Yaz okulu kabusu
Oğlum bütün kış tık demeden okula gitti. Ancak her şehirli anne gibi yaz tatilinde ilk haftayı süper geçirdiysek de ikinci hafta ben de "aranmaya" başladım. Niye? Çünkü evde altı yaşında bir çocuk varken bir şey yapmak çok güç. Ama hakikaten güç mü, yoksa ben kötü bir anne miyim? Sorunumuz bu. Benim çocuğumu yaz okuluna vermemin ne âlemi var? Vicdanımı rahatlatmak için "ama spor" diye kendimi rahatlatmaya çalışıyorum ama içimde çürük başka biri bana "sen ne biçim annesin, kötü kadın, kötü kadın" diye haykırıyor. Ben de zehirli kırmızı elmamı süpürgemin altına saklayıp benlerimi kaşıya kaşıya ayrılıyorum ormandan. Ay nereye geldim pardon!
Ben: Şimdi sadece haftada üç gün yapabiliyoruz di mi?
Yaz okulu görevli kişisi (YOGK - Nüzvik'te "her kelime nakit para gibidir" diye bir özlü söze hürmet bulunuyor. O yüzden kelimelerden tasarruf esas yani): Evet.
Ben (B - Hadi bakalım, harfte de tasarruf o zaman): Ders yok di mi?
YOGK: Bir tek İngilizce var.
B: Ona girmesin benimki.
Sarhan (S - Tadını kaçırırım işte arkadaş. Kısalt kısalt nereye?!): Ya ne alâka? Girsin çocuk İngilizce'ye.
B: Niye araya giriyorsun? Yorulmasın çocuk. Sadece yüzsün, koşsun o kadar.
S: Ben niye geldim o zaman?
B: Aman git! Benim tarafımı tutmayacaksan git zaten!
YOGK: Sadece İngilizce! Sonuçta "samır kemp" yani. (Dur sen, tırnakları da tek yapalım. "" böyleyken '' olacak.)
B: Ya da boşverin siz ben gidiyim, zaten takılsın benle ne var, üç ay da evde otursun yani çocuk. Biz yaz okuluna mı gidiyorduk, hiç yani.
Durum bu ama eve geliyoruz: 'Anne, kılıççılık oynayalım mı, anne çizgi film cd'lerim nerde, anne buraya su döktüm, anne bilgisayarını bana ver ben oynıyim, anne beni yaz Atahan yaz, anne...
B: Sarhan bak ben iyi bir anne olmak için elimden geleni yapıyorum.
S: Peki?
B: Ama süper anne değilim yani olmak istiyorum ama değilim.
S: Süper olmak zorunda değilsin.
B: Süper değilim yani! Süpersin diyemiyorsun! Niye değilim Sarhan?
S: Hayır ben artık bişi demiyorum. (S de böylece tasarrufa başlar)
B: Atahan'ı haftada üç gün yaz okuluna yollasak bu beni yüzde kaç kötü anne yapar?
S: ...
B: Ben her günümü oğlumla geçirmek istiyorum ve her anından da zevk almak falan ama olmuyo öyle.
S: ...
B: Tamam kapatalım bu konuyu, kötü bir kadınım ben.
S: ...
Şaka değil. Zamanında bana resmen 'bağımlı anne' teşhisi kondu. Pedagog kontrolünde haftada bir gün, bir saat oğlumu anneme bırakıp çıkıyordum. Hesapta bir yere gidip kahve içecektim ama hayır. Annemlerin apartmanının kapısının önünde oturup bekliyordum. Hani aniden bişi olur da beni ararlarsa hemen ulaşabileyim diye. Yani, bu kadar düzelebildim.
B: Şimdi anlaşalım, sadece spor derslerine giriliyor, başka da bir şey yok.
YOGK: Mehtap Hanım...
B: Bana öyle boş gözlerle bakmayın arıza çıkarırım, çok ciddiyim.
YOGK: Mehtap Hanım bakın...
B: Yok! Mehtap Hanım bakın falan yok. Kapadım gözlerimi bakmıyorum. Sabitim, takıntılıyım, titizim, kararımı verdim.
S: Mehtap saçmalama nolursun.
B: Noldu, piyangodan büyük kelime ikramiyesi mi çıktı? Babamız sorunlu, ona bakmayın.
YOGK: Ben babada bir sorun göremedim.
B: Bak seeen! Bende mi gördünüz sorunu!
İşin korkuncu en yakın arkadaşı Kaan başladı yaz okuluna.
B: Yine ben geldim.
YOGK: Size nasıl yardımcı olabiliriz bilemiyorum inanın.
B: Hiç bana öyle 'vaka' muamelesi yapmayın, geçtim ben o aşamaları. Benim bir 'vaka' zamanlarım vardı, size denk gelmedi o. Bir görseydiniz bu halimi öper başınıza koyardınız.
YOGK: ... (Tasarrufu yaymak vatandaşlık görevi)
B: Ben bütün bir seneyi, yağmur çamur demeden yuva kapısında bekleyerek geçirmiş bir anneyim. Hiç üşenmem dikilirim öyle duvar gibi.
YOGK: ...
B: Böyle gelir dururum, şaşarsınız. Bir bakarsınız hayatınıza sızmışım. Cama çıkıyorsunuz B, kapıyı açıyorsunuz B, çişe gidiyorsunuz B. Hava gibi, su gibi. Yapmışlığım var. Niye? Çocuk içerde! Yoksa sizden bana ne?
YOGK: Peki?!
B: Şimdi bu bilgi ışığında haftada üç gün sadece İngilizce, o da şarkı söylüyorlar dediniz diye. Ama bu çocuk mutlu çıkacak mı buradan?
YOGK: Elbette. 'It iz di aydia' yani. (İngiizce'ye tasarruf falan yok. Hesapsız Batı hayranları sizi...)
B: Aksi takdirde hayatınızın bir parçasıyım bunu bilin. Yüzünüzü yıkıyorsunuz mesela, kafayı bir kaldırıyorsunuz aynada B: Ciddiyim!
YOGK: ...
Atahan başladı yaz okuluna. Topu topu haftada üç gün, toplam üç hafta. Çocuk dokuz kere okula gidecek diye bunca tantana ne, diyeceksiniz ama kapılarda karşılıyorlar bizi şimdi. Zor bir anneyim! Bir şekilde anladılar bunu, ama nasıl bilmiyorum.
Bu arada yazıda 10 tırnak, 277 harf tasarruf ettim. Kısaltmaları anlatırken ne kadar harf harcadım meçhul, ama gel anlat Nüzvikçilere!
Yazara ulaşmak için tıklayın



















