Leydi ile serseri
John Yettaw uzun yıllar, gelecekteki olayları önceden haber veren düşler gördü. Missouri'li adam bazen bu hayalleri inkâr etti ve sonradan çok pişman oldu. Ancak son gördüğü hayal üzerine harekete geçmeye karar verdi. 53 yaşındaki Yettaw 2009'un başlarında arkadaşlarına ve ailesine, kendini sevilen yabancı bir liderin hayatını kurtarmak üzere Tanrı'nın gönderdiği bir adam olarak gördüğünü anlattı. Çocuklarını bir arkadaşına emanet etti, uçak bileti için borç aldı, kendine yeni kartvizitler bastırdı. Sanki yepyeni bir hayata başlıyordu. İlk zamanlar sakin görünüyordu. Fakat uçuş tarihi yaklaştıkça gerginlik belirtileri göstermeye başlamıştı. En yakın arkadaşının omzunda ağlama krizi geçirdi, evdeki son gecesinde gözünü kırpmadı.
15 Nisan günü sabaha karşı 3'ü biraz geçe 17 yaşındaki oğlu Brian ile daha küçük üç çocuğunu dua etmek üzere uyandırdı. Sonra hepsini toparlayıp bir minivana doldurdu ve havaalanı yoluna düştü. Geçen yılın sonlarında çıktığı Asya seyahatinin aksine bu gezi onu Burma'nın baskıcı rejiminin göbeğine, muhaliflerin sürekli bastırıldığı bir ortama sürükleyecekti. Yönetimin bu tavrını ABD Başkanı Barack Obama, Birleşmiş Milletler Sekreteri Ban Kimoon ve başkaları da kınamıştı. Ayın 20'sinde Bangkok'a uçtu, Burma vizesi için orada bir hafta beklerken eve garip e-mail'ler gönderiyordu. Son gönderdiği duygu yüklü mesaj şöyleydi: "Dua edin. Derslerinize çalışın. Sakin olun. Herkese karşı iyi olun. Sevgilerim ve dualarım sizinle."
Daha sonra ailesinin Yettaw hakkında aldığı ilk haber, Rangoon'daki ABD Büyükelçiliği'nden sabah 5'te gelen bir telefonla oldu. 6 Mayıs sabahı gün ağarırken kaldığı otelden 6 kilometre kadar uzaktaki yapay Inya Gölü'nün bulamaç gibi sularında çırpınırken bulunmuş ve tutuklanmıştı. Burma'daki demokrasi yanlısı hareketin Nobel ödüllü lideri Aung San Suu Kyi'nin yıpranmış, kolonyal tarz mimariye sahip evinde resmi izni olmadan iki gün davetsiz olarak kalmıştı. Suu Kyi, Yettaw'a gitmesini söylediğini, fakat adam açlık ve yorgunluktan sızlanınca insafa geldiğini anlattı. Çevredekilerin "Leydi" diye hitap ettiği kadın, 1990'da ülkedeki son açık seçimlerde rakiplerini yenilgiye uğrattı. Fakat seçim sonuçlarını tanımayan cunta onu rejimi yıkmaya çalışmakla suçladı ve kadın geçen 19 yılın 13 yılını tutuklu olarak geçirdi. Yirmi yıldan sonra ilk kez gelecek yıl yapılacak seçimlerin hemen öncesinde, 27 Mayıs'ta, Suu Kyi serbest bırakılacaktı. Ancak Burmalı devrimci Aung San'ın Oxford'lu kızı Suu Kyi, şimdi hükümlülük şartlarını ve kayıtlı olmayan yabancıların evde kalmasını yasaklayan yasayı ihlâl ettiği için yeniden beş yıl daha ceza alma tehlikesiyle karşı karşıya.
