Manşet Haberi
Manşet Haberi
Galeri

Frankenstein aşkları hâlâ canlı

Kitabın yeni baskısında Percy ve Mary arasındaki tuhaf yakınlık gözler önüne seriliyor.

Yağmurlu bir havada şimşekler çakarken vakit geçirmek için oynanan bir oyunla başladı her şey. Temmuz 1816'da İsviçre'ye giden, rekabetçi, sevgi dolu ve bir o kadar da edebiyata düşkün küçük bir grup genç en iyi hayalet hikâyesini yazmak üzere aralarında bir yarışma düzenledi. O sıralar henüz 18 yaşında olan Mary Wollstonecraft Godwin'in ilk anda aklına hiçbir şey gelmemişti. Sonra bir kabus gördü; rüyasında, parlayan sarı gözleri olan bir ceset yürüyordu. Ertesi gün arkadaşlarına kafasında bir hikâye kurgusu olduğunu söyledi. İşte Frankenstein böyle doğdu.

İki yıl sonra Frankenstein ya da diğer adıyla Çağdaş Prometheus imzasız olarak yayımlandı. Okuyucular hemen yazarın kim olduğunu merak etti. Bazıları yazarın romana önsöz yazan şair Percy Shelley olduğunu düşündü. Kitabı yazanın Percy'nin eşi Mary Shelley (evet evlenmişlerdi) olduğunu bilenlerse şaşkındı. Mary sonraları insanların kendisine devamlı "O kadar gençken nasıl böyle korkunç bir fikri zihninde tasarlayıp sonra da yazabildiğini" sorduğunu söyledi. Mary kitabın 1831'de basılan gözden geçirilmiş baskısına yazdığı önsözde, gotik hayalet hikâyesi yarışmasını anlatıyordu. (O grubun diğer üyeleriyse Percy, Lord Byron, John Polidori ile Mary'nin üvey kız kardeşi Claire idi.) Ayrıca "romanda anlatılan olay ve duyguların hiçbirinde Percy'nin katkısı yoktu" ama Mary romanı yazarken Percy'den cesaret almıştı.

Yine de Mary'nin romanı yalnız yazıp yazmadığı tartışması hiç bitmeyecek. Cevap önemli. Sadece Frankenstein'ı bir zamanlar para için yazılan bir kitap olarak gören akademisyenler şimdi onu bilim kurgunun öncüsü, romantizm akımının muazzam bir eseri ve cinsiyet araştırmalarında dönüm noktası niteliği taşıyan bir metin olarak gördüğü için değil. Cevap önemli çünkü Frankenstein yapayalnız yaşamanın ve çalışmanın sonuçlarını çok güzel keşfediyor. Ölü vücudu tekrar canlandırmak

için kendini tecrit eden Victor Frankenstein yaratığını yalnızlığa mahkum ediyor. İntikam olarak yaratık da ona aynısını yapıyor. Yalnızlık her ikisini de canavara dönüştürüyor.

Romantizm akımının bu bağımsız kahramanının gelişimini çok az kişi Percy Shelley kadar desteklemiştir. Ama anlaşılan, o da sadece titiz bir yol arkadaşıydı. Mary'nin orijinal taslaklarını inceleyen Shelley uzmanı Charles E. Robinson, Percy'nin Frankenstein'a katkılarını teşhis etti ve 1996'da uzmanlara yönelik hazırlanan Mary'nin defterlerinin yeni baskısının editörlüğünü yaptı. Şimdilerde de Mary Shelley'nin (Percy Shelley ile birlikte) yazdığı Orijinal Frankenstein ya da Modern Prometheus'u yayımladı. Yeni kitabın ilk bölümünde, Percy'nin elinin değdiği yerlere yer verilirken, ikinci bölümde tek başına Mary'nin sesi duyuluyor. "Romanı esasen Mary Shelley tasarladı ve yazdı" diyor Robinson önsözde, ancak toplam 72 bin kelimenin "en az" 4-5 binini Percy'nin yazdığını tahmin ediyor. Percy'nin düzeltmelerinin çoğu minik şeyler ve düzeltmelerin bazıları iyi, bazılarıysa kötü. Percy, Mary'nin cümlelerindeki paralel yapıları düzeltmiş olabilir; ama aynı zamanda Mary'nin daha direkt olan hikâye dilini de bozmuş. Örneğin, metindeki "küçüklük" kelimesi "minnacıklık"a dönüştü. "Umudumu yitirmedim" cümlesi ise "Sonunda başaracağımdan hiç şüphem yoktu" oldu. Frankenstein'da abartı unsurları zaten vardı; Percy hikâyeyi daha da abartılı hale getirdi.

