Büyük kaçış
"Bunalım" belirli bir bağlamda anlam kazanan bir terim. Ekonomide ağır bir gerilemeden daha büyük bir krizi ifade ediyor. Bunalımı ağır ekonomik durgunluktan ayıran özelliği, felç edici korkusu. Belirsizlik korkusu o kadar büyük olur ki tüketicileri, ticari işletmeleri ve yatırımcıları kaçırır, paniğe sokar. Para biriktirmeye ve umutsuzca harcamalarını kısmaya başlarlar. Hisse senetlerini ve diğer aktif varlıklarını satarlar. Çok büyük bir güven kaybı piyasanın kendi yanlışlarını düzeltme mekanizmalarını (düşük faiz oranları, stok ikmali, ucuz fiyatlar) altüst eden davranışlara neden olur. Oysa bu mekanizmalar genellikle ekonomik durgunluğun derinleşip uzun süreli olmasını, yani bir bunalımı önler.
Romer 1929'u, 2007-2009 ile karşılaştırdığında, bugün başta yaşanan güven kaybının daha öncekine kıyasla çok fazla olduğunu söylüyor. Bu doğru, 1929 Eylül'ünden Aralık'a kadarki sürede hisse fiyatları üçte bir düştü. Fakat o zamanlar daha az sayıda Amerikalı hisse senedi sahibiydi ve fiyatlar yılın başında yükselmişti. Dahası, emlak fiyatları pek düşmemişti. Aralık 1928'den Aralık 1929'a kadarki sürede, toplam hane halkı refah seviyesi sadece yüzde üç düştü. Aralık 2007 ile 2008 arasındaysa hane halkı refah seviyesi yüzde 17 düştü (beş mislinden fazla). Hem hisse senetleri hem de emlak (ki bugün çok daha fazla kişi bunlara sahip) daha fazla değer kaybetti.
Bu yüzden sarsıntı geçirmiş ekonomi bunalımla sonuçlanacak hızlı bir düşüş yaşayabilirdi. Aslında öyle de oldu. Eylül'de Lehman Brothers'ın iflasının yıl dönümünde yatırım bankasını kurtarmanın krizden kaçınmayı sağlamayacağına dair birçok yorum yapıldı. Doğru. Fakat Lehman'ın iflas etmesine izin verilmesi krizi neredeyse kesinlikle daha da kötüleştirdi. Belirsizlikleri arttırarak (Hangi şirket kurtarılacak, piyasadaki toksik varlıkların toplam değeri ne?) normal kaygıları paniğe yol açan anormal korkulara dönüştürdü.
Kredi piyasaları kilitlendiğinde, hisse senedi fiyatları çöktü. Yılın sonlarında Dow Jones Sanayi Endeksi Ortalaması, Lehman öncesi seviyesinden yüzde 23 daha aşağıdaydı ve bir önceki senenin yüzde 34 altındaydı. Finansal panik halkın psikolojini bozdu. Conference Board'un Tüketici Güven Endeksi Eylül'de 61.4, Şubat'ta ise 25.3 idi. Tüketiciler araba, elektrikli ev eşyası ve diğer pahalı ürünleri satın almayı bıraktı. Bu türden "dayanaklı tüketim mallarına" yapılan harcamalar 2008'in üçüncü çeyreğinde yıllık yüzde 12 ve dördüncü çeyrekte de yüzde 20 oranında düştü. Küçük bir gecikmeyle şirketler yatırım projelerini askıya aldı. Yatırım harcamaları dördüncü çeyrekte yüzde 20 ve 2009'un ilk çeyreğinde yüzde 39 düştü.
Romer'ın iddiasına göre hükümetin aldığı tedbirler sayesinde bu büyük düşüşler depresyona yol açmadı. Ürün, hizmetler, emek ve menkul kıymetler piyasaları çoğu kez kendini düzenliyor. Ama kendini besleyen panik, dengeleyici eğilimleri sekteye uğratıyor. Böyle bir durumda yalnızca hükümet ekonomiyi bir bütün olarak koruyabilir. Çünkü bireyler sonuçta bundan zarar görecek olsalar da kendilerini koruma davranışı içine girer.
1930'lu yılların başında hükümetin bu rolünü yerine getirmemesi ekonomik durgunluğu bunalıma dönüştürdü. Uzmanlar bu kez krizin derinleşerek bunalıma dönüşmesini önlemede hangi müdahalelerin -çöken kredi sistemine ABD Merkez Bankası'nın verdiği destek, Sorunlu Varlıklara Destek Programı, banka borçları için verilen garantiler, ekonomiyi canlandırma paketleri ve hangi bankanın ne kadar zorda olduğunu tespit etmeye yönelik uygulanan "stres testi"- en etkili olduğunu tartışacak. Her halükarda bu karmaşık önlemlerin hepsi aynı psikolojik amacı güdüyordu: İnsanlara serbest düşüşün duracağı güvencesi vermek, böylece serbest düşüşü hızlandırabilecek korkuyu frenlemek. Yeniden güven ortamı sağlanmalıydı ki ekonominin normal iyileşme mekanizmaları işleyebilsin. Bu gerçekleşmiş görünüyor. Eylül'de Tüketici Güven Endeksi 53.1'e yükseldi. Konut fiyatlarındaki düşüş bitti. ABD'deki Case-Shiller endeksine göre fiyatlar üç aydır yükselişte.
Fakat bu güven artışı iyimserlik anlamına gelmiyor. İnsanlar üzerindeki korkuyu attı. Tüketici Güven Endeksi hâlâ düşük ve endeksteki artış Amerikalıların bugüne ilişkin değerlendirmeleri sonucu değil, gelecekteki ekonomik şartları dikkate almaları sonucu gerçekleşti. Yüzde 9.8'lik işsizlik oranı çok yüksek. Ne derece etkin bir ekonomik iyileşmenin söz konusu olduğu belli değil. Şu anki durumun 1930'ları hatırlatan bir yanı var. Ekonomi 1933'de dibe vurmuş olmasına rağmen bunalım İkinci Dünya Savaşı'na kadar sürdü. Hükümetin bazı politikaları ekonominin düzelmesine yardımcı olurken, bazıları ise ekonomik iyileşmenin önünde bir engel teşkil etti. Bugünün iyi haberi, kötü haberin daha da kötüleşmediği.




















