Çözüm için enerji
- Diğer Dünya Haberleri
- Toprak kavgası
- Patlama çok yakın
- İlişkili Haberler
- Amerikan faktörü
- Aynadaki düşman
- "Boğucu, yıkıcı, öldürücü bir ortamda büyüdüm"
- Terörle mücadelede PKK'ya karşı dersler
- PKK'ya sessiz tasfiye
- Sessizliğe dikkat
- "Hatalarımız oldu"
- "Eve dönüş" korkusu
- "Elimdeki tek silah anayasa olacak"
- Yanlış anlaşılmasın
- Bomba kimin elinde patladı?
- Bir yol haritası
- PKK'dan korucu açılımı
- Bir çocuğun seçimi
- Günlerin sonu
- Dönüşün perde arkası
- Propagandayı aşınca
- Kandil sayfiye yeri olabilir mi?
- Ya örgüt bölünürse?
- Sri Lanka'da seçim
Tarihin şahit olduğu en uzun silahlı mücadelelerden biri Tamil Eelam Kurtuluş Kaplanları'yla (TEKK) Sri Lanka ordusu arasında gerçekleşti. 26 yıl süren iç savaşın bittiğini ülkenin Devlet Başkanı Mahinda Rajapakse, Mayıs ayında şu sözlerle dünyaya duyurdu: "Hükümetimizin, silahlı kuvvetlerin seferberliği ve benzersiz bir operasyonla
TEKK'yı nihayet askeri yenilgiye uğrattığını gururla açıklayabilirim."
1976'da kurulan ve Sri Lanka'nın kuzeybatısında bağımsız bir devlet kurmak için 1983'te silahlı mücadeleye başlayan TEKK ile PKK'nın doğup büyüdüğü coğrafya ve kültürler çok farklı. Ancak ABD'de özel güvenlik danışmanlığı yapan ve kontr-terör üzerine çalışan Ali M. Köknar gibi uzmanlar, iki örgütün kullandıkları yöntem ve yararlandıkları kaynaklar açısından önemli siyasi ve askeri benzerliklere sahip olduğunu savunuyorlar. Bu durumda akla, PKK'nın sonunun da TEKK'ınki gibi olup olmayacağı sorusu geliyor (Sri Lanka'daki son operasyonda 1000'den fazla kişi öldü. Toplamda ise bu sayı yaklaşık 70 bin kişi). Terörü tecrit için iki devletin elindeki kartlar bazı benzerlikler gösterse de, Sri Lanka modeli bir çözüm, başta insani açıdan olmak üzere pek çok bakımdan çok tartışmalı. Üstelik, şimdiki zafer havası gelecekte tersine de dönebilir.
PKK ve TEKK arasındaki en dikkat çekici benzerlik örgüt liderleri. Fakir ailelerden gelip üniversiteye girmeyi başaran ve siyasi rakiplerine karşı acımasız olabilen PKK lideri Abdullah Öcalan (60) ve TEKK lideri Velupillai Prabhakaran (55), Köknar'a göre "benzer siyasi amaçlara sahipti." Her ikisi de bağımsız bir Marksist devlet kurmak istiyordu. İzmir Ekonomi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Avrupa Birliği Bölümü'nden Selçuk Çolakoğlu ise "Her iki örgütün dayandığı etnik grupların belli bölgelerde yoğunlaşmasının bağımsız bir devlet kurma düşüncesini desteklediğini" söylüyor.
Siyasi amaçlarına askeri yöntemlerle ulaşmaya çalışan iki örgüt, terör eylemlerine aynı yıl başladı (1983). Bu yolda kullandıkları taktikler de benziyordu. Çolakoğlu, bazı terör örgütleri yalnızca askeri hedeflere saldırırken PKK ve TEKK'nın "sivil-askeri hedef ayrımı gözetmeksizin intihar eylemlerinin de içinde bulunduğu her türlü terörist faaliyete giriştiğinin" altını çiziyor. Küçük bir farkla. "PKK, TEKK'nın tersine 'terör örgütü' damgası yemekten kurtulmak için 2000'lerde sivil hedeflere saldırmama politikası izlemeye başladı" diyor Çolakoğlu.
