KAPAK KONUSU ARŞİVİ

Ya İran "İran" olmazsa

Seçim sonrası İran'da yaşananlar, 1979 İslam Devrimi'nden beri bir ilk. Kabuğunu zorlayan ülkede yaşananların Türkiye'ye de bir etkisi olacak.

"İran'da hava durumunun dışında hiçbir şeyi öngöremezsiniz" diyor, 'Seçim sonrasında çıkan olaylar bir devrimin habercisi mi' sorusunu yönelttiğimiz bir İranlı. İranlılar meramlarını benzetmelerle, kelime oyunlarıyla anlatmayı sever. Ama ülkenin büyük kentlerinde meydanların protestocularla dolup taşmasının sonucunu anlatmakta onlar da zorlanıyor. Zira bugün yaşananları pek öngören de olmadı. Ama aslında hiçbir şey aniden olmaz. İlk kez 2006'da, Amerika'nın İran'ı bombalayacağı haberleri dolaşırken gitmiştim İran'a (Semin Gümüşel). O seyahat notlarıma bugün göz atınca, neredeyse görüştüğüm herkesin "çok büyük bir değişim bekliyoruz" dediğini anımsadım.

2009'un Ortadoğu için heyecanlı geçeceği yılın başından belliydi. Önce Lübnan'da Hizbullah'ın mağlubiyetinin ardından İran seçimleri de sürprizli oldu. Geçmişe nazaran daha Batılı bir kampanyayla, adayların televizyonda tartıştığı Amerikanvari programlarla ve reformist aday Mir Hüseyin Musevi'yi destekleyen, yeşillere bürünmüş güzel İranlı kadınlarla süslü fotoğraf kareleriyle süslü seçim, İran'daki taşları yerinden oynattı. Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın oyların yüzde 63'ünü aldığının ilan edilmesi, İran'ı bir anlamda 30 yıl öncesine, 1979'daki İslam Devrimi'ne götürdü; yüz binlerce insan sokaklara döküldü. Musevi'nin destekçileri, seçimlerde hile yapıldığını öne sürerek protesto gösterileri düzenledi. İran'da insanların üzerinde rejim baskısı çok yoğun hissedilir. Buna rağmen, fişlenmeyi, dövülmeyi hatta ölmeyi göze alan insanları sokağa dökebilen nedenleri, tüm dünya merak ediyor. Batı basını "işte bir renkli devrim daha" heyecanıyla konuya yaklaşıyor. İran'ı yakından bilenlerse protestolarda açık bir rejim değişikliği talebi olmadığının altını çizmekle birlikte devrimin çatırdadığına, sistemde kapanmaz bir oyuk açıldığına dikkat çekiyor. Kendisi de İranlı olan, Uluslararası İlişkiler ve Stratejik İlişkiler Merkezi TÜRKSAM'ın araştırmacılarından Arif Keskin'e göre, "Devrim ateşinin söndüğü İran'da rejimin İslam devleti modeli iflas etti. Ama halk yumuşak, kansız, yavaş bir değişim süreci istiyor." Şu ana dek onlarca insanın tutuklandığı, İsfahan Başsavcısı'nın isyan çıkaranlara cezanın idam olduğunu hatırlattığı, ama bunlara rağmen sadece Tahran değil pek çok şehirde yüz binlerin sokağa döküldüğü ve resmi rakamlara göre sekiz (İran'dan görüştüğümüz adının açıklanmasını istemeyen gazeteci, aktivist ve halktan üç kaynağa göre "çok daha fazla") kişinin ölümü ya da kaybolmasıyla süren olaylar, İran'da bir devrin sona erdiğinin, yepyeni bir dönemin başladığının göstergesi olabilir. Ama dahası var. Böyle büyük bir ülkenin yaşayacağı değişim şüphesiz çevresini de etkileyecektir. İran, Türkiye'de özellikle Kemalistler için "bir korku figürü; aşırı baskıcı, dinci ve asla dönüşülmemesi gereken bir yapı, adeta bir korku cumhuriyeti." Türkiye İranlaşıyor mu, sorusu üzerinden başlatılan tartışmalar on yıllardır gündemin ilk sıralarında yer aldı. Tartışmaların tümden suni olduğu da söylenemezdi. Zira bazı aşırı dinci akımlar için aynı ülke bir ilham kaynağı da oldu. Peki ya İran demokratikleşir, dünyaya açılır ve artık "o İran" olmazsa, Türkiye bundan nasıl etkilenir?

