Taliban'ın gövde gösterisi
- Diğer Dünya Haberleri
- El Kaide kamplarındaki Türkler
- 15 Eylül
- İlişkili Haberler
- Afganları Afganlardan Afganlar kurtarabilir mi?
- Zekice bir Peştun oyunu
- Afgan çıkmazı
- AfPak'ta satranç oyunu
- Afganistan'daki adamımız
- Karzai Taliban'a katılır mı?
- Rusya Afganistan'ı -yeniden- işgal ediyor
- Şeytanla anlaşma
- Durun, siz barışabilirsiniz
- Taliban'ın güneyi
- Taliban'la barış mı?
- Savaşma, eğit!
- "Balayı olmayacak"
- Türk gibi Afgan
- Uzak ülke
- Taliban anlatıyor
- Yeni kabus
- Karzai'den başka herkes umutsuz
- "Küçük Amerika"da büyük operasyon
- "Gelecek (insansız) göklerde"
- Afganistan'da şüpheli ölüm
- Afganistan'ın "yağmacı" yönetimi
- Türkiye'nin "Dostum" hatası
- Afganistan'da kadın olmak
- Nüfuz tacirleri
- Taliban masaya oturmaya hazır değil
Muhammed İsa ile geçen Aralık sonunda Kabil'in en işlek alışveriş merkezlerinden biri olan Furuşgah-i Afgan'da (Afgan Pazarı) gezinirken tanışmıştım. İsa hediyelik eşya satan bir dükkanın sahibiydi. Sıkı bir pazarlıktan sonra ondan 10 tane şal almıştım. Alışverişimden memnun kalan İsa, Türk olduğumu öğrenince her Afgan gibi Türkiye hakkında övgü dolu sözler söylemiş, sonra da telefon numarasını vermişti.
Tam bir ay sonra, 18 Ocak günü 20 kadar Taliban intihar bombacısı, Kabil'in merkezine saldırınca İsa'yı arama zamanının geldiğini düşündüm. Zira, dört saldırı noktasından biri, İsa'nın dükkanının bulunduğu Furuşgah-i Afgan'dı.
Telefona İsa'nın kardeşi Muhammed Kebir çıktı, ağlamaklı bir sesle ağabeyinin saldırıda hayatını kaybettiğini söyledi. Dediğine göre, dört Taliban militanı alışveriş merkezinin dördüncü katına çıkmış, sonra da üzerlerine sardıkları Patuh denen battaniye türü örtülerinin altındaki patlayıcıları ve makineli tüfekleri göstererek "yaşamak isteyen herkes buradan çıksın" diye bağırmıştı. Kebir hızla kendini dışarı atarken ağabeyi İsa dükkanını kapatmadan oradan ayrılmak istememişti. Polislerle militanlar arasında çatışma başladığında İsa içerideydi. Çatışma tam dört saat sürmüştü.
Polisin ifadesine göre, militanların asıl hedefi alışveriş merkezinin hemen yakınındaki Afganistan Merkez Bankası'ydı. Ancak intihar bombacılarından biri, bankanın kapısında üzerindeki bombanın fitilini çekmeye çalışırken kapıdaki güvenlik görevlileri tarafından vurulmuştu. Bunun üzerine diğer saldırganlar ellerindeki makineli tüfeklerle dört bir yana saldırmaya başlamış, dördü de Furuşgah-i Afgan alışveriş merkezine dalmıştı. Öte yandan saldırı, Cumhurbaşkanlığı köşkünün de o kadar yakınında gerçekleşmişti ki köşkün korumaları bile koşarak olay yerine gelmişti.
Polis, saldırılarda yedisi militan 12 kişinin öldüğünü, 70 kadar insanın da yaralandığını açıkladı. Ölenler arasında, çatışmaların tam ortasında kalan esnaf Muhammed İsa da vardı. Ancak Kebir "Ağabeyim şehit mi oldu, emin değilim, çünkü polis kurşunuyla öldürüldü" diyerek şüphesini dile getiriyordu. "Taliban militanları istese herkesi öldürebilirdi" yorumunu yapan Kebir'e göre, "Taliban'ın asıl amacı, güç gösterisi yapmaktı, bu yüzden sivilllere zarar vermemek istemişlerdi." (Pek çok Afgan, Taliban'ın saldırıya başlamadan insanların binadan çıkmasına izin vermesini bu şekilde yorumluyor.) Kebir "Taliban, 'Karzai'ye istersem köşkünü başına yıkabilirim,' mesajını vermek istedi, bu yüzden köşkün bu kadar yakınında saldırı düzenlediler" diyor. Telefonla görüştüğüm diğer Afganlar da aynı görüşteydi.
Ama herkesin merak ettiği, 20 kadar Taliban militanının nasıl olup da bunca patlayıcı ve makineli tüfekle onlarca kontrol noktasını aşıp başkente gelebildiğiydi. Herkes bunu, Afgan devlet kurumlarını bulaşıcı bir virus gibi saran "rüşvet" sözcüğüyle açıklıyor. Afgan milletvekili ve parlamentonun savunma komitesi üyesi Nur-ul Hak Ulumi, "Hükümette yolsuzlukları ortadan kaldıramazsak ve hukuka dayanan temiz bir yönetim kuramazsak, daha buna benzer pek çok olay başımıza gelir" diyor. Birleşmiş Milletler'in Suç ve Uyuşturucu Ofisi'nin geçtiğimiz salı günü yayınlanan bir açıklamasına göre, Afganistan'da rüşvet öylesine yaygın ki bu ülkede bir yıl içinde verilen rüşvet, ülkenin gayrisafi milli hasılasının çeyreğine tekabül ediyor.
