Manşet Haberi
Manşet Haberi
Galeri

Aç tırtılın karanlık yanı

Bir zamanlar Eric Carle bir çocuk kitabı yazmış. Bu öyle bir kitapmış ki, kendi kozasını da beraberinde getirmiş. Buradan çıkan küçük tatlı böcek büyük bir değişim yaşamış.
Ethan Hill (Newsweek)

Eric Carle, Very Hungry Caterpillar'la (Çok Aç Tırtıl) milyonlar kazandı, fakat mesele aç yengece gelince... Ama bu başka bir hikâye. Carle'ın Florida Key Largo yakınlarındaki evinin arkasında, neredeyse Küba'ya kadar uzanan bir manzaraya bakan, Florida Boğazı'nın tam kıyısına yerleşmiş büyük bir bahçesi var. Carle toprağa ne ekeceğini gerçekten bilmiyor, "Bitkiler hakkında hiçbir bilgim yok" diyor. Buna rağmen Carle bir anlamda sıra dışı bir örgü modeliyle cıvıl cıvıl bir battaniye yarattı. "Bahçemi kitaplarım gibi düzenliyorum" diye anlatıyor." Burada bir parça yeşil, burada bir parça kırmızı ve aralarına da pembe istiyorum." Ayrıca "The Very Busy Spider" (Çok Meşgul Örümcek), "The Mixed-Up Chameleon" (Kafası Karışık Bukalemun) ve en büyük çıkışı yaptığı "The Very Hungry Caterpillar" (Çok Aç Tırtıl) adlı kitapları gibi Carle'ın bahçesi de gerçekten hayvanlarla dolu. Normal güneşli bir günde sürülerle pelikan tepenizde dolaşırken, iguanalar etrafta sürünerek geziniyor ve bazen okyanusun ufuklarında yunusları görüyorsunuz. Biz de zararsız örümceklerle karşılaştık; bir de Whitey isimli bir sokak kedisiyle. Ardından yengeçler göründü. Kabuklular kolonisi bu küçük cennet örtüsünün altını mesken tutmuş. İsmi lazım olmayan bazıları gibi, görünürdeki her yere oyuk açıyorlar, özellikle de kıyıdaki hindistancevizi ağacına. "Toprağı her iki taraftan kazıyorlar ve kökler açığa çıkıyor," diyor Carle, yüzünde hevesi kırılmış bir ifadeyle. "Bahçem ölüyor."

70'den fazla derlemesiyle çocuklara mutluluk aşılayan bir adamın böyle iç karartıcı bir şey söylemesi oldukça şaşırtıcı. Aslında 80 yaşındaki Carle'ın gülümsemek için o kadar çok nedeni var ki. Sosisleri, çörekleri, karpuzları ve daha fazlasını bir çırpıda yiyip bitiren bir tırtılla ilgili -kitabın içinde kemirmeleri betimlemek için açılmış oyuklar var- 200 kelimelik hikâyesi Mart'ta 40'ıncı yılını kutladı.

"Tırtıl" 29 milyon adet sattı. "Peter Rabbit" (Tavşan Peter) ile birlikte en başarılı resimli kitap sayılıyor. Hatta "Goodnight Moon" (İyi Geceler Aydede) ve "The Cat in the Hat" (Şapkadaki Kedi) adlı kitaplardan daha popüler. Pijamaları, cep telefonu aksesuarlarıyla tırtıl imparatorluğu ve Carle'ın diğer eserlerinin yıllık getirisi 50 milyon doları buluyor. "Ailem, arkadaşlarım, editörüm, yayınevim, hepimiz bu kitabın neden bu kadar başarılı olduğunu merak ediyoruz," diyor Carle. "Bu, umuda dair bir kitap. Önemsiz bir tırtıl bile olsanız, büyüdüğünüzde bir kelebek olabilirsiniz." Fakat Carle'ın hayranlarının çoğu bu renkli böcek kitabının altında karanlık bir şeylerin gizlendiğini bilmiyor, tıpkı bahçeyi durmadan kemiren yengeçler gibi.

Carle 1929'da New York'un Syracuse kentinde Alman göçmeni bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. İlk altı yılını sevecenlikle hatırlıyor: Mickey Mouse ve Flash Gordon, aile kampları, anaokulu sınıfındaki büyük pencereler. Altı yaşına geldiğinde annesi vatan hasreti çekmeye başlayınca aile tekrar Stuttgart'a taşındı. Büyük, dört katlı bir evde akrabalarıyla beraber yaşamaya başladılar. "Anneannemin dokuz kız kardeşi vardı" diyor Carle. "İlginç ve çılgın bir aileydi. Hepsi de yalancıydı ama muhteşem hikâyeler anlatırlardı." Carle yeni ülkeye alışmakta zorluk çekti. Birinci sınıf öğretmeni hâlâ aklında. Özellikle de Carle bir keresinde çalan telefona cevap verdiğinde öğretmeni tüm sınıfın önünde avucuna bambu çubukla vurduğu için. "Özgür bir Amerikalı çocuktum" diyor Carle, "fakat ondan sonra daha dikkatli olmuştum."

İkinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Carle'ın babası Alman ordusu tarafından askere çağırıldı ve aile savaş karmaşasının tam ortasında kalakaldı. "Bodrumumuzda saatler geçirmiştik" derken, sesi biraz titriyor. "Bazen korkutucu oluyordu. En yakın bomba belki de 20 adım öteye düştü ve evi salladı. Bombalar daha da yaklaştı ve herşey geçtiğinde annem başımı alıp kucağına koydu. Bunu asla unutmayacağım. Panik yoktu. Herşey geçmişti." Okulda sanat öğretmeniyle özel bir bağ geliştirmişti. Herr Krauss adlı öğretmeni ona gizlice Hitler'in yasakladığı Picasso, Matisse ve Braque'dan eserler gösteriyordu. Bir de günün birinde üstünden geçen bir savaş uçağı kendisine nişan alınca, Ren'de sular içinde düşe kalka kaçtığını hatırlıyor. Mermiler onu birkaç adımla ıskalamış. Almanlar'ın teslim olmasından günler önce ailesinin evine beklenmedik misafirler geldiğini de hatırlıyor. "Birkaç Nazi subayı kapıya geldi ve anneme, 'Oğlunuz yarın sabah demiryolu durağında hazır bulunmalı, ona bir tane bazuka vereceğiz' dediler. Bir bazukaya sahip olmanın heyecan verici olabileceğini düşündüm. Ancak annem gitmeme izin vermedi."

Carle'ı Amerikalılar kurtardı, hem de birçok açıdan. ABD ordusunun Nazizm'den arındırma bölümünde evrak dosyalama görevlisi olarak çalışmaya başladı. Açlıkla geçen yılların ardından bölüğün mutfağına girmesine izin veriliyordu. "The Art of Eric Carle" (Eric Carle'ın Sanatı) adlı otobiyografisinde ailesi için "fıstık ezmeli sandviç, tereyağı, şeker ve arta kalan biftekleri" çaldığını anlatıyor. Carle'ın babası ancak iki buçuk sene sonra eve dönebildi: Rus esir kampına gönderilmişti. Carle'ın tramvayda buluştuğu adam 35 kiloluk bir hayalet gibi görünüyordu. "O farklıydı ve ben de farklıydım," diyor Carle. "Sanat okuluna gidiyordum. Sanatın ve kızların içindeydim." Ve Carle hâlâ Amerika'ya geri dönmek istiyordu. Nihayet 1952'de döndü, cebinde sadece 40 dolar ve parlak bir gelecek hayaliyle.

Carle 38 yaşına kadar ilk kitabını yayımlamadı. Bu, şimdi bir klasik kabul edilen "Brown Bear, Brown Bear, What Do You See?" adlı illüstrasyon kitabıydı. Profesyonel kariyerinin ilk yarısını reklâm ve grafik tasarımıyla geçirdi. Kartvizit gibi kullandığı işlerinden birini kitap editörü Ann Beneduce'e gönderdikten sonra destek bulabildi. "Harikaydı," diyor Beneduce. "Katlanmış kocaman bir balinaydı, içinde de bir uğurböceği vardı. Çocukları çekecek illüstrasyonlar yapan insanlar arıyordum galiba. Bu, görsel olarak çok çekiciydi." Carle beyaz mukavva üzerine renkli, ince kâğıtları katman katman yapıştırma tekniğini kullanarak kendi sanatını yarattı. Matisse'nin renkli kâğıtları keserek oluşturduğu muazzam kolajları andırıyordu. Carle'ın Beneduce'ye sunduğu ilk fikirlerinden biri de (o kadar çok vardı ki, hepsini kahverengi karton bir kutuda saklıyordu) Willi adlı solucanın hayatından bir haftalık kesitti. Beneduce bir solucanın yeterince sempatik olmadığını düşündü. "Diğer hayvanlarla ilgili konuştuk," diyor Carle, "ve en sonunda dedi ki, 'Bir tırtıla ne dersin?' Bense 'kelebek' dedim." Geriye sadece bir problem kalmıştı. "Kitaptaki oyukları düzgün bir şekilde yapacağını garanti eden bir üretici bulamıyorduk" diye anlatıyor "Tırtıl"ın ilk baskısını almak için ta Japonya'ya kadar gitmek zorunda kalan Beneduce. Kitap anında çok satanlar listesine girdi.