Bu terör örgütleri dış destek almasalardı, bu kadar zaman ayakta kalabilirler miydi, sorusu ise bizi iki örgüt arasındaki başka bir benzerliğe götürüyor. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nden (ASAM) Mustafa Kemal Dağdelen, iki örgütün dış bağlantılarının önemi üzerinde duruyor. Zira bölgede giderek yükselen bir güç olan Hindistan, TEKK'nın etkinliklerine uzun süre göz yumdu. Ancak Hindistan Başbakanı Rajiv Gandhi'nin Mayıs 1991'de TEKK'nın düzenlediği bir suikasta kurban gitmesi, Hindistan'ın Sri Lanka'ya yönelik dış siyasetinde bir dönüm noktası oldu. Bu olaydan sonra nüfusunun yüzde 6'ya yakınını Tamiller'in oluşturduğu Hindistan, Sri Lanka hükümetiyle ilişkisini geliştirmeye başladı. Dağdelen, Türkiye'nin komşuları Irak, Suriye ve Yunanistan'ın da "PKK'nın faaliyetlerine kimi dönemlerde göz yumduğunu" belirtiyor.
Ancak iki örgüt kimi açılardan benzese de, en azından şimdilik sonlarının farklı olduğu söylenebilir. Sri Lanka hükümeti TEKK'ya ölümcül darbeyi Mayıs'ta vurdu. Newsweek Türkiye'ye konuşan Hindistan ordusundan emekli Albay R. Hariharan, TEKK'nın gemilere saldırarak, çocuk asker kullanarak ve ordu mensuplarını öldürerek 2002'de Sri Lanka hükümetiyle imzaladığı Oslo Ateşkes Anlaşması'nı ihlâl etmesinin nihai saldırıya giden süreçte önemli rol oynadığını söylüyor. 2005'te Sri Lanka Dışişleri Bakanı Lakshman Kadirgamar'ın TEKK tarafından katledildiği kuşkusu, 2006'da Genelkurmay Başkanı General Sarath Fonseka'ya karşı girişilen başarısız suikast girişimi de sonun başlangıcı oldu. 2006'da Sri Lanka hükümeti ateşkese resmi olarak son verdi. Newsweek'ten Christian Caryl, "Sri Lanka'da Kaplan Yakalamanın Yolu" başlıklı yazısında Sri Lanka ordusunun TEKK'yı yenilgiye uğratmada kullandığı taktikleri şöyle sıralıyor. "Öncelikle hükümet sivilleri korumak için köylere ağır silahlarla donatılmış milisler yerleştirdi. İkinci olarak isyancılardan temizlediği bölgelere derhal kâfi sayıda profesyonel asker gönderdi. Son olarak savaşı düşman topraklarına taşıdı." Ancak, örgütün silahlı üyelerinin tamamını, pek çok sivilin de ölmesini göze alarak ortadan kaldırmaya girişmek, gelecek nesillerde -hele bir de sorunun sebepleri arasında sayılan siyasi, demokratik ve etnik problemler halledilmediğinde- gölgesi giderek büyüyen efsaneler yaratıp meselenin hortlamasına neden olabilir.
Bugün Türkiye, Kürt sorununu çözmek ve PKK terörünü sona erdirmek için farklı yöntemleri tartışıyor. Ve Sri Lanka yönteminden daha sağlıklı yol bulunabilir. Zira Dicle Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Mazhar Bağlı, Sri Lanka hükümetinin TEKK'ya karşı uyguladığı askeri yöntemleri Türkiye'nin 1930'larda Kürtler'e karşı denediğini, bu uygulamaların çözümü ötelediğini söylüyor. Sri Lanka yönteminden kasıt, ordunun sivil-askeri hedef ayrımı gözetmemesi. ASAM'dan terör ve çatışma araştırmacısı Sefa Mutlu, çatışma bölgesi Mullaitivu'daki hastane ile operasyon öncesi halka "güvenli bölgelere geçin" çağrısına karşın güvenli bölgelerin bombalandığını söylüyor.
