Telefonun ucundaki tedirginlik

Türkiye'de yaşayan İranlılar ülkelerindeki gelişmeleri değerlendiriyor ama bir şartla.
Şefik Dinç (Gazete Habertürk)

n.r, i.l, s.v, k.u. bunlar, lise ve üniversite giriş sınavlarında "Bu harf dizisindeki anlamlı ilişki aşağıdakilerden hangisidir" sorusunun ögeleri değil. Fakat matematiksel olmasa da aralarında anlamlı bir ilişki var: Türkiye'deki bazı İran uyruklu şahısların ad ve soyadlarının ilk harfleri. Haberde bu kısaltmalarla sık karşılaşacaksınız çünkü İran'da yaşanan son olayları değerlendirmelerini istediğimizde hepsinin ilk sözü "adımın açıklanmaması kaydıyla" oldu. İran'ı da, yurtdışındaki İranlılar'ın ruh hallerini de en iyi bu cümle özetliyor belki.

Türkiye'deki İranlılar'ın çoğunluğu Tebriz ve çevresinden gelen Azeri kökenliler. Büyük bölümü Muhammed Rıza Şah Pehlevi döneminde Türkiye'de ticaret yapıp yerleşmiş veya 1979 İran İslam Devrimi sonrasında kaçıp okumaya gelmiş. Ağırlıkla ticaretle uğraşıyor ya da doktorluk yapıyorlar. Fars kökenli İranlı bulmak ise zor. Devrime muhalif Farslar genellikle Türkiye'yi Avrupa'ya geçişte bir köprü olarak kullandı.

Türkiye'deki İran Azerileri'nin durumu farklı. Tebriz'den göçen, babasının vefatıyla İran'la ilişkisi kesilen serbest muhasebeci İsmail Firuzment, Farslar'dan farklı olarak kendilerinin Türkiye'yi yurt edindiğini somut örnekle açıklıyor: "Karacaahmet Mezarlığı'nda, Türkiyeli İran kökenlilere ayrılmış Seid Ahmet Deresi Özel Mezarlığı var. İstanbul'da biri bu özel mezarlıkta, diğeri de Vali Han adlı handa iki Şii camimiz bulunuyor." Avcılar Devlet Hastanesi genel cerrahi uzmanı Ali Ekber Öz de çekinmeyenlerden. "Adımı açıklarım, çifte vatandaşlığım yok, Türk vatandaşıyım" diyen 47 yaşındaki Öz, beş yaşından beri Türkiye'de. İran'a dokuz kez gitmiş. "İran rejim açısından hiçbir zaman iyi olmadı ki" diyor.

Türkiye'de yaşayan az sayıda Fars kökenli İranlı ise tedirginlikle karışık bir tedbir hali içinde. Doktor N.R. bunun nedenlerini sıralıyor: "Hem İran hem Türk vatandaşlığı olanlar var. İran'a İran pasaportuyla giriyorlar, konuşurlarsa bu tehlikeye girer. Ayrıca İran konsoloslukları ülkedeki İranlılar'ı yakın takipte tutuyor." Türkiye'de öğretmenlik yapan bir diğer Fars kökenli İ.L. de, isim vermekten korkmalarını "İran Konsolosluğu buradaki dergileri, gazeteleri okuyup İran'a istihbarat veriyor" diye açıklıyor. Bir hayır derneğinde çalışan S.V., Türkiye'de yaşayan bir İranlı olarak duygularını sorduğumuzda önce yanlış anlıyor. Derneğin siyasi faaliyet gütmediğini, yorum yapmayacağını sıralıyor, "Oradaki siyasi olaylar beni ilgilendirmiyor" diye ekliyor. Oysa orada yakınları var.

En açık konuşanlardan biri yüz yüze görüşmeyi talep eden K.U. O da, ses kayıt cihazı olmaması kaydıyla. İslam Devrimi sırasında 15 yaşında olan, sekiz yıl süren İran - Irak savaşı sırasında 24 ay orduda askerlik yapan K.U'nun bütün ailesi İran'da. Devrim'i tek kelimeyle, "planlıydı" diye özetliyor. Ona göre Devrim'i 30 yıldır ayakta tutan, liseyi okurken askere alınan, üç yıl savaşması karşılığında henüz 26 yaşında albaylığa getirilen kişilerin ellerindeki silahı bırakmaması. "30 yıl geçti ve şimdiki İran'ın dörtte üçü bu rejimi istemiyor. Fakat artık devlet istese de silahları alamaz."

İ.L, ülkesindeki siyasi gelişmelerle yakından ilgili. Ayetullah Ali Hamaney'in bir konuşmasında artık yaşlandığını söylediğini, bunun veda konuşması anlamına geldiğini söylüyor: "Bundan sonra asıl mesele yeni dini liderin kim olacağı. Hamaney'in oğlu Mustafa, Ahmedinejad'ı tutuyor. Karşı cephedeki Rafsancani'nin yapmak istediği, tek rehberi (dini lider) dörde, beşe çıkarmak. Aslında rejim karşıtları ne Ahmedinejad'ı ne de Musevi'yi istiyor. Musevi, İran Devrimi'nden sonra yapılan kötü eğitim reformunda başat rol oynadı. Reform için iki, üç yıl üniversitelerin kapanmasının, Besiç ve Devrim Muhafızı olanlara üniversite eğitiminde öncelik verilip eğitime kontrol getirilmesinin sorumlularındandı." Bundan sonrası içinse "her şey eskisi gibi devam edecek" diyor İ.L.

İran Devrimi'nin başlamadan bittiği kanaatinde olan K.U. Humeyni'nin Devrim sonrası kasete alınan konuşmasında şehitleri andıktan sonra, İran'daki petrol gelirlerinin ülkedekilerin ailevi durumlarına göre paylaştırılacağını söylediğini, ama sonra bu kaseti üzerinde bulunduranların asıldığını ve kasetin yasaklandığını söylüyor. Ona göre 30 yıl sonra İran Devrimi'nden ve devrimin dini temelli sosyal ve siyasi uygulamalarından alınacak bir rejim dersi var: "Ne bean şuri şuri, ne bein bi nemeki" yani "Ne o kadar tuzlu, ne o kadar tuzsuz."

sayı: 37

Yorumlar
Member Comments

 
 
 

Geçen Temmuz'a kadar Rusya Devlet Başkanı'nın insan hakları danışmanlığını yapan Ella Pamfilova'yla röportaj...

 
 

Avrupa ve ABD'de yüksek kakao içerikli çikolata tüketimi yüzde 43 oranında arttı. Önceleri en pahalı ürün gamında sütlü çikolatalar yer ...

 

The Peek
 
 

Yılın en büyük güncel sanat etkinliğindeki provokasyona karşı koymak kolay değil.

 
 
 
 

Neden Andorra'lılar, Sardinya'lılar ya da Okinawa'lılar dünyadaki herkesten daha uzun yaşıyor?