İran'da 12 Haziran günü seçimler yapılırken 46 milyon seçmenin ne kadarının sandık başına gideceği bilinmiyordu. Ancak seçmenlerin yüzde 85'i oy verdi. Renkli ve hararetli seçim kampanyaları işe yaramıştı. "Muhafazakâr" Ahmedinejad ile "reformcu"ların en popüleri Musevi arasındaki çekişme belli ki ilgi görmüştü. Protesto gösterilerinin tek nedeni, insanların "aldatılmış" hissetmeleri değil. Bugünkü karmaşık siyasi tablonun arkasında (İran devlet sistemi çok karmaşık. Ayrıntılı bilgi için Newsweekturkiye.com'a göz atabilirsiniz.) ciddi bir hesaplaşma var. İran siyaseti, -demokrasi de çok daha fazla yol almış ve gelişmeye devam eden- Türkiye'deki gibi büyük bir dönüşüm geçiriyor. İran'da şimdi yaşanan gerginlik de, reformcularla muhafazakârlar arasında bir hesaplaşma olmayabilir. "Rejim içi ayrışma ve güçler dengesi açısından bir kırılma noktası yaşanıyor" Keskin'e göre. Bir tarafta İslam Devrimi'yle kurulan yeni rejimin bir siyasi elit tarafından saptırıldığını, kötüye kullanıldığını, suiistimal edildiğini düşünen ve bunu değiştirmeyi vadeden Ahmedinejad var. Destekçileri ise, İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, Devrim Muhafızları ve bir kısım din adamı. Öte yandan aynı kesim İran İslam Cumhuriyeti'ni farklılıkların tektipleştirildiği bir devlet yapısına dönüştürme niyetinde. Karşılarında ise, yine İslami rejim içerisinde biraz daha özgürlük yanlısı Musevi, Muhammed Hatemi (İran'ın bir önceki reformist Cumhurbaşkanı, 1997 - 2005) onu destekleyen Uzmanlar Meclisi Başkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani ve yeniliğe daha açık din adamları var. Şehirli, okumuş kesimler de onların arkasında. Musevi'yi destekleyenler arasında, aşırı güçlenmiş resmi silahlı güçler ve Hamaney'in vesayetinden rahatsız mollalar da bulunuyor. Sonuçta sistem, içinde dünyaya açılma yanlısı, ekonomik olarak liberalizme yakın, ılımlı bir İslami rejim isteyenleri de barındırıyor. Marmara Üniversitesi siyaset sosyoloğu Yrd. Doç. Yüksel Taşkın, Hamaney ve Ahmedinejad'ı asıl korkutanın da bu koalisyonun devlet kadroları içinde de cazibe yaratması ve sistemde bir çatlak oluşturma ihtimali olduğunu belirtiyor. Yoksa sistem sokaktaki insanı rahatlıkla bastırabilecek silahlı kuvvete sahip.

