"Kürdistan" diyen "darbeci"

Emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın, kendi ağzından iki farklı portresi.
Savaş Ilgaz (AA)

Onca soruya yanıt vermiş olmasına rağmen, saatler sonra bile röportaja yeni başlamışız gibi rahattı. O güne dek görüştüğüm askerler içinde belki de en net, en sektirmeden ve şeklen en düzgün cümlelerle konuşandı. Söylemekten çekindiği ya da önce tartma ihtiyacı hissettiği bir şey yok gibiydi. Aksine, vurguyu arttırmak için mimiklerini de kusursuz kullanıyordu. "Hilmi Özkök'ün dürüstlüğüne ve zekâsına yürekten inanıyordum. İnanmadığım, karizması ve komuta etmedeki duruşuydu. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarına karşı tavrı eksik kalıyordu ve bunu kendisine de söyledik" dedi. Özkök'ün ne yanıt verdiğini sordum, gülümsedi: "Bana, 'Sen konuşuyorsun ya', dedi."

Bu diyalog, Taraf Gazetesi'nin geçen hafta ortaya attığı "Balyoz" adlı darbe senaryosunu planladığı iddiasıyla şimdilerde gündemin bir numaralı ismi olan emekli Orgeneral Çetin Doğan ile aramda, yaklaşık üç yıl önce geçti. Görevdeyken, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'e ve Özkök'ün de kendisine yaklaşımını, 2006'nın Aralık ayındaki röportajımızda böyle anlatıyordu Doğan. Henüz ortalıklarda ne Ergenekon soruşturması vardı, ne de Doğan'ın kendisi. 28 Şubat 1997'deki post-modern darbenin kilit isimlerinden olan (Genelkurmay'da Harekât Başkanı idi), Batı Çalışma Grubu'nun Başkanlığı'nı yapan Doğan, 2003'te 1. Ordu Komutanlığı'ndan emekli olduktan sonra üç yıl tam bir sessizliğe bürünmüştü. Bir sürü sır barındırıyordu, hakkında birçok iddia vardı, ama ne olursa olsun asla konuşmuyor, röportaj vermiyordu. Kâh İstanbul'daydı, kâh Ankara'da, kâh Kazakistan'da (10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından Astana'daki Ahmet Yesevi Üniversitesi'nin Mütevelli Heyet Başkanlığı'na atanmıştı.)

Kendisiyle hiç karşılaşmamıştım. Ne ben onu tanıyordum, ne de o beni. Önce, basına konuşmak istemediğini söyleyip geri çevirdi, ama haftalar süren inadımın ardından kabul etti. Yoğunluğu nedeniyle aralıklarla üç güne yaydığımız, içerik nedeniyle de bazen gerildiği uzun bir söyleşi yaptık. Ama tüm bu süreçte, Trabzonlu Çetin Doğan da, Egeli eşi Nilgün Hanım da, bana karşı fazlasıyla naziktiler.

Görüşme boyu her açıdan ilginç bir portre çizmişti Doğan. "Türk ulusuna hayır getirmiyor. Spekülasyonu bile hoş değil" dediği askeri darbelere karşıydı (27 Mayıs 1960 müdahalesini ayrı tutuyordu), ama söz siyasal İslam'a ya da AK Parti'ye gelince, demokrasilerin "sandıkla gelen sandıkla gider" kuralını bazen unutuyor ve çoğunlukla takındığı demokrat üslup askeri vesayet diline kayıyordu. "Toplumun her kesiminin, elindeki 'olanak' ve 'seçeneklere' uygun çare arayacağından kimse kuşku duymamalıydı." Yani darbeye karşıydı ama o kadar da karşı değildi. "Herkes darbeyi meşru bir zemin içinde hareket ederek önlesin" deyip, seçilmişlerin meşruiyetini sorgularken darbenin meşruiyetinden sual etmeyerek bir çifte standart izlenimi verebiliyordu. Milli Görüş geleneğinden gelen AK Parti'den (Milli Görüş gömleğini çıkardıklarını söyleseler dahi) hazzetmediği aşikârdı. "Erdoğan akıllı adamdır, Çankaya'ya çıkmaz" derken Başbakan Tayyip Erdoğan'a çatıyor gibiydi. Cumhurbaşkanlığı için ismi geçenlerin türbanlı eşlerinden bahsederken ise, "Çankaya'ya ninja kılıklı insanların yerleşmesi demokrasiye yakışıyor da, komutanların konuşması mı demokrasi dışı" diyerek nezaketi bir kenara bırakabiliyordu.