Carle, biraz dolambaçlı bir yoldan da olsa Almanya'daki yaşamının sanatını etkilediğini kabul ediyor. "Yaşamam gereken ama yaşayamadığım bir dönemi yeniden ele almaya çalıştım. Biraz eğlence, biraz safsata, biraz da mizah için." Fakat Carle'ın geçmişini öğrendiğinizde onun kitaplarına geçmişinden gelen yankılara kulak vermeden bakmak neredeyse imkânsız hale geliyor. Hikâyelerindeki renkli iyimserliğe rağmen üzerlerine bir yalnızlık duygusu serpilmiş. Yalnız tırtıl dünyada kendi yolunu bulmaya çalışıyor. "Willi the Worm" (Kurtçuk Willi) ise şöyle başlıyor: "Bu Willi Worm. Çok aç. Uzun zamandır hiçbir şey yemiyor." Tırtılın nasıl beslendiğini anlatırken seçtiği yöntem aslında, savaştan sonra Amerikalılar için çalışmaya gittiği yerde yediği şeyleri tarif ederken kullandığı yöntemi andırıyor. ("Tırtıl cumartesi günü bir parça çikolatalı kek, dondurma külahı, bir turşu, bir dilim İsviçre peyniri yedi …") Carle'ın favori kitabı "Do You Want to Be My Friend?" (Arkadaşım Olmak İster Misin?), yeşil bir yılanın yanında süzülmesine rağmen arkadaşlık peşinde kendini riske atan farenin hikâyesini anlatıyor. Carle hikâyeyi kendi zihninde, Syracuse'de kalan en iyi çocukluk arkadaşına adadığını söylüyor. "O hikâyede Carle'ın ABD'de rengarenk bir anaokulunda geçirdiği yılın anıları var" diyor Beneduce ve ekliyor: "Ve Almanya'ya gittiğinde sahip olmadığı pek çok şey var."

Hayatını karanlık çocukluk anılarından arınma üzerine kurmasaydı, Carle'ın hayatının nasıl olacağını merak etmemek elde değil. Şahsen, o suratsızlığın tam bir anti-tezi. "Tıpkı Noel Baba gibi görünüyor," diyor asistanı Motoko Inoue, "yürekten gülüşü ve Noel Baba gibi kocaman sesiyle." Hikâyeleri kahkahalarla bölünen Carle çok eğlenceli bir ev sahibi. Florida'daki evi renklerle yıkanmış gibi. Güneş mutfağın içine süzülürken, büyük pencereler mavi sahile bakıyor. Masası gökkuşağı renklerinde kâğıtlarla dolu. Kendisine yazan her hayranının bir cevap alacağını temin ediyor.

Carle ayrıca Amherst, Mass'ta altı yıl önce açılan ülkenin ilk resimli kitap müzesini yaşatmak için de büyük zaman harcıyor. Bir arkadaşı 12 bin metrekarelik bir bina tasarladı. Her bir pisuarın içine karasinek resmi yapmaksa Carle'ın fikri. "Erkekler sinekleri hedef aldığı için kenarlara sıçratma yüzde 80 azalıyor." Carle iki yıldır kitap yazmıyor. Ama ona göre bunu tek sebebi, şimdiki kitap konusunun biraz rahatlamak ve işin kolayına kaçmak olması. Uyumayı, solitaire oynamayı ve yürüyüş yapmayı seviyor. Carle hayatındaki en iyi vuruşu yapmış gibi görünüyor. Geçenlerde kahvaltı sırasında elinde en sevdiği yiyecekle, kara orman balıyla dolu bir kaşık varken çekilmiş bir fotoğrafını blog'una koydu. "Çok mutluyum," diyor. "Aslında karıma hiç bu kadar mutlu olmadım demiştim." Bu sözler onu 40 yıl idare etmiş olmalı. Fakat Eric Carle sonunda bir kelebek kadar özgür.

sayı: 23

Yorumlar
Member Comments

 

Ordu'da özgün şehir dokusu ve çevrenin korunması için mücadele eden Enis Ayar, "İki ünlü mimar sırf rant uğruna Ordu'nun en kötü iki binasını yapmış" diyor. ...

 
 

Anaokulu çocuğunuzun birey olarak topluma karıştığı ilk ortam. Sürecin seyri ise sizin elinizde.

 
The Peek
 
 

Eyyvah Eyvah; "Türkler ne olsa" parodileriyle, ergen esprilerinden yılmış komedi severlere hitap ediyor. Ama onların sayısı da 1 milyon bile değilmiş. ...

 
 
 
 

Geleneksel "ABD 'soykırım' diyecek mi" dönemi başladı. Bunun baş mimarları ve Türkiye'nin uluslararası alanda en çok çekindiği insanlarla tanışmanın da vaktidir. ...