Araştırmalar zıt düşerse
Araştırmalar gösteriyor ki... Bilim insanları şöyle bir sonuca vardı... Bu cümleleri şöyle tamamlamak mümkün: ESP (Duyu Ötesi Algı) yöntemiyle çok uzaktaki birinin konumu belirlenebilir. Vasat seviyede kurşuna maruz kalmak beynin gelişmesine zarar vermiyor. Hormon tedavisi kadınları kalp hastalığına karşı koruyor. Demek istediğim, bilimin farazi olduğu ya da bilim insanlarının da hata yapabileceği değil. Her ikisi de kesinlikle doğru olsa bile (nitekim yukarıdaki üç önerme de yanlış çıktı) asıl nokta şu ki, bir meselesi olan herkes bunu destekleyecek araştırma bulabilir.
ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), bu yaz bisphenol A (BPA) hakkında bir rapor yayımladığında bu dediğimi hatırlayın. Polikarbonat plastiğin yapı taşlarından BPA, bazı biberonlar ve su şişelerinin imal edildiği sert plastiğin üretiminde ve konserve kutularını kaplayan epoksi reçinelerinde kullanılan bir kimyasal. Margaret Hamburg, bu ay Beyaz Saray'daki bir panelde FDA komisyon üyesi olarak ilk konuşmasında kurumun, BPA'ya yaklaşımını yeniden değerlendirdiğini anlattı. Şundan emin olabilirsiniz ki, FDA önceki görüşünden saparsa, plastik endüstrisi yukarıdaki üç tümceyi şu şekilde tamamlamak üzere harekete geçecek: "... bu da gösteriyor ki, BPA bütünüyle güvenlidir."
Bunun doğruluğuna sadece deneye dayalı verilerle karar verilebilir. Ancak bütün deneye dayalı veriler eşit koşullarda üretilmiyor. Örneğin, Amerikan Kimya Konseyi'nin bir sözcüsünün "eksiksiz" diye tanımladığı BPA araştırmalarına yönelen eleştirilerin üç temel dayanağı var. Üstelik bu çalışmaların kısmen endüstri tarafından desteklenmesi, eleştiriler arasında değil. (Endüstriden maddi destek alan araştırmalara şüphe atfediyor değilim; bir çalışmanın iyiliği yöntemiyle ilgilidir.) Eleştirilerden ilki, 2002'deki çalışmanın östrojene aşırı duyarsız bir fare soyu kullanılarak yapılmasınaydı. Doğum kontrol hapında bulunan östrojenin 100 katı verildiğinde bile bu farelerde hiçbir etki görülmüyor. BPA, östrojen gibi davrandığı için, bu duyarsız farelerde BPA'nın hiçbir etkisi olmadığını bulmak su geçirmez bir saatte yağmurun etkilerine rastlayamamak gibi bir şeydir. Bu suyun makinelere zarar vermediğini söylemez. İkinci eleştiri, 2008'de yapılan bir çalışmaya yöneltildi. Çalışmada, kontrol grubunda BPA'ya maruz kalmayan farelerin prostatlarının normalden yüzde 70 oranında daha büyük olduğu görülüyor. Bu bir problemdi, zira başka çalışmalar BPA'nın prostatı yaklaşık yüzde 35 büyüttüğünü göstermişti. Prostat etkisini, BPA'ya maruz kalmış farelerle, gizemli biçimde anormal prostatlara sahip fareleri karşılaştırarak araştırınca, BPA'nın temize çıkması normaldir. Son olarak 2008'de BPA ile bir östrojen biçimi olan östradiol karşılaştırıldı. Ancak östradiol şimdiye dek bir referans olarak kullanılmamıştı, dolayısıyla BPA'nın östradioldan daha etkisiz olduğu sonucuna varmak termometrenin çalışıp çalışmadığını bile bilmeden, bir ısı derecesinin diğerinden yüksek olduğunu söylemeye benziyor.
Diğer taraftaki kanıtlarsa hem daha güçlü hem de daha ikna edici. Sayfanın sonuna kadar şu ciddi kanıtlarla sizi oyalayabilirim: Miktarı ABD yönetiminin güvenli saydığı sınırlarda olan BPA, maymunlarda öğrenme ve hafızadan sorumlu sinapslara zarar veriyor; yüksek oranda BPA'ya maruz kalan insanların tip 2 diyabete ya da kalp hastalığına yakalanma riski yükseliyor; BPA verilen hamile hayvanlarda rahim gelişiminden sorumlu genler mutasyona uğruyor ve fetüslerinin üreme sistemleri zarar görüyor. Kuvvetlendirici kanıtların ağırlığı ve kalitesi tekil çalışmalardan daha fazla şey anlatır. FDA geçen yıl BPA'nın gıda kaplarında kullanılmasının güvenli olduğunu açıkladığında FDA'nın Bilimsel Danışma Kurulu, kurumun bütün ciddi kanıtları hesaba katmadığını belirterek itiraz etti. Endokrinoloji Derneği BPA gibi kimyasallarla ilgili "kaygıların gerçek temellere dayandığını" açıkladı.
FDA'nın varsaydığının aksine, insanların tanımlanan güvenli miktardan daha yüksek oranda BPA'ya maruz kaldığını gösteren yeni veriler mevcut. Endokri-noloji Derneği'nde sunulan bir çalışmada, Missouri Üniversitesi'nden biyolog Fred vom Saal ve ekibi, özel besledikleri maymunların kanında, ortalama bir Amerikalı'nın kanındakinden daha az BPA bulunduğunu gösterdi. Bu maymunlar, hükümetin insanların midesine girdiğini öngördüğü BPA'nın 400 katıyla beslenmişti üstelik. Bu durumda FDA'nın düşündüğünden çok daha fazla BPA kimyasalını halihazırda sindiriyor olmalıyız. Bu yüksek miktarlar nereden geliyor? Ortaya çıktı ki, sert plastik ve epoksi konserve astarlarının yanı sıra, gazete mürekkebi ve kredi kartı makbuzları, her türden tıbbi ve iş belgeleri gibi kopya kâğıtları da yüksek miktarlarda BPA içeriyor. Bunlar geri dönüştürüldüğünde örneğin pizza kutuları gibi yiyecek kapları haline geliyor. Tabii içerdikleri BPA ile birlikte. Bir kimyasala temiz kâğıdı veren çalışmalar bu kadar sorunluysa ve insanlar bir güvenlik kurumunun öngördüğünden çok daha fazla miktarda bu kimyasala maruz kalıyorsa bu durum hiç hayra alamet değildir. Tıpkı (araştırmaları boş verin) sağduyunun gösterdiği gibi.
(Begley, Newsweek'in bilim editörü.)



















