Kürt sorununda kritik dönemeç
Türkiye'nin geçmişi epey eskiye uzanan ve çatışmalarla dolu Kürt meselesi, geçen haftalarda sıradan Kürt ve Türkler'in sokaklarda kavga etmeye başlamasıyla yeni ve tehlikeli bir evreye girdi. Bu pek de yeni bir gelişmeymiş gibi görünmese de, öyle. Ankara ve PKK arasındaki çatışmalar 1980'lerden bu yana devam ediyorsa da, mücadele asla Türk vatandaşları arasında yaşanan kişisel bir şiddet boyutuna varmamıştı. Sıradan Türk vatandaşları asla öfkelerini Kürtler'den çıkarmaya kalkışmadı, ne de Kürtler Türk komşularına saldırdı. Mücadele ideolojik ve siyasiydi, etnik değil.
Ama artık öyle değil. Son yaşanan olayda Mersin'de lise öğrencileri arasındaki tartışma 200'den fazla kişinin karıştığı bir meydan kavgasına dönüştü. Son dönemde halktan kalabalıkların bir diğer etnik gruba mensup kişilerin üzerine yürüdüğü tehlikeli olaylar da yaşandı. Gidişat tehlikeli: Eğer ortalama Türk ve Kürtler birbirlerini öldürmeye başlarsa, ülke çatlayabilir.
Ama Türkiye hâlâ felaketin eşiğinden dönebilir. Bunun nasıl sağlanabileceğini anlamak için önce şiddetin kökeninin incelenmesi gerekir. Her şey "Kürt açılımı" ile başladı. İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP), Kürtler'le uzun zamandır içten içe kaynayan gerginlikleri gidermek amacıyla geçen sonbaharda başlattığı açılım çerçevesinde Kürtler'e, aralarında çift dilli öğretimin de (Kürtler şu anda zaten Kürtçe özel okul ve basın yayın organı işletmek gibi kültürel haklara sahip) yer aldığı geniş haklar verilmesini içeriyor. Açılım, Kürtler'in ayrı bir siyasi topluluk olarak tanınmasını da öngörüyor.
PKK mensuplarına aynı zamanda gayri resmi bir af sözü de verildi. Ama bu yaklaşım geri tepti. Ülkeye dönüşüne izin verilen PKK'lılar 19 Ekim'de ülkenin güneydoğusundaki Diyarbakır şehrinde bir zafer mitingi düzenleyerek, Türkiye'ye aftan yararlanmak için değil, PKK'yı temsil etmeyi sürdürmek üzere döndüklerini açıkladı. Bu PKK mensupları hem eskiden yaptıkları konusunda hiçbir pişmanlık duymadıklarını ifade etti hem de Türk hükümetinden ilave taleplerde bulundu.
Bu tip gösteriler ile PKK'lı eski teröristlerin ellerini kollarını sallayarak serbestçe dolaşması bugüne kadar PKK terörü yüzünden 30 binin üzerinde insanını kaybetmiş bir ülkede kanayan yaraya parmak bastı. İş şiddete vardı. Akabinde hükümet geri adım attı ve daha fazla sayıda PKK mensubunun ülkeye geri dönüşünün sağlanması planını erteledi. Ama PKK yanlısı gösteriler sürdü. Türkiye'nin Anayasa Mahkemesi Kürt milliyetçisi ve PKK yanlısı Demokratik Toplum Partisi'ni kapattı ve bugün etnik şiddet hâlâ canlı.
AKP şimdi başarısızlığa uğrayan manevrasının bedelini ödüyor. 2002'de iktidara geldiğinden bu yana AKP kendisine yönelik bütün muhalefeti akıllıca alt etti ve güçlü bir destek sağladı. Kürt açılımının başarısızlığı partinin uğradığı ilk ciddi başarısızlık oldu. Bunun sonucunda kamuoyu anketlerinde AKP halihazırda oy kaybetmeye başladı. Türk toplumunun çoğunluğunun desteğini yeniden kazanabilmek adına AKP son dönemde milliyetçi yüzünü öne çıkardı. Ama bu strateji işe yaramayacak. Çünkü partinin, önemli bir seçmen kitlesini oluşturan Kürtler'i de sistemin içinde tutması gerekiyor.
Ancak, bir çıkış yolu var. Şimdiye kadar AKP, Kürtler'i Türk olmayan Müslüman diğer etnik gruplardan daha ayrıcalıklı hale getirecek biçimde onlara kollektif haklar vermeye çalışarak Kürt meselesini çözmeye çalıştı ve bunu da daha geniş bir toplumsal uzlaşı arayışına girmeden yaptı. Oysa ülke çapında bir tartışma başlatarak böyle bir uzlaşının yolunu aralayabilirdi. Bu yaklaşım Türk toplumunda öfke yaratmaktan başka bir işe yaramadı. Bu meseleye çözüm bulmak için, AKP sokaktaki adamı ülkenin Kürt meselesini çözmek zorunda olduğunu ikna edebilmek için çok daha fazla çaba sarf etmeli. AKP aynı zamanda bütün Türk vatandaşlarının hak ve özgürlüklerini genişletmek üzere -mesela ifade özgürlüğünü güçlendirerek- bir girişim başlatmalı. Bir gruba özel haklar vermek hatadır.
Bu türden yeni bir stratejinin sunacağı bir başka avantaj da, sıklıkla Ankara'yı Kürtler'e yönelik tavrı nedeniyle eleştiren Avupa Birliği'nin desteğini alabilecek olması. İktidardaki ilk yıllarında AKP, AB üyeliği için büyük gayret sarf ettiyse de, parti 2005'te Brüksel'de muhalefetle karşılaşmasının ardından AB sürecine yönelik ilgisini kaybetti. AKP'nin, o ilk günlerindeki gibi liberal, AB taraftarı tavrına ve demokratikleşme sözlerine yeniden sahip çıkmasının vakti geldi de geçiyor. Bu, sadece AKP için değil, Türkiye'nin şiddet ortamından kurtulması adına da önemli bir adım.
(Çağaptay, Washington Yakındoğu Araştırmaları Enstitüsü'nde kıdemli uzman, Türkiye'de İslam, Laiklik ve Milliyetçilik: Türk Kimdir? (2006) isimli kitabın yazarı.)




















