MGK gibisi yok

Ama benzerleri çok.
Murat Çetin Mühürdar (AA)

Milli Güvenlik Kurulu (MGK), "devletin milli güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili alınan tavsiye kararları ve gerekli koordinasyonun sağlanması konusundaki görüşlerini Bakanlar Kurulu'na bildir(en)" anayasal bir kurum. Anayasa'nın 118. maddesine göre, MGK ayrıca "devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınmasını zorunlu gördüğü tedbirlere ait kararlar" alıyor ve Bakanlar Kurulu'nun değerlendirmesine sunuyor. Başkanlığını Cumhurbaşkanı'nın üstlendiği bu kurulu, demokratik ülkelerdeki benzerlerinden ayıran özelliklerin başında, Genelkurmay Başkanı, üç kuvvet komutanı ve Jandarma Genel Komutanı'ndan oluşan asker üyelerinin sayısının çok yüksek olması geliyor. Gerçi Avrupa Birliği (AB) uyum sürecinde 118. maddede gerçekleştirilen değişiklikle, kurulun sivil üyeleri, 22 Ekim 2001 tarihinden bu yana çoğunlukta ama bunu abartılı bir şekilde önemli bir "sivilleşme" olarak nitelemek doğru değil.

MGK, her şeyden önce, Anayasa'da ayrıntılı biçimde yer alan oluşumuyla yarı askeri bir kurum görüntüsü veriyor. MGK ve MGK Genel Sekreterliği hakkındaki 2945 sayılı kanunun 2. maddesinde yer alan tanımlara bakıldığındaysa, yarı askeri görünümlü bu kurulun görev alanının olabildiğince geniş tutulduğu görülüyor. MGK, bu yapısı ve AB ölçütlerine uyum çerçevesinde yasada 2003 yılında yapılan değişikliklere kadar asker ağırlıklı genel sekreterliği ile "devletin anayasal düzeninin, milli varlığının, bütünlüğünün, milletler arası alanda siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik dâhil bütün menfaatlerinin ve ahdi hukukunun her türlü dış ve iç tehditlere karşı korunması ve kollanmasını" içeren geniş bir alanda "devletin milli güvenlik siyasetini" üretiyor. İşte son günlerin sıkça tartışılan konusu, bürokraside "kırmızı kaplı kitap" olarak bilinen "Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi" (MGSB) de bu siyasetin yazılı olduğu dosyaları içeriyor.

Gizli nitelik taşıyan MGSB'nin, Helsinki Zirvesi ile girilen AB üyelik sürecinde yeniden gözden geçirilmesi ve güncel hale getirilmesi gerekmişti. Belgenin ne kadar güncelleşmiş olduğunu bilmek elbette mümkün değil ama basına yansıyan bilgiler, Genel Sekreterliğin bu süreci başlangıçta kolaylıkla içine sindiremediğini ortaya koymuştu. Nitekim 11 Mayıs 2000 tarihli "hizmete özel" bir belgede AB ölçütleri hakkında dönemin üçlü hükümetinin genel politikasına ne kadar uyumlu olduğu tartışılır bazı hususlar yer almıştı. MGK bu konuda şu görüşü dile getirmişti: "Türkiye'nin milli bütünlüğüne, üniter devlet yapısına ve kendine özgü gerçeklerine uymayan aşırı ve haksız AB taleplerinin yerine getirilmemesi (...)" Bu talepler arasında Kürt kimliğinin tanınması ve Kürtçe televizyon da bulunuyordu. "Ayrılıkçılığı körükleyecek ve milli birliğimizi bozacak" bu tür önerilere karşı "Atatürk milliyetçiliğinin hâkim kılınması en iyi hareket tarzı" olarak önerilmişti. MGK Genel Sekreterliği o dönemde uyum çalışmalarında gerekli reformları asgari ölçüde tutan Bakanlıklar Arası Türkiye-AB İlişkileri Siyasi Kriterler Alt Komisyon raporuna da "devletin gözetim ve denetimini yok denecek düzeye indirdiği" ve özellikle "Türkiye'nin kendine özel şartlarını dikkate almadığı" gerekçesiyle karşı çıkmıştı.

Türkiye'nin kendine özgü koşulları argümanını her konuda olduğu gibi AB sürecinde de öne sürerek, siyasi reformları en azından yavaşlatan MGK Genel Sekreterliği, buna karşılık bürokrasinin "onlarda da var" hastalığından kendini arındırabilmiş değil. Genel Sekreterlik web sitesinde yer alan bilgilere bakılacak olursa, MGK, Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) aynı ismi taşıyan kurula (NSC- National Security Council) benziyor! MGK'yı başkanlık sistemiyle yönetilen bir ülkede Başkan'ın bürosu içinde yer alan ve özellikle dış politika alanında çok farklı bir misyonu bulunan bir kurula benzetmek kolay olmasa gerek. Giderek artan üyeleri arasında, Birleşmiş Milletler nezdinde büyükelçisi ve CIA Başkanı gibi devlet memurlarının yanı sıra Genelkurmay Başkanı (Chairman of the Joint Chief of Staff ) da bulunuyor ama sadece bu noktaya odaklanmış bir benzetme doğrusu devlet ciddiyetiyle pek bağdaşmıyor.

