2006 sonunda olağanüstü bir görüşme için Kabil'in seçkin semti Vezir Akbar Han'da bir villaya davet edilmiştim. Salonları süsleyen enfes Türkmen halıları, duvarlarda dev ekran LCD televizyonlar, avluda Lexus marka cipler ve villanın ihtişamı Afganistan'ın içinde bulunduğu sefaletle büyük tezat oluşturuyordu. Ev sahibi Ekberbay (Bay, Özbekçe ve Türkmence'de varlıklı demek. Bu ülkede soyadı kullanımı yaygın olmadığından, önemli kişiler toplumdaki yerlerini belirten lakaplar kullanıyor.) bir yandan liderliğini üstlendiği yeni kurulan "Türktabaran" (Türk kökenliler) partisi hakkında bilgi verirken diğer yandan Afganistan'daki Özbekler'in lideri General Reşit Dostum hakkında çok ağır sözler söylüyordu. Pür dikkat dinlerken, birden onun 2004'te Afganistan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olan Dostum'un kampanyasını yürüttüğünü hatırladım. Gerçekten de Ekberbay birkaç yıl öncesine kadar Dostum'un en yakın adamıydı ve ona toz kondurmuyordu. Peki ne değişmişti?
ABD Başkanı Barack Obama Afganistan ve Pakistan (AfPak) sorunlarını dış politikada ilk sıraya koyarken, Türkiye'nin bu iki ülke konusunda girişimleri de hızlandı. Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Pakistan ve Afganistan'ı kapsayan bir ziyaret gerçekleştirdi. Zaten son günlerde Kabil'den art arda gelen heyetler de Ankara'nın yeni dönemde Afganistan konusunda aktif ve farklı bir politika izleyeceğinin habercisiydi. Afganistan ile Pakistan arasında arabuluculuk rolüne soyunan Türkiye, Ağustos'taki devlet başkanlığı seçimleri öncesinde Afganistan'ın kuzeyindeki Türk grupları tek bir çatı altında birleştirme gayretinde. Nitekim Davutoğlu ziyareti sırasında Kabil'den önce Mezar-ı Şerif ve Dostum'un doğum yeri olan Şıbırgan'a gitti; burada cami, okul ve hastane yapma sözü verdi. Fakat Türkiye'nin önünde ciddi bir sorun var. Yıllardır desteklediği ve Afganistan'da koz olarak gördüğü Özbek lider Dostum aynı zamanda Ankara'nın bu ülkedeki en zayıf noktası haline geldi. 2008 sonundan beri Türkiye'de bulunan Dostum'un sürgünde olup olmadığının geçen hafta gazete haberlerine konu olması boşuna değil.
Söz konusu Afganistan olunca, insan tarafını dikkatli seçmeli. 1980'lerde Afganistan'da ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki rekabet ABD'nin galibiyetiyle sonuçlanmıştı. 1990'lardaysa yeni bir bölgesel oyun başladı. Büyük güçler bu kez "yeni büyük oyun"a doğrudan katılmak yerine oyunu bölgesel müttefikleri aracılığıyla yürütmeye karar verdiler. ABD tarafında Taliban'ı destekleyen Pakistan, Suudi Arabistan ve bazı Körfez ülkeleri yer alırken Rusya'nın başını çektiği tarafta İran, Türkiye, Özbekistan ve Tacikistan "Kuzey İttifakı"na arka çıkıyordu. Ama bu ülkelerin her biri, ayrı bir grubu destekledi. İran, Şii Hazaralar'ın; Rusya ve Tacikistan, Ahmed Şah Mesud liderliğindeki Tacikler'in; Türkiye ve Özbekistan ise General Dostum'un arkasındaydı.
