Bu doktor aynı fikirde değil
Televizyon kapalıydı. sokaktaki otomobil seslerinin dışında, oda sessizdi. Yataktan çıkmaya takatim yoktu, beyaz tavana bakıyordum. İki hafta önce, 11 Eylül'de, kız kardeşim işyerinin bulunduğu Dünya Ticaret Merkezi'nde hayatını kaybetmişti. Cenaze törenini planlamaya yardım etmiştim ve dairesini boşaltmıştım. Sonra bedenim tükendi.
Hayatımda ilk defa içimden hiçbir şey yapmak gelmedi; ne bir şeyler okumak, ne yazmak, hatta müzik dinlemek bile. Psikoterapiye gittim, bir sinagogu, bir kiliseyi, dairelerin içinde yürüyüp ziller çaldığım bir Budist tapınağını ziyaret ettim.
Antidepresanın faydalı olacağını düşünmüyordum, fakat birini denemeye karar verdim. Belki de kederimi bir "gelişim deneyimi" olarak daha uzun bir süre yaşamalıydım. Fakat kısa sürede kendimi daha iyi ve mutlu hissettim. Ayrıca hastalık ve tedavisine dair düşüncelerim değişti.
Geçen ay Amerikan Tıp Derneği dergisinde (JAMA) hafif ve orta seyirde depresyon geçiren hastalarda antidepresanların, plasebodan daha etkili olmadığını ileri süren bir makale yayımlandı. Sayısız hasta "Tedaviyi durdurmalı mıyız" şaşkınlığı içinde. Diğer bir kısım, Amerikalıların gereğinden fazla ilaç kullandığında ısrarcı.
Bütün bu durum karşısında ne yapmalıyız? Öncelikle bazı gerçekleri sıralayayım. Antidepresanların ciddi majör depresyon vakalarında işe yaradığı açıkça ispat edildi. Çoğu kanıt bu ilaçların hafif fakat iki yıl veya daha fazla süren kronik depresyonlarda (distimi) etkili olduğunu gösteriyor. Sorun bu ilaçların daha kısa süren veya daha az yoğun olan hafif depresyonlarda işe yarayıp yaramadığı. Bu önemli, çünkü majör depresyon, her beş kişiden birini hayatının bir döneminde etkiliyor. Depresyon geçiren pek çok insan bu hastalığın ağır biçimlerine yakalanmıyor. Kişisel deneyimimden ve tedavi ettiğim hastalardan hareketle söyleyebilirim ki, antidepresanlar hafif depresyon vakalarında da -herkes için olmasa bile pek çok kişi için- kesinlikle faydalı olabiliyor. Hal böyleyken, ortada niçin bir tartışma ve görünüşe göre birbiriyle çelişen bulgular söz konusu?
Bunun cevabı kısmen, bizim "hafif" depresyondan ne anladığımızla alâkalı. Depresyon, hastaları yoğunluğu, süresi ve etkisi açısından çok farklı şekillerde etkileyebiliyor. Bu etkiler, geçici bir hüzün hissinden daha büyük belirtilere kadar uzanıyor. Geçici hayal kırıklıkları nedeniyle oluşan birkaç günlük depresyon için haftalarca süren tedaviler, ne uygun ne de faydalı oluyor.
Tolstoy'un da yazdığı gibi, "Her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine özgüdür". Bu düşünceden hareketle her mutsuz bireyin mutsuzluğunun kendine özgü olduğunu iddia ediyorum. Bir depresyon, hafif olsa da, çok kısa süre içinde bitebileceği gibi yıllarca devam da edebilir ve hayattaki işlevselliğinizi kökten değiştirebilir -ya da hiçbir değişiklik olmaz.
JAMA makalesi minör depresyonu da ele alıyordu; fakat gün içinde işlevsellikteki düşüşü veya hayat kalitesindeki azalmayı ya da tedavi öncesindeki belirtilerin sürelerini incelemiyordu. Bütün bunlar ilaçların etkinliği üzerinde tesir edebilecek unsurlar. Ne yazık ki, bu tartışma her iki tarafın da kendine güçlü yandaşlar bulduğu ve ön yargılarla hareket edilen bir kutuplaşma ekseninde yürüyor. İlaç şirketleri ilaçlarını ellerinden geldiğince geniş bir kesime pazarlamak istiyor. Reçete yazamayan birçok psikolog ve sosyal hizmetli, çoğalan antidepresanların hastalarını ellerinden almasından korkuyor.
Bu ilaçlarla ilgili tartışma sosyal meselelerde de kendini hissettiriyor. Genelde, majör depresyondan mustarip pek çok hasta tedaviyi kabul etmiyor. Birçoğu damgalanma korkusu ve utanç nedeniyle kendini daha da kötü hissettiğini doktora söylemekte zorlanıyor. Tedavi gören hastaların büyük kısmı ise akıl sağlığı uzmanlarınca değil, birinci basamakta hizmet veren hekimler tarafından tedavi ediliyor. Pratisyen hekimler hâlâ psikiyatri alanında çok az eğitim görüyor. Bu tedavileri neredeyse hiçbir sigorta paketi karşılamıyor, hele psiko-terapiyi kapsayan hiç yok.
Doktorları psikiyatrik belirtiler ve tedavi konusunda daha çok eğitmemiz gerekiyor, halkın ilaçlara karşı tutumunu değiştirmeliyiz, sigorta kapsamını kişiye özgü akıl sağlığı tedavisini içine alacak şekilde genişletmeliyiz ve çeşitli tedavilerden kimin kesin fayda göreceğini tamamen anlamak için araştırmalar yürütmeliyiz. Hafif depresyon geçiren hastalar antidepresanlardan fayda görebilir, fakat bunu denemeden bilemezler. Araştırmalarda -tek tek bireyler değil- büyük grup ortalamaları değerlendiriliyor. Yine de tedbiri elden bırakmamalı. Bunlar her derde deva ilaçlar değil. Benim aldığım ilaçlar işe yaradı. Sonunda, televizyonu açtım, okumaya ve yazmaya başladım. Fakat yine de bu ilaçların kime nasıl fayda sağlayabileceğini merak ediyorum.
(Klitzman psikiyatr. Doktorlar Hasta Olduğunda (When Doctors Become Patients) adlı kitabın yazarı. ABD'de Columbia Üniversitesi'nde biyoetik yüksek lisans programının yöneticisi.)



