Afgan istihbarat örgütünün başkanı Amanullah Salih, 18 Ocak'taki saldırıların Taliban komutanı Celaluddin Hakkani ile oğlu Seraceddin Hakkani'nin adamları tarafından gerçekleştirildiğini söyledi. Afganistan'ın doğusunda Pakistan ile sınırına denk düşen Paktia bölgesinde aktif olan Hakkani grubu, Taliban içindeki birçok gruptan biri ve Molla Ömer'in lideri olduğu Kuveyta grubundan bağımsız hareket ediyor. Afgan istihbarat şefi Salih her ne kadar "Bir alışveriş merkezine gelip sivillerin üzerine ateş etmek, başarı sayılmaz" diyerek saldırıyı küçümsemeye çalışsa da, Taliban'ın eylemi sokaktaki Afgan'ı tedirgin etmiş durumda. Birçok Afgan, yabancıların desteği olmadan Afgan güvenlik güçlerinin ülkeyi tek başına koruyacak kapasitede olmadığı görüşünde. Hatta bazıları öylesine karamsar ki bu olaydan sonra ülkeden ayrılmaya karar verdiklerini söylüyor. Telefonla ulaştığım Afgan gazeteci arkadaşım Muhammed Zaman, "Bu ülkede gelecek yok, bana bir Alman vizesi ayarla, buradan çekip gitmek istiyorum" dedi. Londra'da yaşayan bir başka Afgan arkadaşım, Asadullah Harris, ailesini ziyaret etmek için bile olsa uzun bir süre ülkesine gitmeyeceğini anlatıyor.
Başkent Kabil son dönemde sık sık büyük çaplı patlamalara ve saldırılara sahne oluyor. Geçen Ekim ayı sonunda BM'nin Kabil'deki bir konukevine saldıran Taliban militanları, Aralık başında da kısa bir süre öncesine kadar ülkenin iki numaralı ismi olan eski Cumhurbaşkanı yardımcısı Ahmet Ziya Mesud'un Kabil'deki Vezir Ekber Han semtinde (en seçkin ve iyi korunan bölge), evinin önünde bir aracı havaya uçurmuştu. Patlama o kadar şiddetliydi ki bir kilometre ilerideki evlerin bile camları inmişti.
Ancak 18 Ocak saldırısı, Taliban'ın Afgan başkentinde düzenlediği ilk toplu eylem. Bu, Afganistan'daki koalisyon güçlerinin komutanı General Stanely McChrystal'ın ülkedeki toplu yerleşim merkezlerini koruyarak halkın güvenini kazanmaya yönelik stratejisine darbe niteliği taşıyor. Amerikalı komutanın stratejisi, sivil yerleşim birimlerinin korunması ve güvenliğin aşamalı olarak Afgan güvenlik güçlerine devredilmesini öngörüyor. Nitekim, Kabil'in güvenliği Ağustos 2008'de Afgan makamlarına devredilmişti.
Afganistan'da şu an 110 binden fazla NATO ve koalisyon askeri bulunuyor. Bunun 70 bin kadarı Amerikalılardan oluşuyor. ABD her ne kadar sorunlu Afganistan-Pakistan sınır boylarına yerleştirmek üzere 40 bin ek asker göndereceğini açıklasa da önümüzdeki 18 ay içinde bu ülkedeki birliklerini aşamalı olarak geri çekmeyi planlıyor. Yani ABD sekiz, dokuz yıl daha Afganistan'da kalmayı düşünmüyor.
Bunun yerine ABD, Afgan güvenlik güçlerinin sayısını arttırmayı ve Taliban'la savaşma işini tamamen Karzai Hükümeti'ne bırakma planları yapıyor. Nitekim, Afgan hükümeti yakında koalisyon güçleriyle alınan son bir kararla, ülkede oluşturulmakta olan yeni ordudaki asker sayısının 191 binden 400 bine çıkarıldığını açıkladı. Ancak, gözden düşmüş zayıf bir yönetimin emrindeki 400 bin silahlı kişiden oluşan dağınık bir ordu, ulus bilincinin olmadığı ve etnik aidiyetin ön planda olduğu Afganistan'a yarardan çok zarar verebilir. Bu ayın başında Afganistan'ın doğusundaki bir CIA üssüne yapılan saldırı, bunu açıkça gözler önüne serdi. Ayrıca geçen yıl Taliban işbirlikçisi Afgan subayların ve polislerin saldırıları sonucu onlarca koalisyon askeri hayatını kaybetti.
Afganlar 30 yıldır gerilla taktikleri ile savaşan bir halk, zaten ülkelerine gelen işgal güçlerini de bu taktikle yenilgiye uğrattılar. Şimdi Amerikalılar bu insanlardan düzenli bir ordu oluşturmaya çalışıyor ki 30 yılın alışkanlıklarını 6-12 haftalık eğitimlerle aşmak hemen hemen imkânsız. Yeni Afgan ordusu oluşturulurken birçok hata yapıldı. Hayatta eline silah almamış işsiz gençler orduya alınırken, savaş deneyimi olan, yeni ordunun çok işine yarayacak milis birlikler Afgan hükümeti ile ISAF'ın ortaklaşa yürüttükleri bir silahsızlanma programı çerçevesinde dağıtıldı. Taliban'la savaşma işi ise deneyimsiz Afgan birlikleri ile Afganistan dağlarını tanımayan ve gerilla savaşı konusunda hiçbir deneyimi olmayan ISAF ve Amerikan birliklerine bırakıldı. Sonuç ortada.
(Oğuz, Orta Asya uzmanı.)
sayı: 66




