Sokaktaki insanın hesabıysa çok daha basit bir denkleme dayanıyor: Ahmedinejad'ın kaybetmesi "eşittir" daha çok özgürlük veya sahip oldukları özgürlükleri daha az yitirmek. İdamların yaşanabildiği, düzene muhaliflerin gözaltına alındığı İran'da yüz binlerce insanın korkusuzca sokağa dökülme psikolojisini "Köşeye sıkıştırılmış kedinin saldırganlığı" diye değerlendiriyor Keskin. "İran'da 'Siyahtan daha kara bir renk yoktur' derler. Bu insanlar sürekli korku içinde yaşıyor ve hayatlarında bir şey değişmiyor." Ahmedinejad döneminde artan baskıların bu başkaldırıda etkisi büyük. İran'da yaşayan yazar Cihan Aktaş bu ortamı şöyle betimliyor: "Devrimin ve İslam'ın değerlerinin korunması yoğun sansürle sağlanmaya çalışıldı. Tesettür devriyeleri hiçbir dönemde bu kadar etkili olmadı."

Her ne kadar Batı dünyası İran'da yaşananlara "kadife devrim" damgasını vurmaya heveslense de, şimdilik bir rejim değişikliğinden söz etmek için erken olabilir. Öncelikle gösterilerde atılan sloganlarda, afişlerde böyle bir istek göze çarpmıyor. Gösterilerde kullanılan yöntemler de İslam devrimine ait kodlarla dolu; mesela aynı 1979'daki gibi protestocular çatılara çıkıp "Allahü ekber" diye bağırıyor. Protesto hareketinin lideri sayılan Musevi, rejimin mimarlarından ve içinden gelen (1981 - 1989'da İran İslam Cumhuriyeti'nde başbakandı) bir isim. Ancak bu, İran'da sonu karşı devrime gidebilecek bir yol açılması ihtimalini de ortadan kaldırmıyor. Durham Üniversitesi'nde uluslararası ilişkiler profesörü olan Anoush Ehteshami "kadife devrimin korkusuyla, İran sağının bir kadife darbe gerçekleştirdiğini" düşünüyor. Aslen Tahranlı olan Ehteshami, bu seçimlerin İran'ın devrim sonrası yönetim sisteminin meşruiyetini yitirmesine neden olduğunu; seçkinler, toplum ve devlet arasında cumhuriyet yapısının tamamen değişimine neden olabilecek bir çatlağın oluştuğunu ifade ediyor Newsweek Türkiye'ye: "İnsanlar bu cumhuriyetin seçilmiş bir cumhurbaşkanı olmasını istiyor, başka bir cumhuriyet değil talepleri." İran'dan görüştüğümüz, farklı kesimlerden hemen herkes de "yavaş" reformlar ve "barışçıl" bir değişim istediklerini söylüyor. Bu kelimelerin ısrarla ifade edilmesi, İran toplumunun savaşlardan (1980 - 1988 arası yaşanan İran - Irak Savaşı'nın İran'a maliyeti, en az 500 bin ölüm ve 500 milyar dolardı) ve gerginliklerden ne kadar usandığını da ortaya koyuyor.

İlk kez 1892'de tütün rejisinin İngiltere'ye satılmasını protesto etmek için sokaklara dökülen bir toplum İranlılar. 20. yüzyılı devrim ve karşı-devrimlerle geçiren toplum zaten sürekli bir devinim içerisinde. "İnsanlar bundan bıkmış ve devrimden sonuç alamadığını da görmüş" diyor adını açıklamak istemeyen bir İranlı aydın. İran'daki feminist hareketin öncülerinden Pervin Adalan ise bu sürecin devrimden daha önemli olduğu kanısında. Sürekli kesilen telefon hatları yüzünden zorlukla görüşebildiğimiz Adalan, "İslam devrimi sırasında güç sadece el değiştirmiş, yani Şah'ın elinden mollalara geçmişti. Sokaklardaki topluluklar bilinçsizdi, tam olarak ne istediklerini bilmiyorlardı. Oysa şimdi İran'da güç değil ülkenin yapısı değişiyor."

