RÖPORTAJ ARŞİVİ

"On bire dokuz"da yeni gelişmeler

YÖK Başkanı'nın ağzından kuruldaki "siz - biz" dengesi ve planlar...

Prof. Yusuf Ziya Özcan, Aralık 2007'de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından üniversitelerin en tepesindeki kurumun tepesine atanınca yeni bir "kadrolaşma" tartışması başlamıştı. Önceki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in atadığı son Yükseköğretim Kurulu (YÖK) üyesi Prof. Bülent Serim'in, "Laiklik karşıtı eylemler çoğalıyor. YÖK, iktidar partisinin programını ve ideolojini gerçekleştiriyor" diyerek istifa etmesiyle ateşe bir odun daha atıldı. Kürşad Oğuz, 1.5 yıllık başkanla Serim'in istifasından bir gün önce konuştu.

- Newsweek Türkiye: 12 Eylül'den önce üniversiteler siyasi role sahipti. Bugün yine kıpırdanma mı var?
Özcan: Evet. Son zamanlarda bazı üniversiteler yayınları, etkinlikleriyle bir siyasi duruş sergiliyor. Yine de eskiye kıyasla az çünkü halkımız 12 Eylül döneminde yaşananlar nedeniyle üniversitelerin siyasete uzak durmasını istemek gibi bir eğilimi var. Öğretim üyeleri siyasi duruşlarını gösterebilir, televizyonda konuşabilir, gazetelere yazabilir. Ama üniversite olarak bu hareketlere katılmalarını uygun bulmuyoruz.

- Neden?
Ülkemizde siyasi hayat çok çalkantılı. Son mahalli seçimler öncesi üniversite öğrencilerinin mobilize edileceklerine dair duyum aldık. Güvenlik güçleriyle yaptığımız çalışmalar sonucu kötü olaylar olmadı.

- Ben Ermeni meselesi, Kürt meselesi, laiklik, türban gibi konularda üniversitelerin daha aktif olmasından söz ediyorum.
Siyasi katılımsa, bütün söyledikleriniz doğru. Esasında üniversitelerin görevi ülkenin siyasi, ekonomik, sosyal sorunlarına cevap arayıp bulmak. Bu faaliyetler bizi hiç rahatsız etmez, tersine mutlu oluruz.

- Bir devlet üniversitesi Kürt veya Ermeni meselesi konusunda resmi söylem dışı bir konferans yaparsa tavrınız ne olur?
Çok olumlu olur. Bizim kırmızı çizgimiz yok.

- Bir gün aykırı bir konferans yüzünden hükümetten baskı görürseniz?
Görmedik. Beklediğimin aksine YÖK'e çok az politik istek geldi. Birkaç olayda biz de baskımız olmayacağını gösterdik. Selçuk Üniversitesi'nden bir arkadaşımız İslam'la ilgili bir söylemi nedeniyle gazetelere düştü. Onu cezalandırmamız beklenirken rektöre telefon açıp hiçbir hakkının elinden alınmamasını sağlamaya çalıştım.

- Göreve geldiğinizde sizin üzerinizde de çok tartışma döndü; AK Parti'nin adamı olduğunuz söylendi.
Başbakanımızı, Cumhurbaşkanımızı göreve geldikten sonra tanıdım. Objektif davranıp kimseyi kayırmayan bir izlenim verdiğimi zannediyorum. Bir cemaate mensup olduğumu söylüyorlar. Bu beni çok rahatsız ediyor.

- Vakıf üniversitelerinin sayısı artacak mı?
Çok artmayacak. 2025 projeksiyonuna bakarsanız üniversite çağındaki öğrenci sayımız 1.2 milyon civarında olacak. Yani artmayacak. Üniversite açmayı sürdürürsek, bugün zevkle açtığımız o okulları 10 yıl sonra kapatmak zorunda kalırız. Lise mezunlarıyla üniversitelerde açılan yerler arasında denge oluşuyor. Üç yıl sonra, üniversite açma gibi bir ihtiyaçla hareket etmeyiz.