Zaten Sezer'in Doğan'ı Ahmet Yesevi Üniversitesi'nin başına getirmesinin nedeninin de, türban konusundaki hassasiyet olduğu söyleniyordu. Türkiye'de üniversiteye gidemeyen başörtülü öğrenciler, Yesevi Üniversitesi'ne yönelmişti. Üniversite, kurulduğu 1992'den beri başörtülü öğrenci kabul ediyordu. Doğan, göreve başladığı 2006'da bu uygulamaya son verdi, kapılar türbanlı öğrencilere kapandı. "Bu bir sınır ötesi balans ayarı mıydı" soruma "Evet" diyordu Doğan, "orada garip şeyler oluyordu. ÖSS dışında, adaylara 'Genel Türk Kültürü' gibi sınavlarla 'Ayet-el Kürsi biliyor musunuz' gibi sorular soruluyordu." Doğan, Yesevi Üniversitesi'ni bir yıl kadar yönetti ancak Sezer'den sonraki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından görevden alındı.

Doğan, Genelkurmay Başkanlığı sırasında AK Parti iktidarına karşı pasif kaldığı gerekçesiyle Hilmi Özkök'e olan tepkisini gizlemiyordu. Doğan'a göre, Özkök ordu içinde bir yerlere gelmeliydi, "ama orası Genelkurmay Başkanlığı mı olmalıydı," o tartışılırdı. "Muhafazakâr bir kişiliğe sahip Özkök'ü Genelkurmay Başkanlığı'na belli rüzgârların getirdiğini" savunuyordu. "Özkök ibadetlerini yerine getirmeye çalışır ama gerici değildir. Onu bir tarikat ya da cemaatle aynı kefeye koymam. Hükümetin politik emellerine hizmet edeceğini de sanmam" diyerek, eski üstünün hakkını da kendince kısmen teslim ediyordu.

28 Şubat sürecinin de arkasındaydı. Demokrat bir müdahale olduğunu iddia ediyordu. Sebebiyet verdikleri kimi hataların nedenini ise darbe sevdalısı sivillere bağlıyordu. "Çünkü o dönem, seçimle iktidara gelemeyen ya da gelemeyecek bazı siviller dosyayı koltuğunun altına koyup Genelkurmay'ın kapısını çalıyordu. Askerin etrafında askerden çok siviller geziniyordu." Röportaj sırasında dikkatimi çeken 'mimiklerle vurguya' 28 Şubat'ta da başvurduğunu ise yine Doğan'ın şu cümleleriyle öğrendim: "Genelkurmay'da brifing için gazetecileri topladık. Havayı rahatlatmak için kaşlarımı mahsustan çattım, devletin bölünmez bütünlüğünü korumak sadece askerin değil, bütün yurttaşların görevidir' dedim. Ertesi gün birçok gazeteci bize hak verdiğini gösterir şekilde, 'Demokrat olmak için ille de sivil elbise giymek gerekmiyormuş' diye yazdı."

Ama doğrusu, cami bombalama ve Yunanistan ile savaş çıkarmayı içeren, bugüne kadarki en ürkütücü darbe planı 'Balyoz'un altına imza atabilecek kadar akıl tutulmasına düşecek bir karakter de çizmiyordu. Hatta başka netameli konularda, söylemi şaşırtıcı derecede değişiyordu. Mesela muvazzaf ya da emekli, çoğu subayın ağza almaktan imtina ettiği "Kürdistan" ifadesini hiç çekinmeden kullanacak, hatta yer yer savunacak kadar genişti. Hem ordunun hem siyasetçilerin Kürt sorununa yıllarca askeri bakış açıları ve çözüm arayışları düşünüldüğünde, neredeyse taban tabana zıttı Doğan'ın söylemleri.