Bu denklemde destekçilerine en büyük hayal kırıklığını yaşatan Dostum oldu. O, yarım yüzyılı çatışmalar ve iç savaşlarla geçiren Afganistan'da pek çok kez saf değiştirmiş bir karakter. 1970'lerin başında Sovyetler'in Afganistan'da açtığı bir doğal gaz şirketinde çalışmaya başladı, ardından sendika lideri oldu; 1978'de Afgan ordusuna katıldı. 1980'lerin ortalarında Afganistan'ın kuzey bölgelerini kontrol eden ve 20 bin askere sahip bir komutandı. Bu süreçte mücahitlere karşı çarpışarak komünist Afganistan Demokratik Halk Cumhuriyeti'ni (ADHAC) destekledi. Ardından 1992 Nisanı'nda saf değiştirerek mücahitlerin tarafına geçti ve Ahmet Şah Mesud ile birlikte Hizb-i İslami'nin kurucusu Gülbeddin Hikmetyar'a karşı mücadele etti.
1994'te ise bu kez Hikmetyar'ın askerleriyle işbirliği yaparak mücahit liderlerden Devlet Başkanı Rabbani ve Şah Mesud'a karşı savaştı. 1996'da Herat ve Kabil'i ele geçiren Taliban'a cephe alırken bu kez de Rabbani ile ittifak kurdu. Sonunda Taliban Dostum'u Mezar-ı Şerif'i terk etmeye zorladı. Özbek General, Afganistan'ın kuzeyinde kontrolü altındaki özerk yönetime rağmen iktidarını sağlamlaştıramamıştı. Kuzeydeki birçok komutan emirlerini dinlemiyor, başına buyruk hareket ediyordu. 1997'de en yakın yardımcılarından biri olan General Melik saf değiştirerek Taliban'ın tarafına geçince Özbek lider Türkiye'ye kaçmak zorunda kaldı. Ardından Afganistan'a döndü ama birkaç ay sonra yine ülkeyi terk ederek 2001 yazına kadar Türkiye'de kaldı. Dostum bu karmaşık hamlelerine rağmen Türkiye'nin desteğini hep ardında hissetti. Hatta Türk Özel Kuvvetleri'nden emekli bir binbaşı, Dostum'un yanında sık sık görülüyordu. Bu bilgiyi Kuzey Afganistanlı bir milletvekili ve başka kaynaklar da doğruluyor. (Güvenlik gerekçesiyle adının açıklanmasını istemiyor.)
Aslında Türkiye, Sovyet işgali sırasında Afganistan'dan uzak durdu. Dostum 1992'de ülkenin kuzeyinde Mezar-ı Şerif merkezli özerk yönetimini kurunca, Türkiye'nin ilgisi de tazelendi. Dönemin Doğru Yol Partisi (DYP) milletvekili Ayvaz Gökdemir ve DYP içindeki eski Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) kökenli diğer bazı vekiller Mezar-ı Şerif ile Ankara arasında adeta mekik dokuyordu. Türkiye burada konsolosluk açtı, yardımlar gitmeye başladı. Diğer bölgelerde, özellikle de başkent Kabil'de kanlı bir iç savaş sürerken, kuzeydeki yedi ili kapsayan Dostum yönetiminin bölgesi sakindi. Fakat Özbek generalin birliklerinin Kabil'de bulundukları 1992-1994 arasında karıştığı tahribat, yağma, adam öldürme ve tecavüz olayları onlara şöhret getirmiş, "gilemcem" (kilim hırsızı) adını almışlardı. (Kabilliler Dostum'un askerlerine, girdikleri her evi yerdeki sedirlere kadar toplayıp götürdükleri için bu ismi vermişti.) Dostum bir yandan emrindekilerin yaptıklarına göz yumarken, bazen de sıradan bir hırsızlık olayı için kendi askerlerini vahşice cezalandırabiliyordu. Pakistan'ın tanınan gazetecilerinden Ahmet Raşit "Taliban" isimli kitabında bir gözlemini şöyle anlatıyor: "Dostum'la görüşmek için onun köşküne gittiğimde avluda et parçacıkları ve kan izleri gördüm. Safça 'acaba burada koyun mu kurban edildi' diye sordum. Askerler, General'in hırsızlık yapan bir askeri cezalandırdığını söylediler. Dostum ve kurmayları seyrederken, hırsızlıkla suçlanan asker bir tankın paletlerine bağlanmış, sonra tank askerin bedeni kıyma haline gelip etrafa saçılana kadar geniş avluda birkaç tur atmıştı." General'in bu tür eylemleri Human Rights Watch, Amnesty International gibi birçok insan hakları örgütünün Afganistan'da süren şiddete ilişkin raporlarında yer aldı ve ABD'de New York Times, İngiltere'de Independent gibi gazetelerde haber oldu. 1990'larda Dostum ve partisine milyonlarca dolar akıtan Türkiye, Özbek generalin hem 5 milyonluk Afgan Türkü'nün hakları için mücadele ettiğini, hem de gittikçe büyüyen Taliban tehlikesi karşısında bir kalkan işlevi göreceğini düşünmüş olmalı. Fakat Dostum bu paraları daha ziyade özel zevklerine harcamıştı.
