Hepimiz aynı listede değiliz

İşsizliğin en fazla vurduğu kesim azınlık gruplara mensup düşük ücretle çalışan genç erkekler...
Dorothea Lange (Corbis)

Geçen sonbahardan bu yana tam 4 milyon amerikalı işini kaybetti ve işten çıkarılmalar daha da sürecek. Nisan başında açıklanan bir rapor yine hiç iç açıcı değil: Gerçekleşen iş kaybı tam 663 bin. Şu an yüzde 8,5 olan işsizlik oranının önümüzdeki aylarda iki haneli rakamlara ulaşması muhtemel. Bazı ekonomistlere göre, bu yılın sonlarına doğru ekonomide bir toparlanma başlasa bile ekonominin işsizliği yeniden düşüş eğilimine sokacak kadar canlanması 2010'un ortalarını bulabilir. Az sayıda bölge hariç ekonomik kriz tüm ülkede hissedildi ve gazete manşetlerinde hep can sıkıcı haberler var. The Philadelphia Inquirer gazetesi, "salgın gibi yayılan işten çıkarmalardan kimse muaf değil", başlığıyla durumu özetliyordu. San Jose Mercury News gazetesi ise Silikon Vadisi'nde işsizlik oranının 9,4 gibi ürkütücü bir rakama ulaştığını yazdı. Hemen herkes kendi çevresinden bir acılı hikâyenin şahidi: Aniden bürosundan çıkarılan bir Wall Street bankacısı; ana caddedeki dükkânını kapatmak zorunda kalan küçük bir işletme sahibi; bir zamanlar babasının da çalıştığı otomobil fabrikasında yıllardır çalışan bir işçi.

Öte yandan, işsizliğin bilmediğimiz kirli bir sırrı da var. İşimizi kaybetmek kaygısı ortak kaygımız olabilir, ama hepimiz aynı listede değiliz. İşsizlik toplumun farklı kesimlerini eşit biçimde etkileyen, beyaz yakalısından mavi yakalısına, siyahi Amerikalısı'ndan Latin Amerika kökenlisine, kadınından erkeğine kadar herkesi eşit ölçüde biçen bir tırpan değil. Bir kere, düşük ücretli işlerde çalışan azınlık gruplarından genç erkekler beyaz yakalı emsallerine göre krizden daha fazla etkileniyor. ABD Çalışma İstatistikleri Bürosu'nun son raporuna göre üniversite diplomasına sahip 25 yaş üstü gençlerde işsizlik oranı yüzde 4,3 ve bu oran, ulusal işsizlik oranının yarısı. Eldeki en güncel demografik verilere göre üniversite eğitimli beyaz öğrencilerde 2008 sonunda işsizlik oranı 2,3'tü. Yelpazenin diğer ucunda ise 16 yaşın üzerindeki Afrika kökenli Amerikalılar'da bu oran yüzde 13.3, Latin kökenlilerde yüzde 11.4, lise diploması olmayanlarda yüzde 13,3'tü. Azınlık gruplar ile az eğitimliler ekonomideki kötüye gidişten hep en fazla etkilenen kesimler olmuştur, ama bugün aradaki fark daha da açıldı.

İşten çıkarmalar genelde en çok erkekleri vuruyor. 20 yaşın üzerindeki erkeklerde işsizlik oranı yüzde 8.8; kadınlarda ise yüzde 7. 1970'lerin ortalarında rakamlar neredeyse tam tersiydi. Günümüzde işçi çıkaran sektörler -inşaat, üretim, sanayi- daha ziyade erkek işçi çalıştırıyor ve bu işçilerin pek çoğunun yaptığı işler için yüksek tahsile gerek yok. Bu sektörler sadece ekonomik kriz yüzünden değil, teknoloji ve küreselleşmenin bileşik etkisi sebebiyle de zorluklar yaşıyor. İşsizlik istatistikleri ırk ve ekonomik eşitsizlikler konusunda nahoş birtakım soruları akla getiriyor. Mevcut verilerin taşıdığı anlamın tam olarak idrak edilmemesinin sadece sosyal politikalar alanında değil, ekonomik öngörülere ilişkin olarak da ciddi sonuçları olacaktır. Böylesi bir kusur, tüketici harcamaları, ödenmeyen kredi kartı borçları, emlak fiyatları ve perakende işletmelerin iflası konusunda yanlış tahminlere yol açabilir. İşsizliğin herkesçe eşit paylaşıldığı gibi bir tablo çizdiğimizde, bu durumun ekonomik sonuçlarını fazla öne çıkarırken toplumsal sonuçlarını nispeten önemsizleştirmek riskiyle yüz yüzeyiz demektir.

