede işkenceye maruz kaldım. İdrarımı içmeye zorlandım, elektrik verdiler" diyen ElAttar, "Ben Müslümanım, dinimi değiştirdiğim ve eşcinsel olduğum yalan" diye bağırdı. İstihbarat biriminde böyle bir casusluk hikâyesi uydurması için işkence gördüğünü söyleyen ElAttar, bu casusluk hikâyesini de bir mizah kitabından uyarladığını söyledi: "Ulusal güvenlikten Nabil Mahmud beni, Daniel Levi isimli hayali bir şahısla işbirliği yaptığıma dair belge imzalamaya zorladı."
Mısır yasalarına göre casusluk suçunun cezası 15 ila 25 yıl arasında değişiyor. Bu suç savaş döneminde işlenirse cezası idam (Mısır, 1979'da İsrail'le barış anlaşması yaptı). İkinci duruşmadan önce insan hakları kuruluşları, Mısır'da işkenceye yaygın olarak başvurulduğunu hatırlatarak itiraflara tereddütle yaklaşılması gerektiğini söylediler. Mısır hükümeti sistemli bir işkencenin varlığını reddediyor ama çok sayıda işkence suçlamasını bugüne kadar soruşturdu. Bununla birlikte Newsweek Türkiye'ye konuşan Mısır İnsan Hakları Örgütü Başkanı Hafez Abu Saeda ve ismini vermek istemeyen bir Mısır Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, ElAttar'ın "kendisini yönlendirenlerle" Kanada'da buluştuğuna ve ajanlık için görevlendirildiğine inandıklarını söylüyor.
Savcının, ElAttar'la birlikte yargılanan diğer üç kişiden ikisinin hâlâ Toronto'da yaşadığını söylediği duruşmaya aile üyelerinden üç, Kanada büyükelçiliğinden iki kişi katıldı. Kanada Dışişleri Bakanı Peter MacKay de hükümetin ElAttar'ın uluslararası standartlara uygun muameleye tabi tutulması için Mısırlı yetkililerden güvence almaya çalıştıklarını söyledi. Mahkeme 21 Nisan'a ertelendi.
Bu aynı zamanda karar günü oldu. DGM Yargıcı Sayyed elGohary çok kısa bir zaman dilimi içinde kararı okudu ve salondan çıktı. ElAttar, İsrail lehine casusluk yapmaktan 15 yıl hapis ve 10 bin Mısır Lirası (2500 TL) para cezasına çarptırıldı. El Attar'ı casus olarak eğitmek ve onu kullanmaktan suçlu bulunan diğer üç isim, Daniel Levi, Kemal Kosba ve Tuncay Bubay da gıyabında 15'er yıl hapis ve 10 bin Mısır Lirası cezaya çarptırıldı. Mısır'da DGM'lerin gördüğü davalarda temyiz uygulaması yok. ElAttar için tek ümit devlet başkanının affetmesiydi; bu da gerçekleşmedi.
önemin gazeteleri, Mısır'ın Şubat 2007'de Interpol'den üç İsrailli'nin (Daniel Levi, Kemal Kosba, Tuncay Bubay) tutuklanmasını istediğini yazıyor. Mısır Dışişleri Bakanlığı'ndan Newsweek Türkiye'ye konuşan üst düzey bir yetkili, Mısır hükümetinin bu kişilerin tutuklanması yönünde uluslararası bir başvuru yapmadığını, çünkü bu isimlerin tek bir kişiye mi, yoksa üç ayrı kişiye mi ait olduğundan emin olamadıklarını söylüyor. Ancak o, "bu üç ismin de aynı kişi ve bu kişinin de Tuncay Güney olması ihtimalinin yüksek olduğunu" düşünüyor. Ona göre "Zaten bu kişilerin tutuklanmamış olmasının sebebi, aslında tek bir kişi olmaları ve bu kişinin de zaten biliniyor olması olabilir." Bu noktada Türkiye'nin gayretlerine işaret eden yetkili, "Ancak İsrail'in dünyada ciddi bir nüfuza sahip olduğu gerçeğinin farkında olmalıyız" diyor. "Aranan kişiler ABD, İsrail ya da bu iki ülkeyle başını derde sokmak istemeyen bir başka ülkede bulunduğunda, bu kişileri bulmak ya da tutuklamak zor."
Tuncay Güney'in farklı dönem ve yerlerde bu üç ismi de kullandığı biliniyor. Dolandırıcılık suçlamasıyla 2001'de gözaltına alınan Güney'in ev ve ofis aramalarında polis tarafından 10'a yakın farklı kimlik ele geçirildi. Güney, mahkemedeki ifadesinde, "Bu kimlikleri yaptığım görevler tehlikeli olduğu için kullandım" dedi. Güney'e geçen hafta bir kez daha "Daniel Levi, Tuncay Bubay ve Kemal Kosba isimlerini kullandınız mı" sorusunu sorduk, "Bu soruya cevap verme gereği görmüyorum" karşılığını aldık. Mısır'da etkin bir Batılı elçiliğin güvenlik sorumlusu, bu üç ismin Tuncay Güney'e ait olması ihtimalinin yüzde yüze yakın olduğunu söylemişti. Faruk Arslan da, Güney'in haftada üç gün çalıştığı kültür merkezinde Daniel Levi ismini kullandığını belirtiyor. Ayrıca Güney, bileğinde "Daniel" künyesi taşıyor. Güney, New York Institute adlı internet sitesini kurduğunda da bazı yazılarını bu isimle imzalıyordu.