Yettaw da "yasadışı yüzmek" ve güvenlik yasalarını ihlâl etme suçlamalarıyla yargılanıyor; Burmalı yetkililer mahkemedeki sorgusundan, adamın Suu Kyi'nin kaçmasına yardım etmek için orada bulunduğundan şüpheleniyor. Geçen ay başlayan mahkemede iki kara çarşaf, iki uzun etek, üç güneş gözlüğü, altı boya kalemi, işaret fişekleri, fenerler ve bir kerpeten kaçış planlarının kanıtı olarak sunuldu. Yettaw'un üzerinde ayrıca uzun yüzüşü sırasında batmamak için boş su şişeleri, plastiğe sarılı bir fotoğraf makinesiyle yüzerken kullandığı paletlerin bir fotoğrafı da bulunmuştu. Tutuklanmasından bu yana Insein Hapishanesi'nde tutuluyor ("insane" diye telaffuz ediliyor ve İngilizce'de "deli" anlamına geliyor.) Suçu sabit görülürse beş yıl parmaklıklar ardında kalacak; Suu Kyi'yi kaçırmaktan suçlu bulunursa belki daha da uzun. O ve ev sahibesi, bu suçlamaları reddediyor. Suu Kyi'nin avukatına göre "Bu bir adi suç davası değil, siyasal bir dava." Yettaw'un avukatı Khin Maung Oo Newsweek'e, müvekkilinin suç işleme niyetinin olmadığını ve sadece "haneye tecavüz" dolayısıyla ceza alması gerektiğini söyledi. Burma yasalarına göre bu daha küçük bir suç. "Hiçbir siyasal tarafla ilişkisi yok. Yapmak istediği tek şey Suu Kyi'yi kurtarmaktı."
Missouri ormanlarının aşağısında yaşayan ve geçen ilkbahara kadar pasaportu dahi olmamış, kafası karışık hülyalı bir adam olan Yettaw, uluslararası siyaset arenasında kahraman olacak biri değil. Bunu neden yaptı, onu teşvik eden biri varsa kim gibi sorular, komplo teorileri, bu adam ve gerekçeleri hakkındaki karışık raporların yarattığı bulutun ardında kalıyor. Cunta, hükümet karşıtı aktivistlerin Yettaw'u liderlerini küçük düşürmek için kullandığına inanıyor. Suu Kyi'nin destekçileriyse, hükümetin Donkişotvari Amerikalı'yı, 2010 seçimleri öncesinde muhalefeti canlandırma riskine karşı bu ünlü muhalifi ev hapsinde tutmaya devam etmek amacıyla kullandığını düşünüyor.
Yettaw'un yakınlarıysa farklı bir hikâye anlatıyor. Onlara göre iyi niyetli ve son derece ruhani bir insan olan Yettaw'un alkolizm ve akıl hastalığıyla mücadelesi onu tarih sahnesine itmiş olabilir. "Durumunun pek iyi olduğunu zannetmiyorum" diyor dört kez evlenen adamın üçüncü karısı Yvonne Yettaw. Kadının bu düşüncesi, Yettaw'un tedavi görmemiş bipolar ve postravmatik stres rahatsızlığı olduğuna inananların ve onu sevenlerin duygularını yansıtıyor. Aslında tek sorun sanki şu: Bu yedi çocuk sahibi çok ketum adamı ne Yvonne ne de diğerleri tam olarak anlamış. Bunun sonucunda herkes, Yettaw'un neyin peşinde olduğu konusunda birbiriyle çelişkili, eksik, genelde hayal ürünü fikirler ortaya sürüyor.
Yettaw'un dördüncü ve şimdiki karısı Betty, kocasını Tanrı'nın görevlendirdiğine inanıyor ve travmayla baş etme yöntemleriyle ilgili yazdığı kitap için Suu Kyi'yle mülakat yapmak istediğini söylüyor. "Kadını özgür bıraksalardı, kocam asla onu görmeyecekti" diyor Betty. Eski karısı Yvonne'a göreyse bu seyahat iş amaçlı. Asılsız duyumlara dayanarak eski kocası ile Suu Kyi'nin daha önce ortak bir kitap yazdıklarını belirtiyor. Yettaw'un yakın bir arkadaşı, John'un ortaya çıkardığı Burma (ve Çin) devlet sırları yüzünden harekete geçmeye mecbur kaldığını söylüyor. "Bunu bilseler onu öldürürlerdi" diyor arkadaşı uğursuzca. Brian ve 20 yaşındaki kızı Carley, babalarının Tanrı'dan aldığı bir işaretle Suu Kyi'ye hayatının tehlikede olduğunu söylemek için gittiğini belirtiyorlar. Bu, Yettaw'un sorgudaki ifadesine aşağı yukarı uyuyor. Zira o da "teröristler"in suikast düzenleyeceğini ve hükümeti suçlayacağını söylüyordu.