Ancak, Percy romanın en duygusal yerlerinde de yardım etti: Canavarın yaratıcısından şefkat dilenişi. "Benim senin tarafından yaratılmış bir varlık -Senin Adem'in- ya da daha doğrusu cennetten kovulmuş bir melek olduğumu unutma. Her yerde mutluluk görmeme rağmen, yalnız ben sonsuza dek perişan halde yaşamaya devam edeceğim" diye yazmıştı Mary. Percy ise metni şöyle değiştirdi: "Benim cennetten kovulmuş bir melekten çok senin yarattığın bir canlı olduğumu unutma -Ben senin Adem'in olmalıydım-; ve hiçbir günahım olmadığı halde mutlu olmaktan senin tarafından mahrum edildim. Her yerde mutluluk var, ama sadece ben bu mutluluktan sonsuza dek mahrumum." Percy, Mary'nin ifadelerinin gerisindeki manayı kavradı ve o manayı yüzeye çıkardı. "Ben senin Adem'in olmalıydım" der yaratık, fakat daha eşi bile yaratılmadan yaratıcısı onu reddetmişti. Yaratık gayri insani bir varlık değil, çünkü bir ameliyat masasında dünyaya getirildi. Öte yandan gayri insani, çünkü tek başına.

Mary Shelley yalnızlığın ve terk edilmişliğin ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. Kadın Haklarının Savunusu (A Vindication of the Rights of Women) kitabının yazarı, annesi Mary Wollstonecraft doğumu sırasında hayatını kaybetmişti. Üvey annesi içinse "düşüncesi bile tüylerimi ürperten bir kadın" diye yazacaktı Mary. 16 yaşındayken Percy Shelley'e aşık oldu. Aristokrat bir aileden gelen, bu ateist ve isyankar adamla kaçtı. Percy'nin zaten bir karısı vardı; 2 yaşındaki kızının annesi Harriet o sırada hamileydi.

Frankenstein'ı yazdığı dönemde hayatı genellikle karmaşa içindeydi. 1816 yılının yazında Percy yine alacaklılarından kaçıyordu. Mary'nin üvey kız kardeşi Claire artık kendisinden sıkılmış olan Byron'dan hamileydi. Ekim ayında Mary'nin baba bir anne ayrı kız kardeşi Fanny intihar etti; ertesi ay Percy'nin eşi Harriet Hyde Park'taki göle atlayarak intihar etti. Aralık sonlarında Mary, Percy ile evlendi ve çok geçmeden de hamile kaldı. Bu, üç yıl içinde üçüncü hamileliğiydi. Muhakkak ki, kafası hamilelik ve anneliğin yüklediği sorumluluklarla fazlasıyla meşguldü. Hiç şüphesiz, ihmal edildiğini de düşünüyordu.

