İran paradigması
İran'da seçim sonuçlarını protesto eden geniş katılımlı gösteriler Avrupa'dan açık destek buldu. Avrupa hükümetleri İranlı mollaların seçimlerde hile yaptığını söyleyip göstericilere desteklerini yüksek sesle dile getirdiler. ABD Başkanı Barack Obama İran'la ilgili önce sönük bir tavır sergiledi. Obama göstericilere verdiği desteği tedrici olarak arttırdı. 1979'daki İslamcı Devrim'den beri İran'da en kayda değer siyasi olay olan gösteriler, Obama'nın İran ve Ortadoğu politikası hakkında önemli yansımaların habercisi.
Washington'da Obama'nın İran politikasına yönelik iki görüş öne çıkıyor. Birincisi; İran'ın nükleer silah projesini engellemek için Tahran ile yapmayı düşündüğü görüşmeleri göstericilere destek vermekten daha önemli bulduğu savı. Bu nedenle Obama göstericilere destek vererek İran rejimini kızdırmak istemiyor. Realist analistler, göstericilerin er geç İran'daki rejim karşısında yenik düşeceğini, bu nedenle Washington'un kendisini demokrasi yanlılarıyla ilişkilendirerek Tahran'da yanlış ata oynamaması gerektiğini ekliyorlar.
Daha iyimser olan ikinci görüşe göre, Başkan Obama göstericileri baştan desteklemeyerek onların Amerika ile bir görülmesini engelledi. Aslında Ortadoğu'nun geri kalanında olduğu gibi İran'da da komplocu zihniyet hakim. Başkan Obama göstericilere daha ilk günden destek verseydi, İranlı komplo teorisyenlerinin protestoların ABD tarafından düzenlendiği iddialarına destek vermiş olacaktı. Böyle bir algının oluşması ise İran'daki demokrasi hareketi için ölümcül darbe demekti.
Gösterilerin sonucu ne olursa olsun - umarız ki demokrasi kan dökülmeden gâlip gelir - ve Washington'un siyaseti nasıl şekillenirse şekillensin, İran'daki gösteriler Obama'nın dış politikasında çok etki yaratacak. 1979'da İran'daki devrimden sonra ABD'nin Ortadoğu'ya yönelik varsayımı bölgenin geleceğinde İslamcıların belirleyici olacağı yönünde biçimlendi. Bu devrimin yarattığı siyasal tsunami ve onu takiben bölgede Müslüman Kardeşler ve Selefilerin (bir tür radikal İslamcı görüş) yükselişi, analistlerin bölge insanının İslamcılığı istediği ve Ortadoğu'nun geleceğinin İslamcı ideolojilere dayalı siyasi rejimlerde yattığı sonucunu çıkarmalarına neden oldu. Realistler, Washington'un Ortadoğu'nun bu durdurulamaz ve "doğal" gücüyle beraber çalışmasını önerdiler. Zaman içerisinde, liberaller bile İslamcıları halkın temsilcisi olmaları sebebiyle boyun eğilmesi gereken "doğal" bir siyasi güç olarak değerlendirmeye başladılar.
Ancak, şimdi İranlılar gösterileriyle Ortadoğu'da halkın aslında İslamcıları istemediğini anlatıyorlar. Gösteriler seçim sonuçlarına karşı olduğu kadar İslamcı rejime karşı da yaygın bir patlama. Bu nedenle rejimin lideri Ali Hamaney'in gösterilerin durmasına yönelik talebi önemsenmedi. Sadece rejimin ruhu parçalanmakla kalmadı, aynı zamanda İslamcıların başa çıkılamaz olduğu algısı ve yaygın politik kanı da topa tutuldu. İran halkının mesajı çok açık: İslamcılık geçmişte kaldı ve şimdi ileriye bakma zamanı.
Ortadoğu yeni bir paradigmanın doğuşuna tanıklık ediyor. Din ve modern siyasal sistemler su ve zeytinyağı gibi apayrı şeyler. Ve İslamcılar değil, liberal demokrasi bölgede 21. yüzyılı temsil ediyor. İranlılar, gösterileriyle tam olarak 30 yıl önce başrolünü üstlendikleri ve İslamcılığı bölgenin baskın modeli haline getiren trendi noktalıyorlar.
Göstericiler başarıya şimdi ulaşsın ya da ulaşmasın, bu yaklaşım değişikliği Obama'nın Ortadoğu politikasını etkileyecektir.
Artık İslamcılar bölgenin geleceğini temsil etmedikleri gibi İslamcı siyasi hareketler geçmişe ait görülecek. Washington sonunda bu hareketlerin ötesine bakıp liberal siyasi güçleri görme fırsatını yakalayacak.
Olayların Türkiye için de yansımaları var. İran'daki devrimden sonra uzun bir süre ve daha da önemlisi 11 Eylül'ü müteakip, Türkiye Ortadoğu'nun geleceğini sembolize etti. Demokratik yönetim şekli, bu idare içinde İslamcı partilerin ve Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) yükselişiyle, Türkiye bölgenin evriminde örnek olarak kabul edildi. Türkiye deneyimi gösterdi ki Müslüman ülkeler Türkiye gibi demokratik olduklarında, İslamcı partilerin "doğal" biçimde iktidara gelmelerine tanıklık ederler. AKP bu paradigmanın, Washington'un gördüğü ve ihtiyaç halinde saygı duyduğu bir temsilcisiydi.
İranlılar liberal demokrasi için yaptıkları çağrı ile bu eski paradigmaya meydan okuyorlar. Eğer İran İslamcı ideolojiden sıyrılıp demokratik yönetime doğru evrilirse, bölgenin yeni siyasi paradigması olacaktır. Bu yeni İran bölgedeki yükselen yeni siyasi akımı temsil edecek. Washington onunla iyi geçinecek ve eğer gerekirse, bu yeni paradigmaya saygı duyacak, destek verecek.
Türkiye ve İran'ın Ortadoğu'nun iki büyük rakip siyasi modeli olduğu hep söylenir. Doğrusunu söylemek gerekirse durum şundan ibaret: Bir tanesi yükseldiğinde, diğerinin rengi sönüyor.
(Çağaptay, Washington Institute for Near East Policy'de üst düzey araştırmacı olarak görev yapmaktadır.)



