Yettaw'un hayatına dair gerçekler de biraz karanlık; ailesi nezdinde bile. Dengesiz davranışlar ve yetersiz açıklamalarla geçen onca yılın sonunda onu olduğu gibi kabul etmişler. Kocaman yürekli ama dengesiz biri. Onlara anlatılan şu: (Doğum yeri ve askerlik kaydı dışındaki bilgilerin pek azı doğrulanabiliyor). O ve ikiz kız kardeşi 1955'te Detroit'te bir toplu konutta doğmuş, beş kardeşin en küçükleriymişler. Sadece ikizler hayatta kalabilmiş (abla yüzerken kaza geçirip ölmüş, erkek kardeş akıl hastanesinde intihar etmiş, bir başka kız kardeş ise ciddi engellerle doğmuş ve bakıldığı kurumda ölmüş). Babası evi terk ettikten sonra, annesi içkiden dolayı gözaltına alınmadan önce, yedi sekiz yaşlarındayken bir gün ailesine, bir gönüllü "büyük abi" tarafından rahatsız edildiğini söylemiş. California'daki akrabalarının yanına gönderilen Yettaw 16 yaşında evden kaçmış ve 1973'te, orduya katılana kadar arabasında yaşamış. Ailesi, Yettaw'un Vietnam Savaşı sırasında Asya'da bir yerlerde sıcak çarpışmaya girdiğine inanıyor; Yettaw ailesine o dönem yüzünden travma sonrası stres nöbetleri geçirdiğini anlatmış. Halbuki orduya bağlı Ulusal Askeri Kayıt Merkezi'ne göre bir yıldan biraz uzun süren askerlikten sonra, 1974'te terhis edilmeden önce Yettaw 10 ay Almanya'da kalmıştı.
Yvonne, ABD'ye döndükten sonra planlanmamış bir hamilelik yüzünden Yettaw'un 20 yaşında evlendiğini, iki yıl sonra boşandığını anlatıyor. Ardından on yıl kadar süren alkol problemi başlamış.
Yirmili yaşların ortasında bir daha evlenip yedi yıl sonra yine boşanmış. Yedi çocuğundan altısının annesi Yvonne ile otuzlu yaşlarının başında Mormon inancını benimsemesinden kısa bir süre sonra kilisenin düzenlediği bekârlar toplantısında tanışmış. Yvonne'a göre Yettaw, kilisenin ölümden sonra dönüşle ilgili inancını seviyordu, çünkü öldükten sonra tüm ailesiyle tekrar buluşmak istiyordu. Geleceğe ilişkin bir dizi rüyanın ilkini tam o sıralarda denedi: John, iki yaşından bu yana hiçbir haber almadığı babasının Missouri'deki Falcon'da yaşadığını görmüştü. İlginçtir, baba gerçekten de Falcon'da yaşıyordu, böylece John kısa süre sonra Yvonne ve çocuklarla babasına yakın bir yere taşındı. Bir süre işler fena gitmedi. Fakat takip eden yıllarda Yettaw'un hayatındaki trajediler onu birtakım tuhaf yeni yönlere, nihayetinde Burma'ya sürükledi.
Evde çıkan yangın ve boşanmanın ardından Yettaw kendini, arazisindeki bir karavanda yaşar buldu. Bahçede Nuh'un gemisine benzer bir çöp yığını oluşmaya başlamıştı: İki hurda araba, iki metruk vagon, iki paslı çanak anten ve bakımsız çimenlerin içinde bir çift taşınabilir basketbol potası. Yettaw gittikçe daha uçuk olmaya başlayan düşlerin peşinden koşarken borçları da kartopu gibi büyüyordu. USA Tours'ta otobüs şoförlüğü yapmaya başladı, askerleri evlerinden alıp yakınlardaki bir üsse taşıyordu.
