Yenilesek mi, yenilemesek mi?

Yenilenebilir enerji, Türkiye için gereksiz ve maliyetli mi? Yeni bir rapor aksini söylüyor.
Cheryl Ravelo (Reuters)

Ekim 2004'te iş dünyasından bir grup, o dönem Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı olan Ali Babacan'ı ziyaret etti. Niyetleri rüzgâr, jeotermal, güneş, nehir tipi hidrolik enerji alanlarında yatırım yapmaktı. Ama Babacan'ın yanıtı hepsi için sürpriz oldu. "Amerika'da Shell ve BP gibi şirketlerin ve Amerikan Enerji Ajansı'nın başkanlarıyla görüştüm. Yenilenebilir enerji gereksiz, dediler."

Aradan beş yıl geçti. Babacan, bu beş yılın yaklaşık üçünde (Mayıs 2005 ile Ocak 2008 arası) Devlet Bakanlığı'nın yanı sıra Avrupa Birliği (AB) ile tam üyelik görüşmelerini yürütmek üzere Başmüzakereci olarak görev yaptı. Ardından bir buçuk yıl Dışişleri Bakanlığı görevini yürüttü. Mayıs 2009'da, yeniden Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı oldu. Hükümetin yerli ve yenilenebilir enerjiye destek amacıyla hazırladığı Yenilenebilir Enerji Kanun Tasarısı'nın, birkaç ay önce tam da Meclis'te görüşüleceği hafta Babacan'ın karşı çıkmasıyla geri çekildiğini düşünürsek, Bakan'ın cephesinde değişen bir şey yok. Halen, yenilenebilir enerji kaynaklarının dünyada önemli bir yer tutmadığını (ve 2020'ye kadar da tutmayacağını), cari açığı arttıracağını ve kamuya mali yük getireceğini savunuyor.

AB ise 2020 yılında, üye ülkelerde üretilen brüt enerjinin yüzde 12'sinin ve elek-trik enerjisinin yüzde 22'sinin yenilenebilir kaynaklardan üretilmesini hedefliyor. Önümüzdeki günlerde çevre örgütü Greenpeace ve Avrupa Yenilenebilir Enerji Birliği'nin (EREC) ortak imzasıyla açıklanacak "Enerji Devrimi" raporu da, Babacan'ın tezinin aksini iddia ediyor. Rapor, nüfus ve ekonomik gelişme parametrelerinin olağan akışta süreceğini baz alarak, 2050 yılı Türkiye'sinin muhtemel enerji resmine dair iki senaryo içeriyor: Mevcut enerji politikalarıyla 2050'ye kadar enerji talebi ve sera gazı salımlarındaki artış kontrol edilemez hale gelecek. Bu da Türkiye'nin önüne bugün tahmin edilenden ağır bir maliyet çıkarabilir... Rapordaki ikinci senaryodaysa "yenilenebilir enerji kaynaklarını destekleyen politikalar hayata geçirilirse, 2050'de Türkiye'de rüzgâr türbinleri, fotovoltaik güneş panelleri, biokütle santralleri gibi teknolojilerin öncelikli enerji üretim araçları içerisinde yerini alması ve ülkenin ihtiyaç duyacağı enerjinin yüzde 60'a yakınını karşılaması mümkün" deniyor. Üstelik bu, ekonomik büyüme devam ederken sera gazı salımlarını belirgin biçimde düşürebilir.

Türkiye, sera gazı salımlarını sınırlamayı hedefleyen Kyoto sözleşmesini bu yılın başında imzaladı. Kyoto, gelişmiş ülkelerin, yıllık sera gazı salımlarını 2012'ye kadar 1990 yılı seviyesinin en az yüzde 5 altına çekmelerini öngörüyor. Türkiye için henüz bir yükümlülük söz konusu değil. Çünkü gelişmekte olan ayrıcalıklı ülke kategorisinde değerlendiriliyor. Ama bu durum sonsuza kadar sürmeyecek. 2012'den sonra, Türkiye'nin de sera gazı salımlarını azaltması gerekecek ve o tarihten sonra kotasının üstünde üreteceği her bir birim karbonun kendisine bir maliyeti olacak. O kota ise Aralık ayında Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Toplantısı'nda belirlenecek. Türkiye, sıkı bir pazarlığın dönmesi beklenen bu toplantıya, 2020'ye kadar toplam sera gazı salımı artışını yüzde 11 azaltma vaadiyle gitmeyi planlıyor.
Enerji Devrimi raporuna göre, yenilenebilir enerji politikaları hayata geçirilirse, Türkiye 2020'ye kadar sera gazı salımındaki artışı 1990 seviyesine göre yüzde 145 ile sınırlı tutabilecek. Aksi takdirde, bugünkü politikalarla bu oran yüzde 218 olacak. Türkiye'de bugün yıllık 3 ton olan kişi başı salımın, mevcut politikaların devam etmesi halinde 2050'de 6 tona çıkacağı ama yenilenebilir enerji politikalarıyla bu oranın da 1.1 tona ineceği savunuluyor raporda.

1990 yılından bu yana hızlı ekonomik büyüme, plansız bir enerji politikasıyla birleşince Türkiye giderek petrol, doğalgaz, kömür gibi fosil yakıtların bağımlısı haline geldi. Uluslararası Enerji Ajansı'nın 2008 verilerine göre şu anda birincil enerji arzının yüzde 78'ini ithal ediyor. Yani halihazırda enerji, hem endüstriyel üretimde hem de bireysel kullanımda en pahalı kalemlerden biri. Rapor ise, bu enerji bağımlılığının ileride daha büyük mali yükümlülükler getireceğini ve Türkiye'de ciddi potansiyele sahip yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji üretimindeki payının artmasının sadece çevre açısından değil ekonomide de iyi getirileri olabileceğini iddia ediyor. Rapora göre, elektrik üretim sektörünün geleceği de yenilenebilir elektrik oranının artışına bağlı. Hatta rapordaki bir iddia da 2050 yılında Türkiye'de elektriğin yüzde 84'ünün yenilenebilir enerjiden karşılanabileceği yönünde.

Türkiye'nin, eğer tam üyelik hedefi varsa AB'ye enerji ve çevre konusunda da kendini uydurması gerekiyor. Babacan ise, "Avrupa'da hükümetler, yenilenebilir kaynaklara teşvikleri çevrecilere sus payı diye veriyor. Bizi AB'ye alacakları tarihten bir gün önce, bu kanunları çıkartırız" diyor. Babacan haklı olsa bile, çevrenin kabahati yok.

sayı: 53

Yorumlar
Member Comments

 
 
 

Geçen Temmuz'a kadar Rusya Devlet Başkanı'nın insan hakları danışmanlığını yapan Ella Pamfilova'yla röportaj...

 
 

Hosted Villas'taki köşkümde yüzme havuzu, iki teras, çatıda güneşlenme alanı, gül bahçesi ve ayrıca konsiyerj ve şoför bulunuyor. ...

 
The Peek
 
 

Film, coplarla dövülen, göz yaşartıcı gaza maruz kalan silahsız Filistinli protestocuları gösteriyor.

 
 
 
 

Neden artık tam demokrasi içinde yerini almalı? Ve neden askerler kadar siviller de bu konuda dersine çalışmalı?