MGK Genel Sekreterliği, benzer düşünce tarzından hareketle, 23 AB üyesi ülkede benzer kuruluşların bulunduğunu, bunlardan bir kısmında sadece sivillerin, diğer bir kısmında ise askerlerin de görev yaptığını belirtiyor; dolayısıyla Türkiye'de asker-sivil ilişkileri açısından herhangi bir sorun olmadığı izlenimi veriyor. Oysa demokratik ölçütlerin başında, askerin sivil hükümetlerin denetiminde bulunması gerekiyor; bunun için Genelkurmay'ın Savunma Bakanlığı'na bağlı olması, savunma politikalarının ve bütçesinin siviller tarafından yapılması ve denetlenmesi şart. O bakımdan, MGK'nın ve Genel Sekreterliği'nin bugünkü yapısıyla ABD'de olduğu gibi AB ülkelerindeki benzeri kurumlarla karşılaştırılması da anlam taşımıyor.

Nitekim AB'nin motor ülkelerinden biri olan Fransa'ya bakıldığında, geçen 24 Aralık günü çıkarılan bir kararnameyle Elysee'ye (Cumhurbaşkanlığı) bağlı Savunma ve Milli Güvenlik Konseyi'nin (CDSN- Conseil de Defense et de Securite Nationale) kurulduğunu görmek mümkün. CDSN'ye başbakan, savunma, içişleri, dışişleri, ekonomi, bütçe ile gündeme göre diğer bakanlar da katılıyor. Kurul, yarı başkanlık sistemiyle yönetilen ülkede daha önce Matignon'a (Başbakanlık) bağlı olarak faaliyet gösteren Milli Savunma Genel Sekreterliği'ni (SGDN- Secretariat General de Defense) kendi sekreteryasına dönüştürüyor. Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin kurulmasına ön ayak olduğu bu yeni kurum, Fransa'nın "Amerikanlaştırılması" anlamına gelmiyor belki ama Elysee'yi Matignon'a karşı daha da güçlendirdiği belli oluyor.

Bu örnekte de görüldüğü üzere, NSC gibi, CDSN de MGK'ya hiç benzemiyor. Genel Sekreterlik web sitesi Fransa ile ilgili bilgileri daha güncelleme fırsatı bulamamış anlaşılan ama güncellenmesi gereken, sadece bilgiler değil elbette. Bünyesinde hiç asker bulunmayan yeni bir Milli Güvenlik ve Savunma Konseyi oluşturan Fransa'da silahlı kuvvetlere, halk arasında "Büyük Dilsiz" (La Grande Muette) deniyor. Bu deyiş, üniformalıların topluma yönelik resmi açıklamalarda bulunmamalarından kaynaklanıyor. Fransa, bu yönüyle örnek gösterildiğinde, Türkiye'nin özel koşullarından söz etmek, ama söz konusu web sitesinde olduğu gibi işine geldiğinde, bazı zorlamalarla "onlarda da var" demek pek tutarlı olmuyor.

MGK Genel Sekreterliği web sitesinde, AB üyeleri arasından bazılarındaki milli güvenlik kurullarında, genelkurmay başkanlarına ilâve olarak, kuvvet komutanlarının da yer aldığı belirtiliyor. Bu ülkelerden biri olan Portekiz'de Milli Savunma Yüksek Konseyi (CSDN-Conselho Superior de Defesa Nacional) bulunuyor. Bu kurul aslında tartışmakta olduğumuz milli güvenlik kurullarından farklı olarak milli savunma işleri ve silahlı kuvvetlerin işleyişi ve disiplini konularıyla ilgileniyor. Bu açıdan değerlendirildiğinde Milli Güvenlik Kurulu benzeri bir yapı olarak sunulması doğru değil. Dolayısıyla, cumhurbaşkanına bağlı olan böyle bir kurulda, yüksek askeri şuralarda olduğu gibi, genelkurmay başkanına ilave olarak kuvvet komutanlarının da yer alması doğal. Bununla birlikte, CSDN'de, dört asker üyeye karşılık, başbakan, yardımcıları, savunma, içişleri, dışişleri, ekonomi, maliye, sanayi, iletişim bakanları: Meclis Milli Savunma Komisyonu Başkanı, iki milletvekili ve Asor (Açores) ve Madeira Adaları temsilcileri gibi yine de çok sayıda sivil üye bulunması dikkat çekiyor.

Demokratik ülkeleri kapsayan bu kısa ufuk turunun da ortaya koyduğu gibi, MGK olsun, MGK Genel Sekreterliği olsun, bünyesinde askerin ağırlığı kabul edilebilir ölçünün üzerinde olan ve ileri sürüldüğünün aksine benzerlerine benzemeyen kurumlar. Sorunun kökeninde, Türkiye'de hâlâ demokratik hukuk devletinin asker-sivil ilişkilerinde belirlediği temel ölçütlere uymayan anayasal ve yasal bir çerçevenin bulunması yatıyor. Bu çerçeveyi "özel koşullar" gerekçesi ardına sığınarak sürdürmeye çalışmak, Türkiye'yi çağdaşlaşma yolunda frenlemekten başka bir işe de yaramıyor.

(Özçer, Madrid Büyükelçiliği eski Müsteşarı, Avrupa Birliği Siyasi Kriterler Dairesi eski Başkanı, Lyon eski Başkonsolosu.)

sayı: 68

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar
Member Comments

 
 
 

Geçen Temmuz'a kadar Rusya Devlet Başkanı'nın insan hakları danışmanlığını yapan Ella Pamfilova'yla röportaj...

 
 

Hosted Villas'taki köşkümde yüzme havuzu, iki teras, çatıda güneşlenme alanı, gül bahçesi ve ayrıca konsiyerj ve şoför bulunuyor. ...

 
The Peek
 
 

Film, coplarla dövülen, göz yaşartıcı gaza maruz kalan silahsız Filistinli protestocuları gösteriyor.

 
 
 
 

Neden artık tam demokrasi içinde yerini almalı? Ve neden askerler kadar siviller de bu konuda dersine çalışmalı?