Ama şans kapıyı iki kez çalarmış. 2001 yazında Türk yetkililerin teşvikiyle Afganistan'a dönen Dostum'a da şans 11 Eylül saldırılarından sonra yine güldü. Amerikan özel kuvvetlerinin desteğiyle Taliban'ı kuzeyden süren General Dostum, bir anda Kuzey'in kurtarıcısı ve kahraman ilan edildi. Dostum'un yıldızının yeniden parlamasından umutlanan Ankara'nın bir kez daha yanıldığını anlamasıysa uzun sürmedi.
Aralık 2001'de Bonn'da toplanan Afganistan Konferansı'na ülkedeki tüm grupların liderleri çağrıldığı halde, Türkiye'nin desteklediği General Dostum ve Özbekler'den herhangi bir temsilci davet edilmedi. Taliban sonrasında kurulan hükümette iktidardan beklediği koltuğu alamayan General Dostum, Mezar-ı Şerif'i de rakibi Tacik komutan Ustad Ata'ya kaptırmıştı. Dahası, son yıllarda gücünü ve etkinliğini büyük ölçüde yitiren Dostum kuzeyde olaylar çıkararak Hamid Karzai yönetiminin başını ağrıtmaya başlayınca, Türkiye de Özbek lideri destekleyen ülke gömleğiyle zor durumda kaldı.
Velhasıl Ankara'nın da sabrı taşıyordu. MİT ve Dışişleri Bakanlığı için, Dostum'un partisi Cümbiş-i Milli'nin başına en yakın yardımcılarından biri olan Feyzullah Zeki'nin geçişini desteklemek ciddi bir seçenek haline geldi. Partiden, adının gizli kalmasını isteyen kaynaklar da bunu teyit ediyor. Şıbırgan milletvekili Zeki, Taşkent'te yüksek öğrenmiş görmüş, deneyimli bir politikacı. Kabil'deki Türk yetkililerden destek sözü alan Zeki de, Dostum'un yerine partinin başına geçmeyi kabul etti. Bu gizli görüşmeyi bir şekilde öğrenen Dostum ise Zeki ve onun iki yakın milletvekili arkadaşı Şakir Karger ile Settar Derzabi'yi Şibirgan'a çağırdı. Ancak başlarına bir şey geleceğinden korkan Karger ile Derzabi "hasta oldukları" bahanesiyle gitmediler. Türkiye'nin desteğine güvenen Zeki ise kendinden emin, Dostum'un huzuruna çıktı. Yine adının açıklanmasını istemeyen, Dostum'un yakın çevresinden bir kaynak, askerlerin ve bizzat Dostum'un Zeki'yi feci şekilde dövdüğünü, ardından "onun emriyle Zeki'nin ırzına geçtiğini" anlatıyor. Aynı kaynağa göre, 2007 ortalarında Dostum'un bir başka yardımcısı, Türkmen asıllı İsmail Munşi de tecavüz cezasından kıl payı kurtulmuş. Bir toplantıda Dostum'la tartışan Munşi önce Özbek milisler tarafından dövülmüş, sonra günlerce Özbek liderin evinde hapis yatmıştı. Dostum, o zamanki sağ kolu Seyid Nurullah'ın ısrarları sonucu Munşi'yi serbest bıraktı.
