Yüklü hafta
Ne yüklü bir haftaydı değerli okur ve nasıl da aynı şekilde sürüyor. Ergenekon Davası'nda -gerçi ilk davayla birleştirilmedi ama- ikinci iddianame açıklandı ve 2003 - 2004 yıllarında planlandığı iddia edilen bazı darbe planları yargı önüne geldi. Türkiye için tarihi bir gelişmeydi bu. Newsweek Türkiye muhabirlerinin farklı kentlerde yakından izlediği, yerel seçimlerden önceki son propaganda hamleleri yapılıyordu bir yandan da. Bir sürpriz olabilir miydi? Yoksa geçen yerel seçimlerdeki Türkiye haritası aynen kalacak mıydı? Büyük ölçüde parti liderlerine odaklı, genel seçim havasında bir yerel seçime hazırlık dönemi yaşadık. Projelerle çarpışmadı partiler, diyeceğim; ama seçmen de pek yeni proje görmek istemedi sanki. İki konunun hemen hiç gündeme gelmemesi, bunu da seçmenin yadırgamaması toplumsal bir eksi puan olabilir: Biri, kentlerde depreme hazırlık (Bu tehdit ölümcül değilse bize de söyleyin); ikincisi, özellikle büyük kentlerde yapılaşmanın civardaki küçük yaşam alanlarını, köyleri, tarım sahalarını yok ederek kanser gibi genişlemesi. Su kaynakları, kum ocakları, ormanlar... Sanki herşey kentliler için feda ediliyor artık. Öte yandan kent merkezlerinde kimi yeni, kimi izbe yüz binlerce konut boş duruyor.
Derken Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve yanındaki -pilot dahil- beş kişiyi taşıyan helikopter düştü. Partilerin kampanya dönemi erken bitirildi. Newsweek Türkiye muhabirleri hemen karlı yollara düştü. Arama çalışmaları, bütün ülkede saat saat karmaşık ruh hallerine yol açıyordu. İnsanlar umutlanmak için fırsat kolladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumartesi akşamı açıkladığı gibi, arama kurtarma faaliyetlerinde sonuç açısından yeterince hızlı davranılamadığı da; zor hava şartlarında olağanüstü çaba gösterildiği de oldu. Detaylar, Adem Demir'in haberinde. Beş kişinin ölüsüne ulaşılmıştı ancak olayı haber verdikten sonra kendisinden haber alınamayan İhlas Haber Ajansı muhabiri İsmail Güneş için aramalar Pazar akşamı hâlâ sürüyordu. Bir mucize olabilir miydi? Bir gerçek var ki, Türkiye bu tür olağanüstü durumlara önceden hazır bir ülke değil hâlâ. Helikopterde çalışmayan sinyal verici, bu aletlerin kimin kontrolünde uçtuğuna dair soru işaretleri, artık şah damarımızdan sonra en yakında sandığımız iletişim teknolojisinin yarattığı kuşkular ve 112 Acil Yardım'dan başlayan kurumlar ile kurtarma ekipleri arası koordinasyon eksiklikleri eleştiri konusu oldu. Kriz yönetimi spekülasyon olmasın istiyordu belki; ama kendileri ellerindeki bilgiyi paylaşmayınca her kafadan bir ses çıkmaya başladı, spekülatif haberden geçilmez oldu ortalık.
Bu arada, Güney Afrika'da düzenlenecek Dünya Kupası için Türkiye - İspanya arasındaki milli futbol maçı girmişti gündeme. Türk - İspanyol mücadelesiyle ilgili dosyamızı, güçlü rakibe karşı ilk raundu kaybedince ikinci maçın ardına bıraktık. İstanbul'da yeni bir tarihi zafer olabilir mi?
Nihayet yerel seçim sonuçları gelmeye başladı. Televizyon, internet ve gazetelerle yarışarak son dakikaya kadar farklı bakış açılarıyla yorumlamaya çalışıyoruz. Matbaa, daha erken baskıya girecek sayfalar için bizi sıkıştırıyor. Bir yandan da küresel ekonomik krize karşı yeni planlar ve Londra'daki G20 toplantısı tartışılıyor. Ve bu hafta ABD Başkanı Barack Obama geliyor.
Lehigh Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Henri Barkey, bu ziyarete ilişkin yorumunu geç gönderdiği için kendisine ayrılan sayfaya giremedi. Biz de özetini burada değerlendirelim dedik. "Türkiye ve Amerika'nın paylaştıkları görüşler açısından, seçildikten sonra bir ABD Başkanı'nın bu kadar erken bir Türkiye ziyareti seçmesi çok önemli bir işaret olarak algılanmalı" diyor Barkey. Ona göre, Türkiye'nin konumunun hem bölgesinde hem de dünya çapında artmış olması bu gezinin yapılmasına sebep olduğu muhakkak. Bilhassa İsrail-Suriye görüşmelerinde Türkiye'nin gösterdiği liderlik ve Kuzey Irak konusunda yaptığı politika değişikliği, çok önemli. Ama hâlâ bazı sorunlar var. Barkey, "Bugün Türk toplumunun tercihleri nasıl Türk dış politikasını etkiliyorsa, Amerika'da da toplumun ve bilhassa toplumda kendisini iyi temsil ettirebilen güçlü odakların etkisini göz ardı etmemek gerek" diyor. Buna göre, Ermeni diasporasının soykırım kelimesi üstünde ısrar etmesi Amerikan-Türk ilişkilerini yine etkiliyor. Barkey, "bunun tek çözümünün, Türkiye - Ermenistan ilişkilerinin gerçekçi ve ivedi bir şekilde düzlüğe çıkması" olduğunu düşünüyor.
Bu hızlı gündemde muhtemel hatalar ve son dakika kapak değişiklikleri olursa bizi bağışlayın. Sanki 15 ayın çarşambası bir haftaya toplanmış durumda.




