Karanlık bir yüzü de ortaya çıkmıştı. Bir gün park yerinde kavga ettiği bir adamın gözüne parmağını soktu, diye anlatıyor Brian ve Yvonne; polis kayıtlarına göre, başka bir gün onu arabasını almakla suçlayan bir kadının yüzüne tükürmüştü. (Hüküm giymese de Yettaw tükürdüğünü kabul etti, kadın Yettaw için özgürlük kısıtlama kararı çıkarttırdı.) 1997'de Drury Üniversitesi'nde üç bölümü birden yüksek başarıyla bitirdi: Psikoloji, ceza hukuku ve biyoloji. Akademik kariyeri 2007'de Missouri, Springfield'deki Forest Enstitüsü'ne bağlı Profesyonel Psikoloji Okulu'ndaki doktorasından atılmasıyla son buldu. Ailesinin verdiği bilgiye göre, bölgedeki akıl hastanesine yapılan bir gezi sırasında hocalarından birine saldırgan biçimde bağırdığı için "kara listeye" alınmıştı. (Forest'ten yetkililer, kurumun gizlilik kuralları gereği bu konuda yorum yapmamayı tercih etti.) Ailenin başına bunların hepsinden kat kat daha büyük bir felaketin geleceği o gün, akademiye geri dönmek için enstitü yetkilileriyle konuşma kararı almıştı.
2 Ağustos 2007 sabahı 17 yaşındaki Clint Yettaw, Yamaha 650 motosikletiyle hız yapıyordu; babası önceki yaz doğum gününde almıştı. Polisin verdiği bilgiye göre Clint bir geyiğe öyle hızlı çarptı ki hayvanın ikiye bölünmesine neden oldu. Yettaw, Clint'in ölümünü birkaç hafta önceden gördüğü halde oğlunun ölümünü engellemediği için kendini suçladı. Oğlunu ön bahçede hazırladığı basit bir mezara gömdü. Bu Yettaw'un hayatındaki dönüm noktasıydı. Kısa süre sonra bir molaya ihtiyacı olduğuna karar verdi. Betty'ye göre "Beni buralardan götürün" diyordu sanki.
Mayıs 2008'de o ve oğlu Brian, altı aylık bir gezi için Asya'ya gittiler. Yettaw'un Suu Kyi'ye olan hayranlığı orada başladı. Brian, Eylül başlarında okul için ülkesine döndükten sonra Yettaw da uyuşturucu ve insan kaçakçılığı gibi karanlık işlerle ünlü, sakin, biraz karışık bir Tayland kasabası olan Mae Sot'a geçti. Burası yerli halkın arasına karışmış Burma ordusu ajanlarıyla doluydu. "Her tür entrika döner orada" diyor Kuzey Tayland'daki Chiang Mai'de sürgünlerin yayımladığı bir dergi olan Irrawaddy'ın editörü Aung Zaw.
Yettaw o kasabada birkaç hafta dolandı, ucuz bir otelde kalıyordu. Otel sahibinin söylediğine göre bir motosiklet almış ve kendine Taylandlı bir yoldaş bulmuştu. "Yettaw'un siyasete bulaşması o sıralarda oldu" diyor otel sahibi. (2008 Eylül sonuyla Kasım başı arasında.) "Bir keresinde Aung San Suu Kyi hakkında konuşuyordu, Myanmar'da (cuntanın Burma'ya taktığı ad) onsuz asla gerçek bir demokrasi olamayacağını söyledi. Dünyanın dikkatini Leydi'ye ve Myanmar'a çekmek için bir şeyler yapmak zorunda olduğunu da ekledi." Bir sosyal yardım çalışanının anlattığına göre Yettaw, Tayland'daki birkaç STK'nın etrafında dolaşıyor, kendisini yardımcı personel olarak işe almalarını istiyordu, başaramadı. Bu kişi, diğer görüştüklerimiz gibi hükümetin hışmını üzerine çekmekten korktuğu için adını açıklamak istemiyor. Bir çalışan da Yettaw'u "kuruntulu", "dengesiz" ve "hiperaktif" bir kişi olarak tarif ediyor. "İyi bir insan, iyi niyetli; birine zarar verebilecek bir tip değil," diyor. Yettaw'un sürekli "Bana Tanrı şöyle dedi, böyle dedi" şeklinde konuştuğunu söylüyor. Daha sonra ne olduğunu tam olarak bilmek güç. Yettaw'un kendi başına hareket etmiş olması muhtemel veya gayet masum bir konuşmayı daha fazla bir şey olarak yorumladı. Ekim'de bir gün, otel sahibine bir düşünü anlattı. Kendini ezilenlerin kahramanı olarak gördüğü bir hayaldi bu. Sonra ardında ödenmemiş bir fatura bırakıp ortadan kayboldu. Hükümet kayıtlarına göre 27 Ekim'de Burma vizesi almak amacıyla Bangkok'ta tekrar ortaya çıktı ve 7 Kasım'da Rangoon'a uçtu.