Kötü haber tez duyulur. En yakın yardımcılarına yaptıkları kulaktan kulağa yayılınca Özbekler Dostum'dan uzaklaşmaya başladı. Afganistan Devlet Başkanı Karzai, Dostum'un "bitişini" büyük bir keyifle izliyordu. Türkmenler ise zaten baştan beri Dostum'a mesafeliydi. Mart 2008'de meydana gelen bir olay, bu mesafenin daha da açılmasına yol açtı.
Ekberbay'i rehin almasından dolayı Kabil'de ev hapsinde tutulan Dostum, ziyaretine gelen Özbek ve Türkmenler'in önünde Türkmenler'in ruhani ve siyasi lideri Abdulkerim Mahdum hakkında önce ağza alınmayacak küfürler savurmuş, sonra da ev hapsinden kurtarılması için Karzai nezdinde girişimde bulunmayacak olursa başta Mahdum'un kendisi olmak üzere tüm ailesinin kökünü kurutmakla tehdit etmişti. Mahdum, Kuzey Afganistan'da önemli bir tarikat lideri olan "Gızılayak Halife"nin torunu olarak sadece Türkmen ve Özbekler'den değil, kuzeydeki diğer etnik gruplardan da büyük saygı görüyor. (1964'te Afganistan'da kurulan ilk parlamentoya Şıbırgan milletvekili seçilen Mahdum, 1970'lerde Süleyman Demirel, Alpaslan Türkeş gibi Türk liderlerle yakın ilişkiler kurmuştu.) Şıbırgan'da Dostum'un tehdidini duyan Türkmenler silahlanıp Özbekler ile karşı karşıya gelince, Kabil'deki Türk yetkililer olası bir çatışmayı önlemek için harekete geçti. Şıbırgan kentindeki toplantıya katılan bazı Türkmen yetkililerin aktardığına göre, bir Türk yetkili Özbekistan'dan Afganistan'a giderek Mahdum'la görüştü ve Türkmenler'i sakinleştirmişti.
Afganistan Devlet Başkanı Karzai de boş durmuyordu, öncelikle Dostum'un en yakınındaki yardımcılarından birini yanına çekti. Özbekler'i bölmek amacıyla Ekberbay'a yeni bir parti kurması için geniş maddi imkânlar sağlandı. Bir süre sonra Şıbırgan'da parti şubesi açma girişiminde bulunan Ekberbay'ın parti binası Dostum'un adamları tarafından ateşe verildi. Rakibine iyi bir ders vermeye kararlı olan Dostum Kabil'de 70 kişilik milis birliğiyle Ekberbay'ın villasını da basıp onu ve oğlunu kaçırarak kendi evine getirdi. Afgan polisi, Karzai'nin emriyle Dostum'un Kabil'deki evini kuşattı. Saatler süren kuşatmayla Ekberbay ve oğlu kurtarıldı. Afgan Başsavcılığı Dostum'a tutuklama emri çıkardıysa da bu uygulanmadı; zira ülkesindeki dengeleri iyi bilen Karzai, Dostum tutuklandığı takdirde Özbekler'in ayaklanacağı ve ülkenin kuzeyinin karışacağını düşünüyordu.
ABD Kongresi Araştırmalar Merkezi tarafından yayımlanan "Afganistan: Taliban Sonrası Yönetim, Güvenlik ve ABD Politikası" isimli raporda, Karzai'nin, Aralık 2008'de Dostum'un genelkurmay başkanlığından alınması ve Türkiye'ye sürgüne gönderilmesi karşılığında hakkındaki davaların düşürülmesini onayladığı belirtiliyor. Dostum Türkiye'den gönderilen bir uçakla Kabil'den alınarak Ankara'ya getirildi. Böylece Türkiye'nin 1992'den beri yürüttüğü Afganistan politikası da fiyaskoyla sonuçlanmış oldu.
