Bir paradoks olarak iyi çeviri
İnsanlık, uzun tarihi boyunca çok sayıda dil ürettiği ve her bir dil sırtında farklı tarih(ler)i taşıdığı için, çeviri mutlaka olacaktır. Ama her bir dil farklı bir tarihsellik, farklı bir nesne ve mekân kavrayışı, farklı bir anlamlandırma ve kavramsallaştırma alemi olduğu için, çeviri, en baştan itibaren, çoğu aşılamaz olan sorunlarla boğuşmak zorundadır.
Çeviri, bir dilde, o dilin kendine özgü grameri, mantığı, alet kutusu, imgeleri, simgeleri içinde üretilmiş olan bir metni, bunlarla kesişme terimi bazen çok düşük olan başka bir dile aktarma faaliyetidir. Bu faaliyet, metnin üretildiği dilin, asıl önemlisi metni üretenin duyarlılık ve müktesebatını, anlamlandırma, anlama ve anlatım çerçevesini de, yani hem esas metin dilinin genel ve metin yazarının özel tarihinin bir kesitini de aktarmaya kalkışmak olduğu için, adeta imkânsıza doğru yelken açmaktır.
Türkiye'nin önde gelen düşün adamlarından ve çevirmenlerinden Turhan Ilgaz, 1998'de Fransa'nın Arles kentinde bulunan "Uluslararası Edebiyat Çevirmenleri Merkezi"ndeki ikameti esnasında, bir gün kütüphanede çalışırken, merkezin müdürü onunla tanışmak için oraya gelir. Ilgaz'ın önündeki "tuğla gibi" kitabı görünce, ağzından "encore un fou" (Al bir deli daha) sözcükleri dökülür. Bu hak edilmiş iltifata neden olan kitap, Jean-Paul Sartre'ın (1905-1980) devasa eseri "l'etre et le neant"dır (Varlık ve Hiçlik).
Kimine göre 20. yüzyılın, kimine göre bütün zamanların en büyük filozofu sayılan Jean-Paul Sartre, çoğu gözlemci tarafından da "sonuncu entelektüel" olarak görülmektedir. Egzistansiyalist felsefenin kurucularından olan Sartre, bu felsefi dok-trininin en büyük ve en bilinen temsilcisidir. Varlık ve Hiçlik'i 1943 yılında, 38 yaşındayken yazdığında arkasında daha onlarca eseri bulunmaktaydı.
Varlık ve Hiçlik'in, Türkçe'ye yayınlanışından 66 yıl sonra çevrilebilmiş olmasının ardında müthiş bir düşünsel, dilsel ve kültürel dram yatıyor. Bu eser, Sartre'ın egzistansiyalizminin amentüsü, yani bu felsefe, ana hatları, önermeleri, açılımları itibariyle bu kitapta ortaya konuyor. Ama daha bu felsefenin adından başlamak üzere, Sartre, felsefi eserleri itibariyle Türkçe'ye hiçbir zaman doğru dürüst çevrilemedi.
Dilimize "varoluşçuluk" diye aktarılan kelimenin aslı "existentialisme". Existence'ın (varoluş) sıfat hali olan existentiel'den (varoluşa ilişkin) türetilen bir ad ve eğer doğru çevrilseydi "varoluşsalcılık" olması gerekirdi. Bu kavramı yaratanlar, eğer varoluşçuluk demek isteselerdi, üretecekleri kelime existencisme olurdu, ama dilcilerin saldırısına uğrarlardı. Bu konuda sonuncu bir örnek: Sartre'ın 1946 tarihli L'existentialisme est un humanisme (Varoluşçuluk Bir Hümanizmadır) adlı eseri Türkçe'ye "Egzistansiyalizm bir hümanizma mıdır?" diye çevrilerek, Sartre'ın, felsefesinin bir hümanizma olduğu iddiası, bir tereddüte dönüştürülerek anlam temelli saptırılmıştır.
Batı felsefesinin ürünlerinin Türkçe'ye çoğu zaman olur olmaz bir şekilde çevrilmiş olmalarının tek nedeni elbette çevirmenlerin özensizliği değil, ondan önemlisi, Türkçe'nin bu eserleri kabul edebilecek bir kelime ve kavram haznesine sahip olmaması. İster Yunan-Roma Antikitesinden başlatılsın, ister milat olarak Orta Çağ nominalistleri görülsün, isterse Descartes'ın "cogito ergo sum"u kurucu unsur olarak kabul edilsin, Batı felsefesi yüzlerce yıldır binlerce yetenekli filozof tarafından yoğrularak bugünlere gelmiştir. Felsefenin başlıca işlevinin kavram üretimi olması, bu yoğurma eyleminin ürünlerinin çok büyük boyutlara ulaşmasına yol açmıştır.
Türkçe, kendi tarihi boyunca ne yazık ki bu kavramların hiçbirini veya benzerini veya onlara yaklaşanını üretemedi. Bu durumda iş bunları çevirmeye gelince, yakın anlamlar, benzetmeler, kelime yerine açıklamalar kullanılıyor, ama daha beteri, özgün terimlerin bağlamları ve köksel ilişkileri kaybettiriliyor ve böylece metinler asıl anlamlarından ciddi sapmalarla Türkçeleştirilebiliyorlar.
Okuyucu da, büyük kitlesi itibariyle masum değil. Diğer dillerle Türkçe arasında (hele felsefe alanında) tam bir mütekabiliyet olduğuna safça (Yoksa çıkarcı bir şekilde mi demeli?) inanıyor ve sırf kavramlara sahip olmadığı için anlayamadığı bir metnin kötü çevrildiğini iddia edebiliyor.
Batı felsefesinin bazı temel kavramları kadar, Sartre'ın kendi felsefesi için kendi ürettiği bazı özgün kavramlarla da dolu olan Varlık ve Hiçlik'i Türkçe'ye çevirmek deliliğin ötesinde bir işti. Bana göre Turhan Ilgaz'ın mitoloji kahramanlarından bir farkı yok. Tıpkı onlar gibi paradoksal. İmkânsızı başarmış.



