Buna karşın uluslararası kamuoyu "sivil kayıplar ve Sri Lanka güçlerinin insanlık dışı uygulamaları" üzerinde çok uzun süre durmadı. Burada anahtar kelime, "enerji." Bağlı'nın söylediği gibi, "enerji kaynakları, politikaları ve güzergâhları bugünün dünyasının temel parametrelerinden" denebilir. Sri Lanka da küçük bir ada devleti olmasına karşın Hint Okyanusu'ndaki enerji ve ulaşım koridoru üzerinde önemli bir liman konumunda. "Hint Okyanusu üzerindeki enerji nakil hatlarının yani Sri Lanka'nın güvenliği, hem enerji arzı yapan hem de tüketen ülkeler açısından çok önemli" diyor Dağdelen. Uluslararası kamuoyunun sessizliğinin altında bu hattın istikrarını koruma dürtüsü yatıyor olabilir. Uluslararası Enerji Ajansı (UAE) verilerine göre hızla büyüyen ekonomisi nedeniyle enerji ihtiyacı her geçen gün artan Çin'in yüzünü döndüğü bölgelerden biri Hint Okyanusu. Dağdelen, Çin'in enerji nakli konusu nedeniyle bölgede mutlak istikrar arayışı içinde olduğunu söylüyor. "Çin, bölgedeki her türlü kriz odağının bertaraf edilmesinden yana." Çolakoğlu ise bu nedenle Sri Lanka gibi küçük bir devletin TEKK konusundaki taleplerinin mütevazı kaldığını ve rahatlıkla yerine getirildiğini söylüyor. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Başkanı Sedat Laçiner de TEKK terörünün sona erdirilmesinde dış bağlantıların oynadığı rolden bahsediyor. "Sri Lanka'ya uluslararası alanda verilen desteğin önemli bir nedeni ülkenin enerji güvenliği yönünden taşıdığı önem."
Aynı formül, PKK ve müstakbel enerji koridoru Türkiye açısından da geçerli olabilir mi? Şu an faaliyette olan Mavi Akım, Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC), anlaşması imzalanan Nabucco ve Samsun-Ceyhan boru hatları bir süredir sadece çevre ülkelerin değil, tüm dünyanın gözlerini Türkiye'ye çevirdi. Güç ilişkilerini de yeniden kuracak olan bu hatların güvenliği ve istikrar ihtiyacı, eğer formül geçerliyse, PKK'nın da sonunu getirebilir. Kuzey Irak'tan çıkarılan petrolün sadece Türkiye üzerinden güvenli ve ekonomik olarak dünya pazarlarına ulaştırılabileceğini düşünen Bağlı, "Bu durum doğal olarak hem ABD hem de Kuzey Irak'ın Türkiye'nin isteklerine boyun eğmesini zorunlu hale getiriyor" diyor. Çolakoğlu, Türkiye çok yönlü ve dengeli bir enerji politikasıyla bir enerji istasyonu oldukça PKK terörünün azalacağına inanıyor. "Komşu ülkelerin ve Batılı devletlerin ekonomik çıkarlarını yakından ilgilendiren boru hatlarının sayısı çoğaldıkça, Türkiye'nin istikrarına duyulan gereksinim artıyor" diyor Çolakoğlu. Laçiner'e göreyse PKK, bölgedeki çok sayıda ülkenin siyasi amaçlarını gerçekleştirmesi önünde giderek daha çok engel teşkil ediyor.
Tersini düşünenler de var. Mutlu, bölgedeki enerji hattının PKK'nın Kuzey Irak'tan çıkarılmasından ziyade Bölgesel Kürt Yönetimi'nin bağımsızlığına giden bir adım olacağı kanaatinde. "Bölgesel Kürt Yönetimi bağımsızlığını ilan ettikten sonra PKK'dan kendi amaçları çerçevesinde yararlanabilir. Bu bağlamda PKK ile TEKK bir benzerlik göstermiyor. Tamil terörü Sri Lanka'da değil de Hindistan'da olsaydı bir benzerlik kurulabilirdi."
Tamil sorununun bitip bitmediğini söylemek için erken. Aynı şey, Kürt sorunu için de geçerli. Bugüne kadar yaşananlar askeri müdahale ya da enerji hatlarının tek başına çözümü getirmeyebileceğini gösterdi. Asıl mesele, galiba, köklü ve herkesin ortak paydada buluştuğu bir çözüm için enerji harcamak.
sayı: 40



















