Küçük Dev Kadın
- Diğer Kültür-Sanat Haberleri
- Bir suç da siz işleyin
- Salinger hakkında hiç bilmedikleriniz
- İlişkili Haberler
- Dans "gücünü" yitirdi
Dans tiyatrosunun en önemli isimlerinden biri olan Pina Bausch kanser teşhisi konmasının beş gün ardından, 1 Temmuz'da hayatını kaybetti. Ani ölümü sadece dansçıları değil tüm dünyadaki geniş hayran kitlesini de derinden sarstı.
Modern dans söz konusu olduğunda Pina Bausch'tan öncesi ve sonrasından bahsedilir. Koreografileri, her türlü materyali kullanmaktan çekinmediği gerçeküstü sahne tasarımları ve insana temas eden danslarıyla tüm dünyada geniş bir hayran kitlesi edinen Pina Bausch Almanya'nın küçük kenti Wuppertal'i dans tiyatrosunun başkenti ve otoritesi haline dönüştürmüştü. Dansta gerçekleştirdiği devrim sadece yaratıcılık değil cesaret anlamına da geliyordu. Özellikle 70'lerin sonlarında telefon tacizlerine varacak kadar sert tepki ve eleştirilere göğüs germişti. Önce dans dünyasını sonra da hemen her seyircisini sarsan bu küçük dev kadın arkasında koskoca bir miras bıraktı...
Dans etmeye küçük yaşta başlayan Bausch, 1955'te, Alman dışavurumcu dans akımının kurucularından ve dönemin en etkili koreograflarından biri olan Kurt Jooss'un yönetimindeki Folkwang Academy'de eğitim görmeye başladı. 1960'ta mezun olmasının ardından kazandığı burs ile New York'taki Juilliard School'daki öğrenimine başladı. Burada Anthony Tudor, Jose Limon, ve Paul Taylor gibi hocalardan ders aldı. New York'tayken Paul Sanasardo and Donya Feuer Dance Company ve New American Ballet topluluklarında dans etti, Metropolitan Opera Ballet Company üyesi oldu. 1962'de Kurt Jooss'un yeni kurduğu Folkwang Ballett Company'ye solo dansçı olarak katıldı ve Jooss'a pek çok eserde yardımcı oldu. 1968'de ilk koreografisini yaptı ve ertesi yıl Jooss'un ardından topluluğun sanat yönetmeni oldu. 1972'de, Wuppertal Opera Ballet'nin sanat yönetmenliğine başladı.
İlk çalışmaları var olan modern dans sınırları içinde kalmakla birlikte 70'li yılların sonlarına doğru Bausch'un sahneye taşıdığı parçalar dansı temsili saray oyunlarının son kalıntılarından kurtarıyordu. 1976'da sahneye koyduğu "Sieben Todsünden" ("Yedi Ölümcül Günah") ile birlikte kendine özgü stili kendini belli etmeye başladı. Şarkı, pantomim, metin ve günlük jestler artık sahnesinin parçası haline gelmişti. Hiçbir şekilde koreografiye dahil edilemez kabul edilen bu öğeler hakkında şu açıklamayı yapmıştı. "İnsanların nasıl hareket ettiği beni fazla ilgilendirmiyor, onları harekete geçirenin ne olduğuyla ilgileniyorum."
Bausch'a göre dans sadece göz okşayan hareketler, maço jestler ve yerçekimine karşı koymak demek değildi. Özgürleştirilmiş vücut ve ruhun sahnelenmesi için bedensel bir dil arayışına girmişti ve bu arayışla birlikte modern dans temelinden sarsıldı. Dansçıları aynı zamanda şarkıcı ve aktördü. Seyirciye hitap ediyor, sıraların arasında dolaşıyor, şarkı söylüyorlardı. Gerçeklikle hayal sınırındaki sahnesinde birbirine paralel gelişen durumlar eş zamanlı olarak sergileniyordu. Tarzının değişmeyen bir başka öğesi de devamlı tekrar eden hareketlerdi. Pina Bausch seyircisini devamlı nüansları algılamaya zorluyordu.
Çalışmalarında dansçılarına yüzlerce soru soruyor, onları provoke ediyor, cevapları dilleri ve bedenleri ile ifade etmelerini istiyordu. Ortaya çıkan küçük parçaları daha sonra birbirine bağlayarak bir bütün oluşturuyordu. Bu çalışma yöntemi tesadüfen ortaya çıkmış bir şekil değildi kesinlikle, Bausch bu tarzı şöyle açıklıyordu: "Benim parçalarım baştan sona doğru gelişmez, içeriden dışarıya doğru gelişir, açığa çıkar." Pina Bausch'la çok uzun yıllar çalışan Dominique Mercy bu çalışma tarzının dansçılar üzerindeki etkisini şöyle anlatıyordu: "Olağanüstü olan Pina'nın içindekini keşfetmeni sağlayan benzersiz hali. Onda öyle bir şey var ki her dansçının gidebileceklerini düşündüklerinin çok daha ötesine geçmesini sağlıyor, ve bunu hiç çaba sarf etmeden ve zorlamadan yapıyor."
Sahneye taşıdığı konular kişisel olduğu kadar evrenseldi de; korku, ölüm, sevgi, özlem, ilişkiler... En ünlü eserlerinden "Cafe Müller", "Nelken" ve "Kontakthof" kadın ve erkek arasındaki kırılgan mutluluğu, bireyi sıkıştıran sosyal normları, karşılanamayan özgürlük ve kendinden vazgeçme tutkusunu ele alıyordu. Pina Bausch'un koreografilerindeki karakterler düşmanca bir dünyaya karşı inatla çarpıp duran, yaralı ama kararlı karakterlerdi. Can yakıcı bir ironi ve mizahın içine hapsolmuş karakterler sonunda kalp yumuşatan bir şefkat hissettiriyordu.
Birbirini dışlayan duyguların büyük bir uyum içinde sahnelenmesini mümkün kılan, Pina Bausch'un insanın eksiklikleri ve kırılganlığına karşı derin anlayışıydı. Bir röportajında bu konuda "Benim yaptığım bakmak. Ben her zaman insanlara baktım. Sadece insan ilişkilerini gördüm ve bunun hakkında konuşmaya çalıştım. Bundan daha önemli bir şey bilmiyorum." demişti. Ününün Almanya'yı aşmasını sağlayan, sanatsal etkisini dans alanını aşıp sinema, opera, tiyatro gibi diğer dallara sıçratan ve her milletten binlerce hayran kazanmasını sağlayan da bu derin insan algısıydı belki.
sayı: 36




