Adalan'a katılmak için elde somut pek çok veri var. Öncelikle İran'ın 71 milyon nüfusunun yarısı 25 yaşın altında, eğitimli, dünyayı takip eden gençlerden oluşuyor. Onlarsa daha cesur ve talepkârlar. Son bir haftada, seslerinin ve güçlerinin de farkına vardılar. Seçim sonrası gerginliklerin, eleştirilmesi bile neredeyse yasak olan ülkenin ruhani lideri ve Ahmedinejad'ın destekçisi Hamaney'in meşruiyetini zedelediği muhakkak. Geçen cuma Tahran Üniversitesi'ndeki namaz öncesi vaazına hem reformist Musevi ve Mehdi Kerrubi'yi hem de Ahmedinejad'ı davet eden Hamaney hayal kırıklığına uğradı. Zira binlerce insanın ve bir kısım din adamının da desteklediği Musevi ve Kerrubi camiye gelmedi. İran'ın önünde artık iki temel yol olabilir: Rejim ya sertleşecek ya da yumuşayacak. Her iki durumda da bir İran açılımı beklenebilir. Mesele belki de şu: Hızlı mı yavaş mı olacak? Ya da Hamaney'in göstericilere aba altından sopa göstermesine bakılırsa kanlı mı yoksa kansız mı sürecek bu açılım? Zira sürecin İran'da kutuplaşmaları arttırdığı kesin. "Bu süreç iç savaş potansiyeli de taşıyor." Keskin'e göre.

Bu olaylara dair bir diğer kötü senaryo da, Washington'daki American Enterprise Enstitüsü'nden Ali Alfoneh tarafından ortaya konuyor. Alfoneh, sürecin öncesindeki krizin gizli mimarlarından Devrim Muhafızları'na ve bir askeri darbe ihtimaline dikkat çekiyor: "Hamaney ve protestocular arasındaki savaşın galibi İslami Devrim Muhafızları Birliği olabilir. Muhafızların bazı yayınlarında, İran kamuoyu hazırlanan bir kadife devrime karşı yıllardır uyarılıyor. Hileli seçimlerden sonra protestolar ivme kazanınca Musevi'yi renkli devrimcilikle suçladılar. Reformcu hareketin siyasi liderlerini, gazetecileri ve insan hakları aktivistlerini tutuklamak yaşanabilecek kötü şeylerin ilk adımı olabilir. Ve belki de devrim gibi görünen olaylar aslında Devrim Muhafızları'nın yavaş gelişen bir askeri darbesidir."

Sonuç ne olursa olsun, Ortadoğu'nun en güçlü ülkelerinden İran'daki gelişmeler çevresini de etkileyecek. Kuşkusuz İran 1979'dan sonra devrim ihracını bir dış politika enstrümanı olarak belirledi ve Türkiye'deki İslamcı hareketler de İranlı din sosyologlarının eserlerinden etkilendi. İran gibi kapalı bir toplumda her ne kadar bastırılmış olsalar da aydınlar bir süredir ölüm cezasını dahi göze alarak rejimi sorguluyor. Bilgi Üniversitesi'nden İslami hareketler konusunda uzman Yrd. Doç. Kenan Çayır bu yeni dalganın Türkiye'deki İslami hareketleri olumlu etkileyebileceğini söylüyor. "Aslında devrimin kendisi de dönüşümden geçiyor. Ahmedinejad'ın İslamcı hissiyatı bir tür İran milliyetçiliğine çevirmesi söz konusu. Dünyada tek Şii, kendi kendine yetebilen, nükleer silaha sahip olma gururu taşıyan yeni bir tür milliyetçilik, devrimin niteliğini farklı bir boyuta taşıyor" diyor Taşkın.