"Vatanseverliği tekelinde görmeyeceksin. Ülkeyi ancak biz kurtarırız, deyip üniformalılar dışındakileri silip atıyorsanız, vatan çoktan kaybolmuştur" diye kimi meslektaşlarını sert şekilde eleştiriyordu. Kürtleri de, Irak'ın kuzeyinde bir Kürt devletini de tehdit görmüyordu. "Kürtler'in demokratik özgürlüklere sahip yaşaması önemli... Kürdistan lafından ürkmek de yersiz. Coğrafi bir isim" diyordu. Televizyonlarda boy gösteren pek çok emekli asker Türk Ordusu'nun Irak'ın kuzeyine girmesi gerektiğini neredeyse bir koro halinde dillendirirken, Doğan Türkiye'nin emperyal bir güç olmadığını, Iraklı Kürtler'e tavır almanın Güneydoğu'daki Kürtler'i incitebileceğini, "Musul ve Kerkük'ün Misak-ı Milli sınırları dışında kaldığını ve Türkiye'nin bir toprak talebi olamayacağını" söylüyordu. Kendini, Irak'ın kuzeyinde PKK'ya karşı birlikte savaştığı, hatta birlikte hava indirme harekâtı yaptığı Federe Kürt Hükümeti Başkanı Mesut Barzani ve Iraklı Kürtler ile akraba sayıyordu. "Kürtler'le yakın ilişkim çok kişiye aykırı gelebilir ama düşüncülerim hiç değişmedi" diyordu. Doğan'a göre, Irak ile ilgili ille bir şeyden endişelenilecekse, "İran benzeri bir İslami rejimin ülkeye hâkim olma ihtimali önemsenmeliydi."

2002 yılında, Sezen Aksu'nun Kürtçe, Ermenice ve Yunanca şarkılar söylediği konseri 30 Ağustos Zafer Bayramı'na denk gelince ve halen Ergenekon davası kapsamında yargılanan dönemin Ege Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon buna kızınca, "Tatbikattaydım, o yüzden konsere gidemedim. Burada olsaydım, o konsere mutlaka giderdim. Bunları aşmalıyız. Kanunun müsaade ettiği bir konsere Türk Silahlı Kuvvetleri tavır koyar mı" diyerek Aksu'ya arka çıkan da yine dönemin 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan'dı.

Doğan, şimdi 'Balyoz' ile gündemde. Genelkurmay Başkanlığı bu tip senaryoların rutin olduğunu açıkladı ama cami bombalama ya da jet düşürme iddialarını reddetti. Söz yargıda. Ancak şu kesin, Ergenekon ve darbe soruşturmalarında yanıtları aranan sorular gün geçtikçe çözüleceğine, aksine giderek daha karmaşıklaşıyor. Örnek mi? Doğan yıllardır Maya Dergisi'nde yazıyor. 32 yıllık dergi, ulusalcı bir çizgide ve bir süre önce, halen Ergenekon davası kapsamında yargılanan emekli Orgeneral Şener Eruygur'un yazıları da yer alıyordu. Eruygur'un -önümüzdeki süreçte belki Doğan'ın da- yargılanmasına neden olacak birçok özel haber ise Taraf Gazetesi'nde genellikle Mehmet Baransu imzasıyla yayınlandı. Ama her nasılsa, Maya Dergisi'nin internet sayfasında "Dünden Bugüne Maya'cılar" bölümünde, "darbeci" olmakla itham edilen Doğan ve Eruygur ile darbe teşebbüslerini ortaya çıkaran muhabir Baransu'nun isimleri, dergiye emeği geçenler olarak aynı listede anılıyor. Tesadüfe bak.

sayı: 66

Yorumlar
Member Comments

 
 
 

Geçen Temmuz'a kadar Rusya Devlet Başkanı'nın insan hakları danışmanlığını yapan Ella Pamfilova'yla röportaj...

 
 

Hosted Villas'taki köşkümde yüzme havuzu, iki teras, çatıda güneşlenme alanı, gül bahçesi ve ayrıca konsiyerj ve şoför bulunuyor. ...

 
The Peek
 
 

Film, coplarla dövülen, göz yaşartıcı gaza maruz kalan silahsız Filistinli protestocuları gösteriyor.

 
 
 
 

Neden artık tam demokrasi içinde yerini almalı? Ve neden askerler kadar siviller de bu konuda dersine çalışmalı?