Asya'nın nal toplayanı

1980'lerin başından beri 10 milyonu aşkın Filipinli yurtdışında daha iyi koşullar aramak üzere ülkeyi terk etti.
Kevin Cooley (Redux)

Bir süredir dünya, kelimenin tam anlamıyla Filipinliler'i sollayıp geçiyor. 1960'ta ülke kişi başına düşen milli gelir bakımından Japonya'nın ardından, Asya'nın ikinci büyük ekonomisiydi. Fakat 1970'lerde Güney Kore ve Tayvan, 1980'lerde de Malezya ve Tayland yarışta öne geçti. Çin 1990'ların sonunda atağa kalktı. Şimdi -pek çok Filipinli elitin ölseydik de bunu görmeseydik diyecekleri bir durum- Endonezya da Filipinler'i geride bıraktı.

12 yıl aradan sonra Manila'ya yaptığım seyahatte gördüm ki ülkede pek az şey değişmiş. Yine aynı otelde kaldım; geçen dönemde daha iyi bir otel inşa edilmemişti sanki. Tanışacak pek az yeni şirket vardı ve piyasaya hâlâ bir avuç aynı aile şirketi hakimdi. Kökleri II. Dünya Savaşı'na dayanan Filipin usulü küçük otobüsler ülkede yaygın. Pek çok başka Asya şehri yeni afili havaalanlarıyla övünürken, Manila'ya seyahat eden yabancı yolcular hâlâ 1970'lerde yürürlüğe giren gümrük prosedürleri nedeniyle saatlerce bekliyor.

1950'lerde ve 60'larda Asya'nın, Burma ve Sri Lanka ile beraber en ümit vadeden ülkelerinden sayılan Filipinler'in ciddi anlamda çaptan düşmesinin işareti bunlar. Uzun vadeli projeksiyonların genelde nasıl boşa çıktığına ve insan sermayesi ve doğal kaynak zenginliğinin bile ekonomik sıçramaya yetmeyebileceğine dair hazin bir uyarı. 1970'lerin ve 80'lerin Brezilya'sından daha yakın zamanlara ait bir örnek olan Tayland'a, kurumları zayıf olan ve sert reformları hayata geçiremeyen ülkelerin birkaç başarılı yılın ardından yollarını kaybettikleri örneklerle dolu tarih. Filipinler 1950'li ve 60'larda yılda ortalama yüzde 6 büyüdüğü bir dönemin ardından, sürekli siyasi istikrarsızlıktan ve ekonomisini liberalleştiremediğinden bölgeye arka arkaya gelen yatırım dalgalarını kaçırdı. Yatırımın ülke GSYİH'sindeki payı ancak yüzde 15 -ülkenin II. Dünya Savaşı sonrası tarihinde görülen en düşük yüzde. Her ne kadar ekonomisi Marcos sonrası dönemde yılda ortalama yüzde 4 büyüse de bu büyüme, nüfusu yılda yüzde 2'den fazla artan bir ülke için küçük bir ilerlemeye tekabül ediyor.

Yeni havaalanının açılışıyla ilgili destansı hikâye ülkenin neden nal topladığının çok iyi bir örneği. Başta havaalanının 2002'de açılması planlanmıştı, ancak hükümetle projenin ana yüklenicisi arasındaki hukuki kavgalar havaalanının tamamlanmasını sürekli erteledi. Projenin etrafında gelişen tartışma ortamı da Filipinler'de yasaların gayet öznel yorumlanabildiğini ve oyunun ortasında kuralların sık sık değiştirilebildiğini gösteriyor. Haliyle yabancı yatırımlar buraya pek yanaşmıyor. Hem Endonezya hem de Filipinler bundan on yıl önce yalnızca yıllık 1 milyar doların üzerinde doğrudan yabancı yatırım çekmişti. Geçen yıl Endonezya bu tip yatırımlarda 8 milyara ulaşırken Filipinler'de bu rakam 1,2 milyar dolarda kaldı. Bu rakam, 1990'lardan bu yana değişmiyor. Araba satışlarından tutun çimento tüketimine kadar diğer pek çok ölçüt açısından da Filipin ekonomisi uzun yıllar düz bir grafik takip etti.

Şu an karşılarındaki soru şu: Mayıs ayında yapılacak başkanlık seçimleri oyunun gidişatını değiştirebilir mi? Tıpkı Endonezya'da Susilo Bambang Yudhoyono'nun 2004'te iktidara yükselişinin ardından olduğu gibi. Altı yıl önce Endonezya ve Filipinler arasında kişi başına düşen milli gelirden siyasal çalkantılara ve yerel tüketici potansiyeline kadar pek çok benzerlik vardı. Endonezya'nın ekonomide bir kusursuzluk örneği olduğu pek söylenemez, ancak geçen birkaç yılda yakaladığı görece başarı, bir nebze siyasal istikrar ve birkaç temel ekonomik reformun düşük gelirli bir ülkenin düze çıkmasına yetebileceğini gösteriyor.

Özgür ve adil bir başkanlık seçimi iyi bir başlangıç olabilir. Yeni hükümeti bekleyen gündem çok net. Yatırım, uzun zamandır büyüme denklemindeki eksik bileşendi, dolayısıyla yeni hükümet yatırım için daha iyi bir ortam yaratmakla işe başlamalı. Bu da, daha güçlü bir ihale yasasının yürürlüğe sokulması, daha az yasal müdahale ve kilit iş sahalarında hakim olan oligarşik unsurların ellerinde tuttuğu aşırı gücün kırılması anlamına geliyor. Başarının önemli bir ölçütü, ülkeden göçün hızını yavaşlatma becerisi olacak. 1980'lerin başından beri 10 milyonu aşkın Filipinli yurtdışında daha iyi koşullar aramak üzere ülkeyi terk etti. Ülkenin, bu işgücünün bir kısmının eve dönmesine, o insanların ülke ekonomisini canlandıracak üretime katılmasına ihtiyacı var.

sayı: 68

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar
Member Comments

 
 
 

Geçen Temmuz'a kadar Rusya Devlet Başkanı'nın insan hakları danışmanlığını yapan Ella Pamfilova'yla röportaj...

 
 

Hosted Villas'taki köşkümde yüzme havuzu, iki teras, çatıda güneşlenme alanı, gül bahçesi ve ayrıca konsiyerj ve şoför bulunuyor. ...

 
The Peek
 
 

Film, coplarla dövülen, göz yaşartıcı gaza maruz kalan silahsız Filistinli protestocuları gösteriyor.

 
 
 
 

Neden artık tam demokrasi içinde yerini almalı? Ve neden askerler kadar siviller de bu konuda dersine çalışmalı?