- Kaça varır sayı?
Toplamda 200 civarı ihtiyacımızı karşılar.

- YÖK bir gün kendi kendini yok eder mi?
Yok. Ama yetkilerinin budanmasına ihtiyaç var. Rektörler gibi YÖK başkanı da çok güçlü. YÖK, üniversitelerin koordinasyonunu üstlenirse daha iyi olur. Politikacılar YÖK ile üniversiteleri kontrol isteğinden uzaklaşır.

- YÖK Başkanı olduğunuz sürede en zorlandığınız konu ne oldu?
İlk geldiğimde Cumhurbaşkanımız üyelerin bir kısmını seçmemişti. Sıkıntı çektik. Üyeler gelince genel kurulu topladık, komisyonlarımızı kurduk. Yürütme kurulu hiç kurulmamıştı, orada biraz zorlandık. Muhalif diye adlandırılan üyeleri ikna etmek zaman aldı.

- 21 kişilik YÖK Kurulu'nda, 11'e 9 oranı olduğu söyleniyor. (Kurulda Cumhurbaşkanlığı, Bakanlar Kurulu ve Üniversitelerarası Kurul -ÜAK- kontenjanlarından 7'şer üye VAR. ÜAK kontenjanından 1 üyelik boştu.)
Doğru. Ben başladığımda 11'e 9'du. Muhalif diye adlandırılan arkadaşlarımızın ayrılmasıyla şimdi fark çok azaldı.

- Şimdi daha mı az muhalif var?
Tabii. Bu ay sonunda Cumhurbaşkanı'ndan iki üye daha gelecek. İki arkadaşımızın görev süresi bitti (Not: Serim'in istifasından sonra bu rakam üçe çıktı. Cumartesi Cumhurbaşkanı Gül iki koltuğa Boğaziçi Üniversitesi'nden Prof. Ayşe Soysal ve İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Yunus Söylet'i seçti). Onların gelişiyle 14 kişi olacak. Bu da toplantı için yeterli. Önceki dönemde toplantı yeter sayımız olmadığı için muhalif arkadaşlarımızdan "toplantıya katılmayız" tehditi almıştık. Şimdi o problemler yok.

- Bu, 14 üye size veya hükümete yakın mı demek?
Öyle lanse ediliyor. Benim için hiçbiri farklı değil ama bir kısım arkadaşımız biz muhalifiz diye şerhler koyuyorlar.

- İdeolojileriniz mi örtüşmüyor?.
Onlar eski dönemin temsilcileri. Biz yeni ekibiz. Öyle bir eski yeni ayrımı söz konusu. Ama biz her ayrılan üyemiz için yemek veriyoruz ve onları hediyeyle uğurluyoruz.

- Başbakan'a İstanbul Üniversitesi'nde fahri doktora verilmesi tartışıldı. Üniversiteler arasında sizin genel kuruldaki gibi bir ayrım var mı? Devlete yakın veya uzak olmak gibi.
Söylediğiniz türden ayrışımlar var üniversitelerde. Bunu yadsımak mümkün değil. Her rektör seçiminde üniversiteler parçalanıyor. Çok huzurlu üniversitelerimiz olduğu söylenemez.

sayı: 39

Yorumlar
Member Comments

 
 
 

Geçen Temmuz'a kadar Rusya Devlet Başkanı'nın insan hakları danışmanlığını yapan Ella Pamfilova'yla röportaj...

 
 

Avrupa ve ABD'de yüksek kakao içerikli çikolata tüketimi yüzde 43 oranında arttı. Önceleri en pahalı ürün gamında sütlü çikolatalar yer ...

 

The Peek
 
 

Yılın en büyük güncel sanat etkinliğindeki provokasyona karşı koymak kolay değil.

 
 
 
 

Neden Andorra'lılar, Sardinya'lılar ya da Okinawa'lılar dünyadaki herkesten daha uzun yaşıyor?