Mahkemeye verdiği ifadeye göre üç hafta sonra 30 Kasım'da, gölü yüzerek geçip Suu Kyi'nin evine ulaşmayı denedi. Fakat kadının iki yardımcısı onu geri çevirdi. Ertesi ay eve döndüğünde ailesine, Suu Kyi'nin evinden dönerken yakalandığını, fakat balık avından döndüğünü söyleyerek kandırdığı yetkililerin onu serbest bıraktığını anlattı. (Burmalı yetkililer bu konuyu mahkemede dile getirmedi, ayrıca başka bir yorumda da bulunmadılar.) Suu Kyi ile görüşememenin hayal kırıklığıyla Yettaw hiç vakit kaybetmeden ikinci bir seyahat planlamaya başladı.
Suu Kyi'nin mahkemesinin devam ettiği bugünlerde Rangoon'un duvarlarında sprey boyalarla destek mesajları var. Kapılar ardında, 47 milyonluk Burma halkının ve sürgündeki bir milyon kişinin umut simgesi olmaya devam eden kadın için destek fısıltıları dolaşıyor. Fakat destekçilerinin çok azı kamu karşısında onun hakkında konuşuyor. Herhalde rejimin protestoları ne kadar sert şekilde bastırdığını bildikleri için.
Bölge insanları Yettaw hakkında daha az ketum. Kimilerine göre idealist bir kahraman; diğerlerine göre Suu Kyi'nin özgürlüğünü ve ülkenin demokrasi fırsatını tehlikeye atan tehlikeli bir aptal. Tayland'da sürgünde olan eski bir Burmalı siyasi hükümlü Htay Aung, Yettaw'un "Zaten karışık olan işleri daha da karışık hale getirdiğini" söylüyor. "Şimdi Burma'da neler olacak bilmiyoruz."
Mahkemenin bu ay sonuna doğru karara varması bekleniyor. Yettaw'un avukatına göre müvekkili "her cezaya hazırlıklı." İki Burmalı ile kaldığı hapishane hücresinde yemek yemeyi reddediyor, böylece yeni bir rüyanın geleceğini düşünüyor. Dünyadaki "acılar, savaşlar ve acımasızlıklar"dan dolayı sık sık ağlıyor. Fakat aynı zamanda "çok mutlu" diyor avukatı. "Suu Kyi'nin başının dertte olduğunu çok iyi biliyor. Ancak en azından ölmesini engellediğini, onu kurtardığını düşünüyor."
Missouri'de Yettaw ailesiyle konuştuğumuzda, ona ne olacağını bilmediklerini söylüyorlar. Mahkemeden gelen bilgiler, sevenlerinin kafasını karıştırıyor. Zira onu tanıyanlara göre Yettaw'un önceki su maceraları evin ön bahçesindeki küçük havuzla sınırlı. "Olay acayipleşmeye başladı" diyor Betty, kocasının gölde yüzerken yanında taşıdığı nesneleri öğrenince. "Bahsedilen kişi babama benzemiyor" diye ekliyor Brian. Her ne kadar Betty "Bu adamlar sert siyasal taktikler yürüttükleri için çok endişeleniyorum" dese de ailenin elinden gelen pek bir şey yok. Medya raporları ve bölgedeki Amerikan diplomatlarının ilettiği yeni bilgiler ışığında mahkemeyi izlemek dışında.
Hayatlarını normal şekilde devam ettirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Ay sonuna doğru en küçük üç çocuğu, yaz tatili için California'ya anneleri Yvonne'un yanına gidecek; Carley ve Brian ise Missouri'de kalıyor ve meraklı arkadaşlarından gelen SMS'leri, soruları cevaplıyorlar: "Aman Tanrım, ayrıntıları anlat." Veya "Çılgınca. Babanın olayı ne durumda?" "Durumlar karışık" diye cevap veriyorlar.
(Tayland'dan Lennox Samuels ve Burma'dan F de Burgo-Naughton'un katkılarıyla.)
sayı: 36




















