Türkiye eşikte
Sıcak bir yaz gündönümünde, Türkiye puslu bir gelecekle de karşı karşıya. Diğer ülkelerden farklı olarak Türkiye kendisinin yaratmadığı ekonomik ve finansal bir krizin acısını çekiyor. Ekonomisi daralırken, parasının değeri düşerken ve borsası gelişmekte olan piyasaların tarihi yükselişi arasında görmezden gelinirken, son yıllarda gösterdiği mali disiplin ve iyi hali hak ettiği karşılığı bulamıyor.
Dünyanın 17'inci büyük ekonomisine ve devasa bir potansiyele sahip bu 71 milyon nüfuslu ülke açısından durum çok üzücü. Avrupa Birliği'ndekilerin (AB) aksine Türkiye'nin nüfusu ve işgücü büyüyor; üstelik halkı, bankaları ve kamu sektörü ağır borçlu değil. Avrupa, İngiltere ve ABD'dekilerle karşılaştırıldığında bankaları tamamen sağlıklı.
Ortadoğu'ya örnek olabilecek ve AB'nin güney cenahına bağlanan bir dayanak noktası olarak var olabilecek büyük, işlevsel ve demokratik bir Müslüman ülke olduğu için Türkiye önemli. Türkiye Avrupa'nın en büyük ve muhtemelen en güçlü ordularından birinin sahibi. Gelibolu'dan tutun da Kore ve Vietnam'a kadar namı yürümüş: "Türkler'e bulaşma."
Ancak şu anda Türkiye sıkıntılı. Avrupa'dakilerle beraber geçen sonbaharda Türkiye'nin de ekonomisi bozuldu; belirsiz birkaç iyileştirme hareketine karşın pusuya yatmış çok fazla sorun bekliyor. Önde gelen yatırım bankalarından EFG bu yıl Gayrisafi Yurtiçi Hâsıla'nın (GSYİH) yüzde 4,5 düşeceğini ve gelecek yıl sadece yüzde 3,5 yükseleceğini öngörüyor. İşsizlik oranı yüzde 14 ve genç nüfusun işsizlik oranı yüzde 20 civarında. Ekonomi zayıflıyorsa da enflasyon yüzde 6-7 yelpazesinde ve iyileşmekte olan bir ekonomi için reel faiz oranları çok yüksek seviyede.
Yükselen petrol fiyatları çok ciddi zarar veriyor. Devlet bütçesi darmadağın, yatırım paraları akıp gidiyor ve para birimi kansız kalmış. Özel sektörün kısa vadeli borçları tavan yaptı. Bu borcun servisi ve geri ödenmesi için gerekli olan dövizin Türk lirasının değerini düşüreceğinden ve borç büyüyüp ödeme bir kez güçleştiğinde bir kısır döngünün ortaya çıkmasından korkuluyor.
Yerel kaynaklar Türkiye'nin dış borcunu ödeyebilmek için en az 20 milyar dolara ihtiyacı olduğunu tahmin ediyor. Bu nedenle Dünya Bankası ve IMF'nin üst düzey yetkililerinin ülkeyi son ziyaretleri büyük beklentiyle izlendi. Muhtemelen (15 ila 20 milyar dolar arasında) bir kredi önerildi, vadeler tartışıldı ama şu ana kadar hiçbir şey olmadı.
Neden? Çünkü IMF parasının bedeli kuvvetli dozda kemer sıkmak. Hükümet önümüzdeki 12 ay içinde bir seçimle karşı karşıya olması durumunda, seçmenleri kızdırabilecek ve iktidar partisinin yenilgisine neden olabilecek bir IMF tedavisini sürdürmek konusunda isteksiz. Özünde hükümet ekonomik iyileşmenin Türkiye'nin sorunlarını çözecek kadar güçlü olacağı ve IMF kredisini gereksiz kılacağı üzerine kumar oynuyor.
Bu akıllıca bir kumar değil. IMF ile bir anlaşma imzalamak çok önemli bir sigorta. IMF Türkiye'ye önümüzdeki iki yıl için ekonomik açığı kapatacak parayı sağlarsa ekonomideki düzeltme girişimi görece daha acısız olacak. Ancak IMF kredisi olmazsa Türk Lirası düşecek, ekonomi yeniden zayıflayacak ve yeni, muhtemelen daha sert bir varlık yıkımı süreci yaşanacak.
Türk halkı meselelerin farkında mı? Muhtemelen değil, çünkü ekonomilerindeki küçük iyileştirme müdahaleleriyle dikkatleri başka yöne çevrildi. Geçen haftalarda İstanbul olağan hummalı temposuna girdi ve Boğaz tankerler, şilepler ve turist gemileriyle dolup taşıyordu. Deniz kıyısındaki oteller, bronzlaşmak ve cilt kanseri olmak isteyen Almanlar, Ruslar ve İsrailliler tarafından hınca hınç doldurulmuş durumda. Giderek daha yoğun çalışan fabrikalar ve Şubat'taki yüzde 64 dip seviyesinden Mayıs'ta yüzde 70'e çıkan kapasite kullanım oranı dahil yerel ekonominin toparlandığına dair işaretler mevcut. Yerel talep görünür biçimde artıyor, fakat sürdürülebilir bir iyileşme Türkiye'nin Euro bölgesi, Rusya ve Ortadoğu'daki büyük ihracat pazarına bağlı.
Eğer Türkiye bu krizi atlatacak manevrayı yapabilirse hızla parlayabilir. Haziran'da İstanbul'da görüştüğüm
işadamları önümüzdeki beş yıl boyunca daha yavaş büyüyen bir dünyada bile Türkiye'nin reel GSYİH'sinin yılda yüzde 5 büyüyebileceğini söyledi. Yüzde 10'luk bir nominal GSYİH büyümesi de gerçekdışı olmayabilir. AB'ye girmek projeksiyonları büyütebilir. 2002'den 2007'ye kadar reel GSYİH ortalama yüzde 6.8 seviyesinde seyretti ve bu yine böyle olabilir.
Türk hisseleri ortalama 9 fiyat kazanç (F/K) oranıyla satılıyor. Ancak Türkiye kimsenin gelişmekte olan sıcak piyasalar (F/K oranı 13) alım listesinde üst sıralarda değil; çok fazla sorunu ve çok fazla yanlış başlangıcı var. Bu arada Haziran'ın sonunda 1,19 milyar dolar ve yılın başından bugüne 30,7 milyar dolar kazanan (önceki yılın tamamında 40.8 milyardı) gelişen piyasalara çok büyük paralar akmaya devam ediyor. Azıcık şans yardımıyla Türkiye oyundaki yerini alabilir.
(Biggs, New York merkezli hedge fon şirketi Traxis Partners'in yöneticisi.)




















