Ne yapmak istedikleri açık. Dünya Tabii Kaynaklar Enstitüsü'nün derlediği verilere göre Çin atmosferdeki insan yapımı sera gazlarının yüzde 10'undan, Hindistan ise yüzde 3'ünden sorumluyken gelişmiş ülkelerin sorumluluğu yüzde 75. Durum böyleyken bu iki ülke şu soruyu soruyor: Neden karbondioksit salımını azaltmak zorundayız? Temmuz'da Hintli bir yetkili, dünyada sera gazı salımında beşinci sırada yer alan ülkesinin, küresel iklim anlaşması çerçevesinde salımı azaltmayı kabul etmeyeceğini ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'a açıkça söyledi. Karbon salımında dünya birincisi Çin daha ılımlı bir üslupla kafa tutuyor. Ancak yıllık faaliyet raporunda Çin, gelişmiş ülkelerin "önceki yıllardan bu yana birikerek artan salımların ve kişi başına düşen mevcut yüksek emisyonların sorumluluğunu alarak bu oranları büyük ölçüde düşürmesini," gelişmekte olan ülkelerinse "ekonomik gelişmeyi" sürdürmesini talep etti. Bunu şöyle okumak lazım: Burada salım azaltılmayacak.
İlkelerle hareket etmek gerçekten de takdire şayan. Ayrıca bu, dört çekerli araç kullanan Amerikalılar'ın kendilerine CO2 salımlarını azaltın demesine kızan ülke halkının da çok hoşuna gidiyor. Ama bu duruşun küçük bir dezavantajı var. İklim cehenneminde Hindistan ve Çin için özel bir yer ayrılmış durumda. Çünkü bu ülkeler küresel ısınmadan, mesela Batı Avrupa'ya göre daha fazla etkilenecek. Bu kısmen Katrina Kasırgası'nda olduğu gibi doğanın her zaman yoksulları zenginlerden daha fazla hırpalamasından kaynaklanıyor. Zenginler taşınma maliyetlerini karşılayabiliyor, deniz duvarları inşa edebiliyor, alternatif akımı devreye sokabiliyor ve daha pahalı gıdalar satın alabiliyor; yoksullarsa açlık çekiyor, tayfunlarda boğuluyor, barakalarının dalgalar tarafından yutulmasına şahit oluyor, sıcak hava dalgalarında ve termometresindeki civanın giderek yükseldiği bir dünyada daha da yaygınlaşacak salgınlarda ölüyor.
Ama Hindistan ve Çin ayrıca iklim değişikliğinin farklı coğrafi bölgelerdeki etkilerinden dolayı da oransız etkiye maruz kalacak çizgide yer alıyor. Örneğin, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) 2007 tarihli raporuna göre, Çin ve Hindistan - özellikle kuzey bölgeleri - Batı Avrupa'ya göre daha fazla kavrulacak. Aksilikler geldi mi tam gelir ya, küresel ısınma sebebiyle yağmur miktarı değişince seller ve kuraklık da artacak ve her iki ülkede de su baskınları daha fazla yaşanacak. Aslında Çin'in güneyi ve batısında şimdiden sağanakların sayısı 1950'lere kıyasla yedi misli arttı. 2020'lerde dünya genelinde ihtiyaç duyulan tarımsal sulama oranındaki artış yüzde 1 ile 3 arasında seyredecekken, her iki ülkede de bu oran ortalamanın üzerine çıkacak. Öyle ki, Çin'de yüzde 15, Hindistan'da yüzde 5'e ulaşacak. Diğer taraftan, Pasifik kasırgalarının Nuh Tufanı'na benzer yağmurlarla ve daha güçlü rüzgârlarla sertleşmesi bekleniyor.
Belki de en fecisi Çin ve Hindistan'da - üstelik sulama ihtiyacı artarken - tatlı suyun azalması olacak. Her iki ülke de sulama ve içme için kullandıkları tatlı suyun çoğunu Ganj, İndus, Yangtze ve Sarı nehirlerini besleyen Tibet platosu ve Himalayalar'daki buzullardan elde ediyor. Himalayalar dünya ortalamasından üç kat daha hızlı şekilde ısınıyor. Sonuç olarak diğer yerlerdeki buzullardan daha hızlı bir şekilde küçülen Himalaya buzulları 2035'e kadar yok olabilir. Ganj ve İndus yıl boyunca çağlayan nehirler olmaktan çıkıp, mevsimsel nehirlere dönüşebilir. Bu nedenle yüz milyonlarca Çinli ve Hintli'nin tatlı suya erişiminin bu yüzyılda yüzde 20 ile 40 oranında düşeceği öngörülüyor. IPCC'nin tahminlerine göre karların baharda daha erken erimesiyle çiftçilerin ihtiyaç duymadıkları bir dönemde gelecek olan su, tarımsal verimi 2030'a kadar yüzde 10 oranında düşürebilir ve hatta bu durum yüzünden kişi başı düşen su miktarı da etkilenebilir. Zaten 300 milyon insanın içme suyu bulmakta zorlandığı ve 50 milyon hektar ekinin (özellikle yaz buğdayının) heba olduğu ya da hasar gördüğü Çin'de şimdiden son yarım yüzyılın en kötü kuraklığı yaşanıyor. IPCC'nin öngörüsüne göre büyüme sezonunun en düşük sıcaklığındaki her 2 derecelik artış, Asya'daki toplam pirinç üretimini yüzde 10 azaltacak.
Ulusal Atmosferik Araştırma Merkezi'nden iklimbilimci Gerald Meehl "Küresel ısınmanın musonları nasıl etkileyeceğini tahmin edemiyoruz" diyor. Hint musonu kara ve deniz arasındaki sıcaklık farkından doğuyor. Yaz aylarında devasa Asya kıtası Hint Okyanusu'ndan daha fazla ısınınca hava kütleleri okyanustan karaya doğru hareket ediyor. Bunlar da şiddetli rüzgârları ve tarımın temel dayanağı olan yağmurları getiriyor. Bazı iklim modellerine göre küresel ısınma, karaları denizden fazla ısıtacağından Hint musonu daha yoğun yaşanacak. 2004'te Hindistan'da 2.200 kişiyi öldüren ve sürekli olarak on binlerce insanın yer değiştirmesine neden olan bu daha güçlü musonlar halihazırda zaten trajik hasarlara yol açıyor. Ayrıca Hint musonları artık tarihsel olarak gerçekleşmesi gereken Haziran sonlarından daha erken vuruyor. Bu yüzden, ekinlerin gelişme döngüsüyle iklim arasındaki uyum sona erebilir. Çin'deyse durum tam tersi. Küresel ısınma tropikal kuşaktaki hava akımlarını etkilediğinden ülkedeki yaz musonları zayıflayabilir.
Bu duruma göre ilkeler, adalet ve tarihsel dengenin sağlanması kuraklık, seller ve kıtlığa baskın çıkıyor. Emin misiniz?
(Begley,Newsweek'in bilim editörüdür.)