Bilime büyük ilgi duyduğunu biliyoruz. Kitabının 1831'deki baskısına yazdığı önsözde, Mary yeni bilimsel deneyler üzerine Percy, Byron ve Polidori'nin yaptığı sohbetleri anlatır. Babasının kimya üzerine verdiği halka açık konferansları dinlemeye gider, Percy ile bilim alanındaki yeni fikirleri tartışırdı. Gençliğinden beri deneylere meraklı olan Percy'nin patlayıcılara ayrı bir ilgisi vardı. Frankenstein genellikle bilimsel araştırmanın yol açabileceği tehlikelere dair ibretlik bir hikâye olarak görülür; çünkü film ve sahne uyarlamalarının çoğunda bilim insanı sadist bir manyak, eseri de aptal ve hayvani bir yaratık olarak resmediliyor. Romansa çok daha karmaşık. Harika bir Percy Shelley biyografisi de yazmış olan Richard Holmes'un yeni çıkan The Age of Wonder (Harikalar Çağı) isimli kitabında ortaya koyduğu üzere Romantikler bilimi reddetmemişti. Bu konuda net bir tavırları yoktu. Romantik sanatçılar ve bilim insanlarının ortak özelliği gerçeğin peşinde olmalarıydı ve her iki grubun da tavrının arkasında yatan şey meraktı. Frankenstein'ın Percy Shelley'nin birtakım özelliklerini taşıması tesadüfi değil. Frankenstein dönemin tanınmış bilim adamlarının bir bileşimi olmasının yanı sıra, bir tür sanatçıydı. Ancak, Holmes'un kitabın Frankenstein ile ilgili bölümünde gösterdiği gibi, Mary de insanların bilimsel araştırmalar konusundaki kaygılarının farkındaydı: İnsan eğer doğayı bir makine gibi istediği biçimde kullanabilecekse, ruh ne olacak? Hikâyenin bir yarısı kimya ve biyolojiyse diğer yarısıysa insan olabilir. Frankenstein bölünmüş bir benlik, akıl ve duygular, doğa ve medeniyet arasında bir tartışma. Frankenstein'ın radikal önerisi, bu anlaşmazlığın giderilmesi için Tanrı'ya ihtiyaç olmadığı; insana gereken tek şeyin sadakat ve sevgi olduğu şeklinde.
Yıllar sonra Mary, Frankenstein için "mutlu günlerin ürünü" diyecekti. Hayatındaki bütün kargaşa düşünüldüğünde, insan bunu geçmişteki mutlu günlere duyulan bir özlem olarak görme eğilimi taşıyor. Orijinal Frankenstein Mary'e inanmamızı da kolaylaştırıyor: Robinson'un metnindeki italik olarak işaretlenen düzenlemeler Percy ve Mary arasındaki gerçek ve tuhaf biçimde duygusal dostluğun göstergesi. Kitabın yapraklarını inceleyen Robinson, Mary'nin romanı yazdığı defterlerin iki aşık arasında gidip geldiği sonucuna varıyor. Mary kitabını Frankentein'ın canavarını hatırlatacak şekilde "çirkin evlat" olarak adlandırmış olabilir, ama Victor Frankenstein'ın aksine, Mary kitabı yaratmak için kendini tecrit etmemişti. Çok geçmeden "mutlu günleri" bitmişti; 25 yaşına geldiğinde dört çocuğundan üçü ve kocası ölmüştü. Ancak, Frankenstein'ı yazdığında Percy de, o da tek başına değildi. Şairin biyografisini kaleme aldığı Shelley: The Pursuit isimli eserinde Holmes, "cennetten kovulan melek" monoloğunda Mary'nin, gelecek yıllarda Shelley'nin şiirinde hakim tema olarak yer alacak konuyu olağanüstü bir sezgiyle dile getirdiğine dikkat çekiyor. Belki de bu bir önsezi değildi. Tıpkı aşk gibi, etkilenme de iki yönlü işliyor.

sayı: 55

Yorumlar
Member Comments

 

Ordu'da özgün şehir dokusu ve çevrenin korunması için mücadele eden Enis Ayar, "İki ünlü mimar sırf rant uğruna Ordu'nun en kötü iki binasını yapmış" diyor. ...

 
 

Anaokulu çocuğunuzun birey olarak topluma karıştığı ilk ortam. Sürecin seyri ise sizin elinizde.

 
The Peek
 
 

Eyyvah Eyvah; "Türkler ne olsa" parodileriyle, ergen esprilerinden yılmış komedi severlere hitap ediyor. Ama onların sayısı da 1 milyon bile değilmiş. ...

 
 
 
 

Geleneksel "ABD 'soykırım' diyecek mi" dönemi başladı. Bunun baş mimarları ve Türkiye'nin uluslararası alanda en çok çekindiği insanlarla tanışmanın da vaktidir. ...