Türkiye'de toplumsal hafızada adeta bir tabu haline gelen ve uzun yıllardır dilden düşmeyen "Türkiye İran olur mu" sorusunun merkezindeki ülkede yaşanan hareketlilik ve yaşanabilecek dünyaya açılım, Türkiye'de özellikle bu soruyu sıkça soran çevrelerin de, İran İslam Devrimi'nden feyz alan izolasyon eğilimli aşırı dincilerin de ezberini bozabilir. Hatta bu durum Türk siyasetinde bir rahatlama bile yaratabilir. Ortadoğu'yu yakından takip eden yazar Faik Bulut, bu gösterilerin ciddi biçimde devam etmesi ve Ahmedinejad'ın liberallerle koalisyon yapma olasılığının "Türk kamuoyunda ciddi bir değişme neden olabileceği" görüşünde. Bulut, laikliğe sıkı sıkıya sarılan çevrelerde İran kaynaklı bir şeriat korkusunun azalmasının yanı sıra İran'ı bir model olarak gören İslami kesimin de iktidar hevesinin kırılacağını savunuyor. Ancak "Daha önce bir tehdit ve korku unsuru olarak görülen İran sisteminin bundan böyle bir başarısızlık örneği olarak telaffuz edilmesi söz konusu olabilir" diyor Bulut "laik kesim 'İslam devrimi dediniz, şeriat dediniz bakın İran'da bile iflas etti, daha ne istiyorsunuz' yaklaşımını günlük polemiklerde de kullanabilir." Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Başkanı Sedat Laçiner, İran'da yaşananların Türkiye'deki militarist ve devletçi grupların çelişkilerini de arttırdığını savunuyor. "Olaylar bu çelişkileri daha da arttıracak. İran'da rejimin zayıflaması ve değişmesi benzeri düşüncelerin Türkiye dâhil her yerde zayıflamasına yol açacak."

İran'la ciddi ekonomik ilişkiler içindeki Türkiye'nin, İran'ın dünyaya açılmasıyla işbirliği alanlarının daha da genişletmesi mümkün. Halihazırda 10 milyar doları aşan ticaret hacmi olan iki ülkenin işbirliğinin, "İran daha ılımlı bir ülke olduğu takdirde Nabucco'dan güvenliğe her alanda artacağını" ekliyor Laçiner. İran'ın liberalleşmesi, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde bile etkili olabilir. Çayır, "Avrupalılar'ın toplumsal ya da siyasal hafızasındaki İran ve Irak'ın insan hakları ve demokrasi kültürüne yakın-laştıklarını düşünün. AB'nin sınırları İran ve Irak'a ulaşabilir mi? Bu olursa Türkiye şüphesiz Avrupa içerisinde düşünülebilecek bir ülke
olacak."

İran'da daha fazla özgürlük ülkede yaşayan Azeriler'i ve Kürtler'i de kapsayacaktır. Bulut bunun Türkiye'deki Kürtler açısından da teşvik edici bir etki yapabileceği görüşünde. Türkiye'nin buna tepkisi ise ya Kürtler'e bakışta daha demokratik bir açılımı cesaretlendirebilir ya da 'bir devlet doğuyor' korkusunu daha da keskinleştirebilir. İran'ın dünyaya açılmayla birlikte Irak'taki Şii oluşum üzerindeki etkinliğini azaltması halinde, Irak'taki dengenin de Türkiye'nin lehine değişmesi olasılığı da mevcut.

Türkiye için, siyasi ve toplumsal hafıza bakımından en kadim "öteki" faktörü ortadan kalkınca, belki kendi kimliğini daha rahat sergiler.


(Can Özelgün'ün katkısıyla.)

sayı: 35

Yorumlar
Member Comments

 
 
 

Geçen Temmuz'a kadar Rusya Devlet Başkanı'nın insan hakları danışmanlığını yapan Ella Pamfilova'yla röportaj...

 
 

Hosted Villas'taki köşkümde yüzme havuzu, iki teras, çatıda güneşlenme alanı, gül bahçesi ve ayrıca konsiyerj ve şoför bulunuyor. ...

 
The Peek
 
 

Film, coplarla dövülen, göz yaşartıcı gaza maruz kalan silahsız Filistinli protestocuları gösteriyor.

 
 
 
 

Neden artık tam demokrasi içinde yerini almalı? Ve neden askerler kadar siviller de bu konuda dersine çalışmalı?