Burjuvazi ders kitabına sığar mı?
Aydınlanma denen ve kabaca 18. yüzyıl ile 19. yüzyılın başını içine alan dönem, akla, bilime olan inancıyla ortaya çıkmaktadır. Bu düşünsel akım, aklın yolunda aydınlananlar (entelektüeller) ile karanlıkta kalmaya devam eden büyük kitlenin arasına bir hat çekmekte ve aydınları toplumun öğretmenleri (aydınlatıcıları) olarak ilân etmektedir. Bu zihinsel iklimin zirvesi, Denis Diderot (1713-1784) ve Jean Le Rond d'Alembert'in (1717-1783) yönetiminde hazırlanan, 71 bin 818 makaleden oluşan, yaklaşık 25 bin sayfalık devasa Encyclopedie veya asıl adıyla Ansikopedi ya da Kanıtlarla Desteklenen Bilimler, Sanatlar ve Zenaatlar Sözlüğü'dür. Bu azametli eser, Aydınlanma Ruhu'nun adeta aynasıdır. Çünkü insanın bildiği ve kanıtlanmış herşeyi biraraya toplamayı hedeflemiştir.
Aydınlanmanın akıl ve bilgi karşısındaki bu inançlı duruşu, tüm 19. yüzyılı etkileyecek ve bu dönem, hem ders kitabı denen yeni bir olgunun ortaya çıkmasına tanık olacak, hem de ders kitabı aracılığıyla aydınlanmamış kesimlerin de aydınlanacaklarına olan inancın yerleşik hale gelmesi sürecini yaşayacaktır. 19. yüzyıl zihniyeti, ders kitabını, bilgilerin özünü ve esasını biraraya getiren ve işlediği konuya ilişkin yazılmış olanların tümünü özetleyen, yansız ve temel bir kaynak saymaktaydı.
Bunun böyle olmadığı ve ders kitabının esas olarak ideoloji, belli değerler ve resmi tezler aktaran, neredeyse tamamen yanlı bir "insan inşa etme" mekanizması olduğu 20. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren anlaşılmaya ve dillendirilmeye başladı. Örneğin Jerome Vidal, "Birlikte Okumak ve Düşünmek" (2006) adlı kitabında, "Ders kitabı, okurolmayan kitleleri üreten bir unsurdur" demektedir. Çünkü ders kitabı, herşeyden önce bilginin değişmezliğini yansıtmakta ve kuşkuculuğu öldürmektedir. Didaktik profesörü Suzanne Laurin de, "bir ders kitabının bir cins toplumsal uzlaşma" olduğunu söylemekte, aslında çoğu araştırmacının fark ettiği bir durumu ortaya koymaktadır: Ders kitapları, bilgiden çok toplumdaki egemen ideolojiyi, çoğunluk değerlerini ve resmi tezleri aktarmak üzere hazırlanmaktadır. Ve asıl önemlisi, yalnızca sosyal bilimler alanındakiler değil, kesin denen fizik veya kimya gibi disiplinlerdeki ders kitapları da kitleleri itibariyle ideolojik ve yanlıdırlar.
Nuray Mert, Hürriyet'teki köşesinde, Newsweek Türkiye'nin kapak konusunu kendine başlık edinen ('Zenginleştikçe laikleşiyorlar' mı?) bir yazı yazdı ve "Bu değerlendirmelerin de bir kısmı ilginç, ama bu tür konular hep bir kavram tartışması etrafında boğulur gider. Bu kez de kısmen böyle olmuş. Nitekim iş gelmiş 'burjuva nedir, topluma faydası nedir, hangi iklimde nasıl yetişir?'e dayanmış. Öyle olunca ver elini Avrupa tarihi ve ders kitabı tanımları" demiş. Oysa Newsweek Türkiye'nin bu kapsamlı araştırmasında bir tane bile "ders kitabı tanımı" yoktu. Zaten Batı ders kitapları burjuvaziyi meşrebe göre çok çeşitli tanımlarlar, Türkiye'de ise bu tanım üniversite ders kitaplarında bile yapılmamıştır. Yapıldığında da çoğu zaman Amerikan literatüründen apartma bir middle class (orta sınıf) genellemesiyle geçiştirilmiştir.
Ama Nuray Mert, biraz ileride bizzat bir ders kitabı tanımı yaptığını fark etmemektedir: "Malum, bireysel, toplumsal ve siyasal özgürlüklerin temelinde dini otoritenin nihai belirleyiciliğine sınır getirmek geliyor, (laiklik) oradan devreye giriyor". Bu tanım, Batı'sıyla, Doğu'suyla hemen hemen bütün ders kitaplarındaki açıklamadır veya bizim resmi klişemiz olan "din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması, toplumda dini değil pozitif yasaların geçerliliği" cinsinden sloganın benzeridir.
Oysa araştırma, son derece özgün, yeni, derin laiklik kabulleri (tanımları değil) içermektedir. Laikliğin, dinin kamusal görünürlük talebinden vazgeçmesi ve bireylerin mahremiyetinde daha da yücelmesi olduğu, bir ders kitabında bulunabilecek bir farkına varış değildir.
Oluşmakta olan (henüz çok cılız) İslami burjuvazinin laiklikle buluşma noktası, ancak bu olabilir. Öte yandan, "dini otoritenin nihai belirleyiciliğine sınır getirmek" laiklik olmuyor, olsaydı Osmanlı da laik olurdu, Türkiye de. Çünkü bu tanım doğrultusunda devlet dini kendi içine alarak (Diyanet) resmi bir devlet dini oluşturmaktadır, buna da laiklik demek olanaksızdır.
Burjuvazi de, bu ülkede çok yanlış anlaşılan bir kavram. Eğitim sistemimizin herşeyi hap haline getirerek öğrencilere yutturmaya yönelik olmasının sonucunda, Türkiye'de burjuvazi dendiğinde her noktası itibariyle türdeş bir sosyal sınıf anlaşılıyor. Oysa burjuvazi, hem mekâna hem zamana göre büyük farklılıklar gösteren, üstelik birçok farklı tabakadan oluşan bir insan grubunun tasnif adından ibarettir. Özetle, Fransız burjuvası ile İngiliz burjuvası çok farklıdır. ABD'de burjuvazi yoktur. İngiltere'nin 16. yüzyıl burjuvası ile 20. yüzyıl burjuvası birbirine hiç benzemez ve nihayet belli bir ülkede, belli bir zaman kesitinde burjuvazinin anatomisine bakıldığında onlarca katman görülür.
Açıkçası çoğu şeyi idealize eden bu ülkede, burjuvazi de bu eğilimden nasibini almakta ve "zengin, kültürlü, laik veya dinle pek ilgili olmayan" vb. olarak kurgulanmaktadır. Oysa sanayi çarşısındaki soğuk demirci, kenar mahalledeki bakkal da burjuvadır, büyük bir sanayi baronu da. Ama farklı burjuva tabakalarına mensup olarak.
Söz konusu araştırmada ortaya çıkan "zenginleştikçe laikleşiyorlar" önermesi, küçük burjuvaziden orta veya büyük burjuvazi katmanlarına doğru çıkıldıkça dindarlığın kaybolmadığı, ama daha dünyevi hale gelindiğini işaret etmektedir. Ama Türkiye'de laik olmak neredeyse dine karşı olmak olarak anlaşıldığı için, araştırmanın ezber bozan bu vargısı, çoğu kimse için hemen kavranabilir ve kabul edilebilir olmanın uzağında kalmaktadır.




