İşte tam bu noktada tartışma siyasi yönden tehlikeli sulara giriyor. İşsizlik rakamlarının yanı sıra ABD Nüfus Dairesi'nin bilgileri de dikkate alındığında, bir başka ayrım ortaya çıkıyor: İşlerini kaybedenlerin çoğu düşük ücretli işlerde çalışıyordu. 2008 rakamlarına göre, ABD'nin en yüksek ücret alan yüzde 20'lik kesimi ülkedeki toplam ücretin yüzde 50'sini kazanırken, en alttaki yüzde 40'lık dilimin payı sadece yüzde 12. Esasen işsizlik büyük ölçüde, bugün yaşanan krizden önce de ayakta kalma mücadelesi veren kesimleri vuruyor. Gelir kaybı bu aileler için felaket olabilir; ama onlar hiçbir zaman tüketici harcamalarının, küçük işletmelerin kurulmasının veya ekonomik faaliyetin önemli bir cephesinin ana unsuru olmadı.

Dolayısıyla tüketici harcamaları da mali sistem de öngörüldüğü kadar ciddi biçimde etkilenmeyebilir. Nitekim Ocak ve Şubat aylarına ilişkin tüketici harcamaları rakamları olumlu çıktı. İnsanlar nihayetinde kazandıkları parayı harcamaya eğilimlidir ve hâlâ bir işi olanlar yüksek gelirli kesime mensup. Onların harcamalarının önündeki en büyük engel borç değil (borçların en fazla vurduğu kesim yine işsizlikten en çok etkilenenler), işini kaybetme korkusu ve ekonominin geleceğine ilişkin belirsizlik.

İşsizlik, ırk ve cinsiyet arasındaki ilişki üzerine yapılacak daha dürüst bir tartışma, işsizlik ve sistemik sonuçları arasında bağ kuran ekonomik modeller üzerine yeniden düşünmeyi gerekli kılabilir. İşsizliğin artması elbette beraberinde sağlık sigortasından yoksun nüfusu arttırıyor. Bu da yeni bir sosyal harcama yükü demek. Ama işini kaybedenlerden pek çoğunun zaten sınırlı -o da varsa- bir sağlık sigortası vardı. Yine de bu maliyetler, üzerlerindeki maaş yükünün azalmasıyla daha kârlı hale gelen şirketlerden devlete ve eyalet hükümetlerinin kasalarına akacak daha yüksek vergi gelirleriyle dengelenebilir.

Yaklaşmakta olan son bir tehlike daha var. Obama yönetiminin itibarı yeniden iş yaratmasına bağlı ve bu amaçla da ciddi harcamalar yapıyor. İşsizlik önümüzdeki aylarda artmaya devam etse bile -ki artacağı neredeyse kesin- ekonomik veriler güçlü bir büyümenin işaretini vermeye başlayabilir. Şirketler sanayiye ve emek gücüne dayalı işlerden uzaklaşıp hizmet sektörüne dayalı küresel ekonomiye doğru geçişi hızlandırdıkça, diğer yönlerden aslında fena gitmeyen bir ekonomide milyonlarca kalıcı işsizle karşı karşıya kalabiliriz. Muazzam harcama planları bazı iyi işlerin korunmasında başarılı olabilir, ancak kaybedilmiş olan işleri geri getirmeyebilir.
Milyonlarca öfkeli ve hayal kırıklığına uğramış işsiz, genç (ama oy verme ehliyetine sahip) adam, bir anda Obama ve ABD Kongresi'nin karşısına dikilebilir. Bu insanlar hem vizyon sahibi bir liderden umutlular hem de ona inanıyorlar, şimdilik. Ama umduklarını bulamazlarsa, yüzlerini başka bir yere çevirebilirler de. İşte o zaman da işsizliğin bilmediğimiz kirli yüzü ortaya çıkar.


(Karabell River Twice Research'ün başkanı.)

sayı: 25

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar
Member Comments

 
 
 

Geçen Temmuz'a kadar Rusya Devlet Başkanı'nın insan hakları danışmanlığını yapan Ella Pamfilova'yla röportaj...

 
 

Avrupa ve ABD'de yüksek kakao içerikli çikolata tüketimi yüzde 43 oranında arttı. Önceleri en pahalı ürün gamında sütlü çikolatalar yer ...

 

The Peek
 
 

Yılın en büyük güncel sanat etkinliğindeki provokasyona karşı koymak kolay değil.

 
 
 
 

Neden Andorra'lılar, Sardinya'lılar ya da Okinawa'lılar dünyadaki herkesten daha uzun yaşıyor?