Aslında bu başarısızlıkta Afganistan politikasının deneyimsiz kadrolar tarafından yürütmesinin de etkisi olabilir. Eylül 2006'da Kabil'de görüştüğüm üst düzey bir Türk diplomat, Afganistan konusundaki birikimine dair ilginç bir yorum yapmıştı: "Batılı ülkeler Kabil'e bu ülke konusunda uzman elçiler gönderiyor, onlar da Afgan iç siyasetindeki çekişmelere taraf olup objektifliklerini yitiriyor. Oysa ben, Afganistan'ı derinlemesine bilmediğimden herkese eşit mesafede duruyorum ve tarafsızım." Diplomat, Türkiye'nin gücünü ve etkisini vurgulamak için de "Türkiye bu bölgede kaşlarını çattığı zaman herkes hizaya girer" diyordu. Oysa Kabil'de Türk vatandaşlarının karşılaştığı sorunlar ve Afgan polisinin Türkler'e muamelesi bu üst düzey diplomatın sözleriyle pek uyuşmuyor. Kabil polisi içki içtikleri gerekçesiyle sık sık Türk vatandaşlarını tutukluyor, sonra da yüklü rüşvetler karşılığında serbest bırakıyor. Türkler'in şikâyetleri ve elçiliğin girişimleri de çoğu kez sonuçsuz kalıyor.
Oysa Dostum Türkiye için tek seçenek değildi. Örneğin Özbekler ile Türkmenler iki ayrı grup olarak desteklenebilir ve Afganistan'daki Türk toplumunda Mahdum gibi saygın isimlerin öne çıkması sağlanabilirdi, ama Ankara tüm "yumurtalarını tek bir sepete" koymayı tercih etti. Farklı sesler çıksa da dikkate alınmadı. TBMM'de 2001'de Afganistan'a asker gönderilmesi görüşülürken, dönemin ana muhalefeti Fazilet Partisi "Dostum'un geçmişi ve uygulamalarına" dikkat çekerek, ona çok fazla güvenilmemesi gerektiğinin üzerinde durdu. Fakat dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'in Dostum'a güvenmenin hata olduğunu anlaması için 3 yıl geçmesi gerekecekti.
Bu kadar vakit kaybetmeyen İran daha 1980'lerde Şii Hazaraları, Hizb-i Vahdet (Birlik Partisi) çatısı altında birleştirerek onları Afganistan'da önemli bir güç merkezi haline getirdi. Nitekim Karzai başkanlığındaki hükümette Hazaralar yedi bakanlık ve iki cumhurbaşkanlığı yardımcılığından birini alarak iktidarın üç büyük ortağından biri oldu. Ruslar'ın desteklediği Tacikler de iktidarın ikinci büyük ortağı. Türkiye'nin desteklediği Dostum ise ülke dışına kaçmaya zorlanarak Afgan politik sahnesinden tasfiye edildi.
Şimdi Türkiye, 20 Ağustos'taki seçimler arifesinde Özbekler ile Türkmenler'i Cümbiş-i Milli Partisi'nin çatısı altında birleştirmeye çalışıyor. Bu amaçla Türk yetkililer, yakın temasta oldukları ama kendi toplumunda "yabancı maşası" olarak görülen Türkmen ve Özbek kökenli bazı adayları desteklemesi için kuzeydeki Türk asıllı gruplara telkinlerde bulunuyor. Bu adaylardan bazıları isimlerinin açıklanmaması koşuluyla bu desteği doğruluyor. Ama bu, Kuzey Afganistan'daki 5 milyonluk Türkmen ve Özbek toplumu için artık havaya çalınan bir ıslıktan öte bir anlam ifade etmeyebilir. Zira Türkiye, Afganistan'ın en korkunç savaş ağalarından biri olan ve hâlâ Ankara dışında bir villada ağırlanan Özbek General Dostum'un kalbini kazanırken, Kuzey Afganistan'daki Türk grupları kaybetti.
Oğuz, Alman ordusunun Afganistan ve Orta Asya uzmanı, 2004 - 2007'de Kabil'de, ISAF danışmanıydı. Newsweek Türkiye'nin katkıda bulunan yazarlarından.
sayı:
35