Peki Güney, 2006 yılında Kanada vatandaşlığı alan ElAttar'la gerçekten tanışıyor mu? Güney, bu sorumuzu da "Siz hakim ya da savcı mısınız" diyerek cevaplamadı. Güney'in bir dönem Toronto'da aynı evi paylaştığı, adının açıklanmasını istemeyen bir arkadaşı ise 2005 yılında Toronto'da ElAttar'la Tuncay Güney vasıtasıyla tanıştığını söylüyor. ElAttar'ı "Joseph" ismiyle tanıdığını savunan bu kişi, onun bir Toronto bankasında müşteri temsilcisi olarak çalıştığını ve Güney'le o dönem sık sık görüştüğünü hatırlıyor. Kendisi beş altı kez görmüş ElAttar'ı. Bir keresinde, Türkiye'ye gideceğini öğrenen ElAttar ondan Tarkan CD'si istemiş: "Türkiye'yi, Ankara'yı biliyordu, Ankara'da evi vardı. Kıpti'ydi, gay'di ve durumu çok iyiydi. Mercedes vardı altında."
Kahire'deki eski avukatı ElAssal, kendisine ElAttar'ın Mısırlı ajanlarca çekilen fotoğraflarının gösterildiğini, bu fotoğrafların dava dosyasında da yer aldığını söylüyor: "Bana onun Toronto'da, Vancouver'da ve Niagara Şelalesi'nde çekilmiş fotoğraflarını gösterdiler." Bu bilgi önemli çünkü Güney'in isminin açıklanmasını istemeyen o arkadaşının anlattığı bir olayla bire bir örtüşüyor: "ElAttar ve Tuncay bir keresinde Niagara Şelalesi'ne gittiler. Arabayla Toronto'dan 45 dakika. O zaman Joseph'in (ElAttar) Mercedes'iyle gidildi. Joseph 'Sen de gel' dedi ama Tuncay beni istemedi. Anladığım kadarıyla, o gün Amerika'dan birileri geldi ve bunlarla görüşmeye gittiler. Ama ne görüştüler bilmiyorum."
ABD ve Kanada'daki gizli istihbarat kaynakları, daha önce Newsweek Türkiye'ye Güney'i ciddiye almadıklarını ve "güvenilir olmadığını" söylemişlerdi. Son sekiz yılda İslamiyet'ten Hıristiyanlığa, ardından Yahudiliğe geçen Güney, Kanada'da kendini güvende hissetmek için İsrail ve MOSSAD adını kullanıyor olabilir mi? Güney buna "ABD ve Kanada'da yaşayan biri kendini herhangi bir ülkenin ajanı olarak gösterecek kadar salak mıdır? Hem de bu ülkelerde güvenlik had safhada iken" cevabını verdi.
Vaftiz olduğunu söyleyen, Toronto'da sinagog olarak lanse edilen kayıtsız bir dini merkezde çalışan ve Kanada'ya iltica talebi iki defa reddedilen Güney son yıllarda "Abdullah Gül beni aradı, MOSSAD başkanı Kanada'ya gelip benimle ilgili açıklamalar yaptı" gibi abartılı ve kendini çok önemli göstermeye meyilli açıklamalarda bulundu. Güney, tehlikenin farkına varmış olabilir. Ocak ayında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Tuncay Güney için Adalet Bakanlığı kanalıyla Kanada'dan "tanık ve sanık olarak ifadesinin alınması" amacıyla yardım talebinde bulundu.
ElAttar davasının dosyasında, 2006 Kasımı'nda ElAttar'ın Tuncay Bubay'a artık MOSSAD'a çalışmak istemediğini söylediği belirtiliyor. Ancak Bubay onu hem Kanada hükümetine hem de Mısırlı yetkililere ihbar etmekle tehdit etmiş. Dosyaya göre ElAttar daha sonra Toronto'da bir sinagogda ayine katıldı ve ona burada, İsrailli yetkililerin bir sonraki görevi hakkında bilgi vermek üzere kendisiyle şahsen görüşmek istedikleri söylendi. Ve ona Mısır'da ailesini ziyaret ettikten sonra İsrail'e nasıl gidebileceğine ilişkin ayrıntılı bir talimat belgesi verildi. Ama Mısır güvenliği tarafından yakalandı. Acaba bunda da Güney'in payı var mı?
(Faik Bulut ve Kahire'den Joseph mayton'un katkılarıyla)
sayı: 18




















