Euro bölgesine bir şey olmaz
Spekülatörler Yunanistan'ın Euro bölgesinden erken ayrılacağı üzerine bahse başladı. Siyaseten yozlaşmış bu sıkıntılı ülke uzun zamandır iç borç rakamlarının yükü altındaydı. Şimdi yıllar sürecek bir hareketsizlikle (tabii deflasyon ve depresyona dönüşmezse) karşı karşıya kalan Yunanistan, rekabet gücünü yeniden kazanmak için kamu açıklarını budayıp ücretleri azaltıyor. Geçen ay sızan gizli bir belgede, Avrupa Komisyonu, güçlü ve zayıf Euro ülkelerinin arasındaki "dengesizliklerin" Euro'nun kendi varlığını riske attığı uyarısında bulunuyordu.
Yanılıyorlardı. Para birlikleri, zayıf üyeleri onları terk etti diye yıkılmaz. Yunanistan yeni Drahmiler basmaya başladığı anda, para değeri Euro karşısında hızla değer kaybedecektir. Çok düşük değerli bir Drahmi sayesinde, Yunan şarabı ve Yunanistan seyahatleri yabancılar için çok ucuz hale gelebilir. Ama mevduat kaçışları, azgın enflasyon ve değersiz, yeni para birimiyle Euro'ya bağlı eski borç ve mortgage'ları ödeme yükümlülüğü yüzünden rekabetçilik bakımından Yunanistan'ın bu kazanımı pahalıya patlayacaktır. Yunanistan'ın beceriksiz politikacıları bu riski alsa bile (suçu dışarıya atma şansı getireceğinden düşünülmeyecek şey değil) bu, Euro bölgesine zarar vermeyecektir. Euro, Yunanistan'sız, hatta İspanya ve Portekiz olmadan bile istikrarını pek yitirmez. (Üçü beraber Euro bölgesi GSYİH'sinin ancak yüzde 18'ini oluşturuyor.) Aksine, Polonya gibi birkaç gelişmiş Orta Avrupa ekonomisiyle birlikte Almanya ve Fransa odaklı Euro, birliği daha güçlü kılacaktır, zayıf değil. Bunun riski ise sonuçta değil; sonuca giderken yaşanacak finansal ve siyasi kargaşada yatıyor.
Euro bölgesi zayıf üyeler ayrıldığında değil, güçlüler bu işte bir kâr görmediğinde parçalanır. Bugün Almanya, köşe taşı ülke konumunda. Avrupa'nın en büyük ekonomisi, biraz hırpalansa da nispeten sağlıklı kamu maliyesiyle ve halkı tarafından sorgulanmayan bir ekonomik modelle krizden çıktı. Ortak para birimine iyiden iyiye yatırım yapan Alman politikacılar -ve Avrupa'da hiç olmadığı kadar hakimiyet kuran Alman firmaları- sayesinde bu senaryo gerçekten hayli uzak.
Aksine, Almanya parasal ve mali disiplinini Avrupa'nın kalanına empoze etmek için epey uğraşıyor. İçeride, 2016'dan itibaren bütçe açığının önüne geçen yeni bir anayasal değişiklik yaşandı. Şansölye Angela Merkel, Letonya ve Macaristan gibi ülkeleri IMF'nin kucağına iten, zayıf ekonomilere yönelik AB kurtarmalarını veto etti. Frankfurt merkezli Avrupa Merkez Bankası (ECB), Amerikan Merkez Bankası'nın tersine, enflasyonla savaşta katıdır ve ekonominin marşına basmak için mali politikalar kullanması da yasaktır. Bu yüzden krizin başından beri Euro'nun dolar karşısında yüzde 20 yükselmesi pahasına, Avrupa ekonomisine, ABD'deki merkez bankasının yaptığından çok daha az para pompaladı. ECB Başkanı Jean-Claude Trichet, Yunanistan'a kendi reformunu yapması gerektiğini ve bir kurtarma olmayacağını söyledi. Merkel, şimdi ECB'nin tutumunu yumuşatmayacağından emin olmak için, Alman Merkez Bankası Başkanı Axel Weber'in, gelecek yıl görev süresi dolacak Trichet'nin yerini alması için bastırıyor.
Ekonomik krizin odağı para sektöründen kamu sektörüne geçerken, daha fazla risk ve acı ortaya çıkacaktır. Para birimi Euro'ya sabitlenmiş Letonya'da kamu harcamalarının budanması ülkenin hızla depresyona girmesine yol açtı; GSYİH son iki yılda yüzde 24 azaldı. Bütçe açığını kamu personeli maaşlarında geniş kapsamlı bir indirime giderek kapatmaya çalışan İrlanda'da da aynı dönemde yüzde 8'lik bir GSYİH azalması yaşandı. Yunanistan'daysa geçen hafta çiftçiler sübvansiyonların dondurulması için yapılan plan karşısında ayaklandı.
Balon ve bütçe açığı problemi yaşayan ülkelerin özellikle Euro bölgesinde iş gücünde de rekabetçiliklerini yitirmesi tesadüf değil. İrlanda, İspanya ve Yunanistan ücret artışlarını, Euro'nun başlangıcından bu yana Almanya'ya göre yüzde 20 daha hızlı gerçekleştirdiler. Şimdi daha da rekabetçi hale gelen Almanya, Euro bölgesinin daha zayıf üyeleriyle Çin tarzı ticaret fazlası üretiyor. Para birimine dayalı emniyet supabı olmadan bu ülkeler, üretkenliği arttırmak için üretim ve iş gücü reformlarıyla birlikte ciddi ücret kesintileri de yapmak zorunda kalacak.
Bu problemleri çözmek Avrupa'yı bir siyasi kurum olarak daha da güçlendirebilir. Tıpkı Büyük Bunalım'ın ABD'yi daha da sıkı bir federalizme ittiği gibi, bugünün ekonomik krizi de Avrupa'yı daha yakın bir birliğe zorlayacaktır. Halihazırda geçen hafta AB Komisyonu, Yunanistan'da reformlar için bastırmaya başladı. Euro bölgesi, ekonomik krizle baş etmeye uğraşırken bir siyasi yönetim biçimine de sahip olabilir. Nitekim şüpheciler bir para birimi birliğinin iş görmesi için bunun gerekli olduğunu hep vurguluyordu. Tünelin ucunda daha birleşik bir Avrupa, reforme edilmiş problemli ekonomiler ve nihayet daha da rekabetçi bir Avrupa görebiliriz.



















